KÂINÂT'IN ÖMRÜ; BİTECEK

Konuya girerken tartışılan bir soruyla başlayalım: Kıyamet sadece dünyamızı mı yok edecek? Yoksa Cenab-ı Hak dışında tüm kainatı mı yok edecek? El cevap: Cenab-ı Hakk'ın zatı dışında tüm kainatın sonu gelecek. Sonra da Rabbimiz hangisini dilerse onla tekrardan ömür verecek.
Kainat ismi nereden gelir?
Cenab-ı Hak bir şeyi yaratırken "Kün" yani "Ol" emrini kullanır. Rabbimiz bunun dışında başka bir lafız kullanmaz. Cenab-ı Hak'tan sudur eden tek kelime "Kun"dur. Diğer sözleri Cenab-ı Hak adına melekler kullanırlar. İşte kainat bu kün kökünden türemiştir.
Hazreti Peygamberimiz hakkında bazı sıfatlar kullanırız: "Fahri Kainat", "Fahri Alem" gibi sıfatlar özellikle Süleyman Çelebi'nin mevlitlerinde sıklıkla kullandığı sıfatlardır. Fahri Kainat, kainattaki bütün yaratılmışların iftihar ettiği demektir. Fahri Alem; bu kainatta kaç bin alem varsa bu alemlerin övünç kaynağı anlamına gelir. (Eskiden 18.000 ifadesi kullanılırdı ama bu çoğunluğu ifade etmek içindir, alemlerin tam sayısını bilemeyiz.) Peygamberimiz "Seyyid-i Kainat"tır; kainatın seyyidi, büyüğü ve efendisidir. "Seyyidüs-Sakaleyin"; Hazreti Adem'den itibaren kendinden önce var olan insanlık ve cinler aleminin efendisi demektir. "Seyyidül-Enam"; Toprak üstünde, toprak altında, suda ve havada ne kadar hayvanat varsa hepsinin büyüğü anlamına gelir. "Seyyidül-Enbiya", bütün peygamberlerin efendisi demektir. "Zübde-i Kainat" bütün kainatın zübdesi yani hakikatidir. Rabbimiz ilk önce onun nurunu yaratıyor sonra da o nurdan alınan parçalarla kainatın tamamını yaratıyor. Kainatın özü anlamına gelen "Zübde-i Kainat" sıfatı buradan gelir.
Kainatta olan her şey insanın bedeninde de mevcuttur. Kainat, büyüklüğünü sadece Rabbimizin bildiği bir yaratılmış; İnsan ise bu kainatın bütün hücrelerini kendinde toplayan hakikatin özüdür.
Son olarak Hazreti Peygamberimiz için "Mefhar-i Kainat" ve "Mefhar-i Mevcudat" sıfatları kullanırız. Kendisiyle iftihar edilen, kainatın övündüğü zat anlamına gelir. Bütün bu sıfatlarda gördük ki Hazreti Peygamberimiz yaratılmış olmasaydı, belki kainat da yaratılmayacaktı.
Buradan konuya geçiş yaparsak; kainatta tesadüf diye bir şey yoktur. Son yüzyılın Müslümanları bunu diline pelesenk ettiler ama basa basa söylüyoruz ki Kainatta tesadüf yoktur. Tesadüf denildiğinde; Cenab-ı Hakk'ın otoritesinin dışında kendiliğinden olmuş ve bunu önlemeye Rabbimizin gücü yetmemiş anlamı çıkar. Bu yüzden bir Müslüman bu kelimeyi ancak bilinçsizlikten kullanabilir.
Savaş uçaklarının hızı saatte en fazla 1000-1200 kilometredir. İçinde bulunduğumuz ve dönüşünün farkında olmadığımız dünyamızın saatteki hızı ise 1600 kilometredir. Uçakların bile ulaşamadığı bu hıza rağmen dünya bizi ne dışarı atıyor ne de savuruyor. Yaratılışından bugüne kadar hızında ve kainatın düzeninde hiçbir anormallik yaşanmamıştır. Dönmesinde, ecramında, verilen ömürde ve Güneş'in doğup batacağı saatte bugüne kadar herhangi bir olumsuzluk olmamış, bundan sonra da asla olmayacaktır. Bu durum Rabbimizin büyük yönetim gücünü gösterir. Hiç arıza yaşanmaması nasıl tesadüf olabilir? Kendi başına olan bir şeyde böyle bir düzen mümkün müdür?
Kur'an-ı Kerim "Elhamdülillahi rabbil alemin" diye başlar ve "Bütün alemleri terbiye eden" anlamına gelir. Cenab-ı Hak zatı gereği "Vacibül Vücut"tur. Yani zatının varlığı zorunlu ve farzdır. Varlığı hakkında şüphe edilemez; ezelidir, ebedidir ve sonsuzdur. Varlığı kendi zatındandır, bir başkasının var etmesiyle olmamıştır.
Bakara Suresi'nin 255. ayeti olan Ayetel Kürsi'de bunu telaffuz ederiz. Ayetel Kürsi, Kur'an'daki ayetlerin makam olarak en yükseğidir ve bütün manaları bünyesinde toplar. Ayette geçen "Hayy", diri olduğunu; "Kayyum" ise bütün kainatı yönettiğini ifade eder. Devamındaki "Sinetün vela nevm" ifadesi ise O'nun ne uyuduğunu ne de uyukladığını belirtir. Cenab-ı Hakk'ın zatı ve sıfatları dışındaki her şeye "Alem" denir.
Dünyamız için "Mülk Alemi" ve "Şehadet Alemi" ifadelerini kullanırız. Kur'an'ın 67. suresi olan Mülk Suresi, bu dünya mülkünü ve onu lütfeden Rabbimizi anlattığı için bu ismi almıştır. Diğer adı olan "Şehadet Alemi" ise her şeyin delillendirildiği ve her kulun hesaba çekileceği alem anlamına gelir. İman esasımız olan ahiret alemi, cennet ve cehennem şu an kainat boşluğunda mevcuttur. Henüz görüp gitmediğimiz için oraya "Melekut Alemi" deriz.
Günümüzde kullanılan "Tabii" ve "Tabiat" kelimeleri Kur'an'daki "Tab" kökünden gelir ve mühürlemek, damgalamak anlamına gelir. Ancak ateistler bu kelimeyi Yaratıcı'nın varlığını örtmek ve her şeyin kendiliğinden oluştuğunu savunmak için kullanırlar. "Doğa" kelimesi ise Fransızca "Naturel" sözcüğünden Türkçeye uyarlanmıştır. "Evren" kelimesi ise bilimsel olarak ispatlanan maddeleri ifade etmek için kullanılır ve kainatın küçük bir parçası olan dünyayı tanımlar.
Kıyamet konusuna gelirsek; iki türlü kıyamet vardır. Birincisi anbean yaşamak üzere olduğumuz ölüm, ikincisi ise iman ettiğimiz ama görmeyeceğimiz kainatın kıyametidir. Nitekim Peygamber Efendimiz "Her insanın kıyameti kendi ölümüdür" buyurmuştur.
Hadis-i şeriflerde insanın kendi ölüm anı ve kıyameti şöyle anlatılmaktadır:
Yüce Allah bir kula hayır dilediğinde, ölmeden bir yıl önce cennet bekçilerinden özel bir melek görevlendirir. Bu melek kişiyi hayırlı amellere yönlendirir, durumunu ıslah eder ve hazırlık yapmasını sağlar. Melek bazen kişinin sırtına elini sürer ve kişi vücudunda bir serinlik hisseder. Bu kul içinden gelerek sadaka verir ve öldüğünde insanlar onun hakkında güzel konuşurlar.
Ölüm anı geldiğinde Kıyame Suresi'nde belirtildiği gibi bacaklar birbirine dolaşır. Ruh ayak başparmaklarından çekilmeye başlar ve ayaklar tutmaz hale gelir. Müminin ölümü sırasında göğsü inip kalkar, tüyleri diken diken olur, parmakları yumulur, gözleri yaşarır, alnı terler ve burun delikleri genişler. Bedenin her yerindeki ruh burun deliğinde toplanıp oradan çıkar.
Kafir veya münafık kimselerde ise ölüm anında boğulmuş deve yavrusu gibi hırıldama olur, yüzü kararır, ağzı köpürür ve meleklerin vurması sebebiyle avurtları şişer. Bu durumlar Allah tarafından inen bir azaptır.
Ölmek üzere olan kişilere La İlahe İllallah demeleri telkin edilmelidir. Telkin yaparken ısrarcı olunmamalı, sadece yanında kelime-i tevhit telaffuz edilmelidir. Kişi bunu diliyle, eliyle veya gözleriyle ifade edebilir. Ölüm anında hilim sahibi kimseler bile şaşkınlık yaşarlar. Onlar bizim görmediklerimizi görür ve duyarlar. Bu an, şeytanın insanla imani bir mücadeleye girdiği en kritik andır.
Hazreti Peygamberimiz: Canım elinde olana yemin olsun ki ölüm meleği ile karşi karşiya kalmak bin kiliç darbesinden daha güçtür. Bu durum karşısında insanın vücudundaki bütün sinirler ayrı ayrı acı çekmedikçe ölüm gerçekleşmez. Kişi, varacağı yerin cennet mi yoksa cehennem mi olacağını bilmeden ölmez, buyurarak ölüm meleği ile karşı karşıya kalmanın zorluğunu ifade etmiştir. Bu durum kesin ve doğrudur.
Resulullah Efendimizin kelamından tane tane anlıyoruz ki:
Müminin ölüm anı geldiğinde rahmet melekleri beyaz ipek elbiselerle gelirler. Ruh çıkınca onu kundaklayacak giysileri getirirler. Bu melekler namaz vakitlerinde insanların namaz kılıp kılmadığını takip eden meleklerdir. O yüzden namazı yüzeysel geçmeden yudum yudum içmek gerekir. Kişi namazlarını sürekli değil de aksatarak kılıyorsa durumu farklılaşır.
Geçtiğimiz yıllarda 8 milyar insanı etkileyen bir virüs musibeti yaşadık. O virüs sürecinde cuma namazı dahi bir süre kılınamadı. O güne kadar sürekli namaz kılıyor görünenlerin üçte ikisi namazı terk etti ve halen de kılamıyorlar. Çünkü Allah da nasip etmiyor.
Şayet ölen kişi namazlarına devam eden biri ise melekler ona yaklaşır, etrafını sarar ve İblis'i ondan uzaklaştırırlar. İblis sürekli içeri girmeye çalışır fakat melekler onu kovarlar. Biz duymayız ama vefat eden kişi melekleri hem görür hem duyar. Melekler sürekli namaz kılan o kişiye "La ilahe illallah Muhammedur Resulullah" sözünü telkin ederler. Yanında kur'an okunur ve dua edilirse melekler o dualara "Ya Rabbi, bu duayı sekerat çekmekte olan bu kulun için kabul eyle" diye amin derler.
Bazı hazımsız kesimler vefat edenin yanında Yasin suresi okunmasını bir türlü kabullenemezler ama Habibullah Efendimiz, "Ölmek üzere olanın yanında Yasin suresi okunursa Allah ona ölümü kolaylaştırır" buyurmaktadır. Konumunuz veya diplomanız ne olursa olsun, bizim için Rabbimin ve Peygamberimin sözü esastır; gerisi bir curcunadan ibarettir. Peygamberimiz "Okuyun, ölümü kolaylaştırır" diyorsa biz okuruz; hakiki iman budur.
Ardından müminin ruhuna hitaben; "Sen Rabbinden razı, O da senden razı olarak Allah'ın rahmetine ve reyhana çık" emri verilir. Bunun üzerine müminin ruhu, en güzel misk kokusu gibi bir kokuyla vücuttan çıkar. Reyhan, cennetin baskın ve ağırlıklı kokusudur; Kur'an-ı Kerim'de de iki kez geçer.
İnsan öldüğünde gözünün yukarıya dikildiğini görürüz. Hazreti Peygamberimiz şöyle buyurur: Yüce Allah, "Mümin kulum bana hamdettiği halde ben onun canını iki göğsünün arasından alırım" der. Ruh kabzhedildiği zaman bir silüet oluşturur ve insan onu gözüyle görür. Ruh oradan çıkarken göz onu takip ettiği için yukarıya dikili kalır. Sonra melekler bu ruhu, getirdikleri beze sarmalayarak elden ele aktarırlar ve gökyüzüne çıkaracak meleklere teslim ederler. Gökyüzü kapılarına kadar getirildiğinde oradakiler, "Yeryüzünden getirdiğiniz bu koku ne kadar da güzeldir" derler.
Bu ruhu, diğer müminlerin ruhlarının yanına koyarlar. Sizden birinin uzaktan gelen bir yakınına sevinip kavuştuğu gibi, onlar da yeni gelen ruha öyle sevinirler. Hemen hepsi başına toplanıp "Dünyada bıraktığımız falan kişi ne yaptı, filan kişi ne yaptı?" diye akrabalarını sorarlar.
Bir kısmı ise "Bırakın onu, dünya üzüntüsü içinden yeni çıktı, biraz zaman geçsin sonra sorarsınız" derler. Yeni gelen ruh, sorulan kişilerden biri hakkında "O benden önce öldü, sizin yanınıza gelmedi mi?" diye sorunca, oradakiler o kişinin cehennemlerin anası ve en ağır azabın bulunduğu Haviye cehennemine götürüldüğünü anlarlar.
Dünyada işlediğimiz iyi ya da kötü amellerimiz, ahirete göçmüş olan akraba ve yakınlarımıza gösterilir. Amellerimiz güzelse bizden öncekiler birbirlerine müjdeleyip sevinirler ve "Ey yüce Rabbimiz, ona olan nimetlerini eksiksiz ver ve güzel ameller üzerindeyken canını al" diye dua ederler. Kötü ameller işlendiğinde ise bunu görüp "Ey yüce Rabbimiz, ona güzel işler yapmasını ilham et, onu doğru yola ilet ve bu amellerinden razı ol" diye dua ederler. Kötü amellerinizle ölülerinizi rezil etmeyin; çünkü amellerimiz sadece akrabalarımıza değil, ölmüş olan dostlarımıza da gösterilir.
Kafir kimsenin ölüm anı yaklaştığında ise azap melekleri kıldan yapılmış kalın ve sert bir elbise getirirler. Kızgın ve gazaplı olan Rabbimizin emriyle ruhu bu elbiseye sarmalarlar ve ruhun ızdırabı daha orada başlar. Bedenden çıktığı an "Rabbini azabına çık" derler. Kafir ruhu son derece pis bir kokuyla çıkar. Ölüm anındaki kişinin son nefesi "uf" diye çıkar; o anda odaya ya güzel bir koku ya da pis bir koku yayılır. Müminin ruhu semalara yükselirken, kafirin ruhu ise yer altındaki berzaha, kafirlerin ruhlarının bulunduğu pis kokulu yere götürülür.
Mümin kul öldüğünde, Rabbimiz onun amellerini yazan Kiramen Katibin ve Hafaza meleklerine : "Kulumun mezarının başında kalın, kıyamet kopuncaya kadar ayrılmayın. Tesbih edin, hamdedin, tekbir ve tehlil getirin; bunları da kulumun amel kitabına yazmaya devam edin diye emreder. İşte 30'a yakın hadis-i şerifin anlattığı ölüm anı hakikati budur.
Cenabı Hak Kaf Suresi'nde "Artık bugün gözün keskindir" buyurur. Nasıl ki demir sert olduğu için duvara çakılınca delip geçerse, o gün de gözün önüne hiçbir engel çıkamaz; dağ, bayır, gökyüzü ne varsa deler geçer. Can çekişen insanın gözünden perde kaldırılır. Yanına gelen melekleri ve mümin cinleri, büyük velilerden oluşan ruhanileri görür. Basireti ile olan biteni bildirir. O yüzden o anda söylediği sözler doğrudur.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir cenazeye giderken bazı insanların develerinin üzerinde gururla gittiğini görünce, "Melekler yaya yürürken siz binek üstünde gitmeye utanmıyor musunuz?" diyerek sitem etmiştir. Demek ki mezarlık alanında yürürken imkan dahilinde yaya yürümeliyiz.
Hazreti Peygamberimiz,korunmaya ihtiyacı olmadığı halde bize öğretmek için "Ölüm anında şeytanın beni aldatmasından sana sığınırım" diye dua etmiştir. Çünkü o anda İblis ağır sıklet bir güreşçi gibi saldırırken, insan ise hastalığa düşüp 30-40 kiloya inmiş çaresiz bir insan gibidir. Bu sebeple günlük tesbihatımızda sekerat anı için bu duayı sürekli tekrarlarız.
Şimdiye kadar anlattığımız kısım kendi kıyametimiz yani ölümümüz idi.
Kainatın kıyametine gelince;
Cenab-ı Hakk'ın zatı dışında her şey yok olacaktır. Enam Suresi'nde "Rabbinin bazı ayetlerinin, alametlerinin ve mucizelerinin geldiği gün..." buyurur. Deccal, Dabbetül-arz ve en büyük alamet olan Güneş'in batıdan doğması gerçekleşecektir. Kıyamet Suresi'nde Güneş ve Ay'ın toplanacağı belirtilmiştir. Güneş batıdan doğduğu an yeryüzündeki tüm insanların kalpleri mühürlenecektir. Artık iman etseler de amelleri kabul edilmeyecek ve iradeleri durdurulacaktır.
İman ve amelin fayda vermeyeceği o ana girilince, insanları koruyan Hafaza ve amelleri yazan Kiramen Katibin meleklerinin görevine son verilecektir. O günden sonra insanın kendi el, ayak ve hücreleri dile gelerek ne işlediklerine şahitlik edecektir. Yeryüzündeki insanların bir kısmı maymun ve domuza dönüştürülecektir.
Nitekim Hazreti Ömer (r.a.) yaklaşık 1500 yıl öncesinden bu günleri özetleyerek; gelecekte bazı insanların zinaya uygulanan recim cezasını, Deccal'i, Güneş'in batıdan doğmasını, kabir azabını, şefaati ve cehennemden çıkacak olan Müslümanların durumunu inkar edeceğini bildirmiştir. Bugün bu kehanetlerin tamamı gerçekleşmiştir.
Kıyametin evreleri
İnfitar Suresi'nin 1. ayetinde "Gök yarıldığı zaman" buyrulmaktadır. Bu hakikat İnşikak, İnfitar, Müzzemmil, Furkan, Rahman, Şura, Mürselat gibi 7 ayrı surede geçer. Bildiğimiz 7 kat gökyüzü yarılarak kainatın sonu başlayacaktır.
İnfitar Suresi'nin 2. ayetinde "Yıldızlar saçıldığı zaman" buyrulur; Samanyolu galaksisindeki milyarlarca yıldız ve gezegen adeta taş yağar gibi dökülecektir.
İnfitar Suresi 3. ayet ve Tur Suresi'nde belirtildiği üzere yeryüzündeki tüm sular kaynayacak, ateşe dönüşecek ve ardından bir damla su kalmayacak şekilde çekilip aslına dönecektir. Rabbimizin zatı dışında hiçbir şey kalmayacak, belirli bir süre sonra yeniden diriliş ("Ba'sü ba'del mevt") gerçekleşecektir.
İnfitar Suresi 4. ayette "Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman" buyrulmaktadır. Yeniden diriliş emri verildiğinde kabirler açılacak; Adem Aleyhisselam'dan beri ölmüş tüm insanlar Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretiyle canlı bir şekilde kaldırılacaktır.
Nitekim Yüce Allah bunu Zümer suresinde bize apaçık bir şekilde ifade etmektedir.
Yeryüzüne inen 62. ayet olan İnfitar suresinin 5. ayeti, yani son ayetimiz şöyle buyurmaktadır: İnsan, önden gönderdiklerini ve geride bıraktıklarını o gün bilip öğrenecektir.
Önden gönderdiklerimiz; hayattayken eda ettiğimiz farz ibadetlerimizdir. Geride bıraktıklarımız ise; yapmadığımız, borçlu kaldığımız namazlarımız, tutmadığımız oruçlarımız, yaptığımız yeminlerin ödemediğimiz kefaret bedelleri ya da adadığımız adaklar gibi yerine getirmediğimiz mükellefiyetlerdir.
Ayet-i kerimede belirtildiği üzere, insan kabirden kalktığı o ilk anda hem önden gönderdiği farz ibadetlerini hem de yapmayıp geride bıraktığı eksiklerini tam olarak öğrenmiş olacaktır.
Önden gönderdiklerimiz ve yaptığımız farzların yanı sıra, arkamızdaki nesillere hayırlı bir iz bırakmalıyız. Bıraktığımız bu eserler sayesinde insanların güzel bir yolu, hayırlı bir geleneği veya adeti sürdürmelerine vesile olmalıyız. O geleneğin uygulanmasında ve bu güzel adetin yerine getirilmesinde etkili olduysak; o hayırlı amelden arkamıza sevap gelmeye devam edecektir.
Bunu da Sevgili Peygamberimizin bize öğrettiği şu son hadis-i şerifle tamamlıyoruz. Mübarek Efendimiz bizi bizzat eğiterek: Kim hayırlı bir gelenek, güzel bir adet veya doğru bir yol ortaya koyar da başkaları da o geleneğe, o adete ve o yola uyarsa; o kişi hem kendi amelinin sevabını alır hem de o yola uyanların sevabı kadar —ister kaç bin, ister kaç milyon kişi uymuş olsun— hepsinin sevabını aynen elde eder. Üstelik o yola uyanların kendi sevaplarından da hiçbir şey eksilmez, buyurmaktadır.
Demek ki kardeşlerim, bu dünyadan göçüp gitmeden önce arkamızda mutlaka hayırlı bir iz bırakmamız gerekmektedir.

Yorumlar