top of page

HADESSİZLİK! MU'MİNLERİN ŞİÂR'IDIR

1 gün önce
19 dakikada okunur

Bu konuyu sıradan bir dille ve tafsilatıyla ifade edebilmek mümkün değildir. Ancak Kur'an-ı Kerim'in ve sünnetin nezih lügatına sığınarak, bu meseleyi kısmi de olsa izaha çalışacağım. İnşallah ferasetiniz ve hassasiyetinizle bu konuyu anlayacağınızı düşünüyorum.

Gusül temizliği günümüzde büyük bir ihtiyaç olmasına rağmen, kulaktan duyulan bilgilerle ya da merdiven altı diye tabir edeceğimiz çevrelerden edindiği yanlış yönlendirmelerle yürümektedir. Bir ilmihal veya fıkıh kitabından okunmak istendiğinde ise ağır kelimeler anlamaya engel teşkil etmektedir. Günümüzde ne yazık ki bu değerlere karşı bir lakaytlık ve inançsızlık artış göstermiştir. İşte bu yüzden, içinde bulunduğumuz şartların zorluğuna ve sunum yapmanın meşakkatine rağmen, ümmetin gençliğine faydalı olabilmek ümidiyle bu hakikatleri ihya etmeye gayret edeceğiz.

  Gusül, inancımızın, imanımızın temeli olan bir konudur. Gasil yıkamak, Gusül yıkanmak, İtisal ise bedenimizin tamamını yıkamak demektir.

Gusül temizliği; ihtilam veya cinsel birliktelik sonrası nutfenin bedenden dışarı çıkmasıyla nefsin ve bedenin manevi olarak kirlenmiş olmasından ötürü tüm bedenin yıkanmasıdır. Bununla birlikte, kadınlarımızın hayız ve nifas halleri bittikten sonra da ibadet niyetiyle gusül yani boy abdesti almaları farzdır. Gusül abdesti cenabet halini giderdiği gibi, aynı zamanda normal abdest yerine de geçer.

Maide ve Nisa surelerinde Cünüben kelimesi geçmektedir. Yine bu alanla ilgili Nur suresinde de iki ayet yer almaktadır. Kur’anımızda nutfe kavramıyla ilgili pek çok ayet bulunmaktadır. Bununla birlikte Meryem ve Nuh surelerinde de gusül meselesini değişik cephelerden anlatan ayetler mevcuttur. Yani gusül doğrudan veya dolaylı olarak yüce kitabımızın 26 yerinde zikredilmektedir.

Ancak ne acıdır ki; Böyle güçlü bir temele sahip olan bu konuyu, sağdan soldan duyduğumuz kirli bilgilerle öğrenip bildiğimizi zannediyoruz. Utanıp soramadığımız ve okuyup araştıramadığımız için körü körüne bir inanış ortaya çıkmıştır. Üstelik bu kadar ayetle sabit olan bir konu olmasına rağmen hakkıyla anlatılamamıştır.

Diğer taraftan sahabi annelerimiz bu konuyu Habibullah Efendimize öyle ince detaylarıyla sormuşlardır ki; Peygamberimizin mübarek yüzüne utangaçlık ve haya sirayet etmesine rağmen sahabesini en güzel şekilde eğitmiştir. Onların bu cesaret ve edep dolu soruları, bugün bizim bu dini öğrenmemize vesile olmuştur. Peygamber Efendimiz tam 350 hadis-i şerifle guslü açıklamıştır. Kur'an'daki 26 ayeti tefsir eden 350 hadis-i şerif mevcuttur. Oysa bizim gusül hakkında bildiğimiz ve duyduğumuz hadisi şerif ikiyi-üçü geçmez.

Tüm bu ayet ve hadisi şerifler ışığında cünüplüğü; İbadetten uzaklaştıran olarak tabir edebiliriz. Cünüplük; kelime anlamı itibarıyla insanı namazdan, Kur'an'-ı Kerim'den ve mescitten uzaklaştıran hal demektir. Üzerimizde bu manevi hadeslik durumu söz konusu olduğunda, bu ibadetleri yerine getiremeyiz. İşte bu yüzden bu günkü konumuz 'hadessizlik'tir. Hadessizlik, cünüplük halinden arınmış temiz bir bedeni ve ruhi durumu ifade eder. İnsanın cünüp olması, bedenine bulaşmış maddi bir pislik olduğu anlamına gelmez; aksine bu, tamamen manevi bir kirlenmedir. Bu manevi kirlenme, bazı ibadetlerimizi doğrudan etkiler. Kirlenme halindeyken namaz kılınamaz, mescide girilemez, Kur'an-ı Kerim'e dokunulamaz. Yani bu hal ibadetlerle aramızda atmosferik bir perde oluşturur.

Hazreti Ali Efendimiz: Resulullah Efendimiz, cünüplük hali haricindeki her türlü durumda Kur'an-ı Kerim okurdu; bir tek bu haldeyken okumazdı, buyurmaktadır. İşte fıkıhtaki bu hükümlerin çıkış temeli de bu nebevi sünnettir.

Bununla birlikte, cünüplük haliyle ilgili bilinmesi gereken çok önemli bir fıkhi kaideler vardır.

1-Cünüp olan bir insan bir başka insana dokunduğunda, bu hal karşıdakine geçmez. Cünüplük, o kişide mahsur kalan şahsi bir durumdur.

2-Cünüp kişinin giydiği elbiseye sirayet etmez.

3-Temas ettiği toprağa geçmez.

4-Temas ettiği suya geçmez. Cünüp bir insanın ayağının toprağa değmesi veya elinin suya temas etmesiyle buralara cünüplük bulaştırmaz. Çünkü cünüplük, gözle görülen veya elle tutulan maddi bir pislik değil, tamamen manevi bir pisliktir.

Hazreti Ömer radıyallahu anha efendimiz şöyle anlatıyor: Biz bir gün Resulullah ile birlikte oturuyorduk. Oraya bembeyaz giysili, simsiyah saçlı, üzerinde hiçbir yorgunluk ve yolculuk eseri görülmeyen bir kişi geldi. Selam verdi, aramıza oturdu ve dizlerini Habibullah Efendimizin dizlerine raptetti. Kendi ellerini Resulullah Efendimizin uyluklarına koyarak soru sormaya başladı. En son soruda: 'Ey Muhammed, bana İslam hakkında bilgi ver, buyurdu. Peygamberimiz (sav) İslam'ın şartlarını sayıp teyit ettikten sonra, cünüplükten yıkanmaktır, buyurdu. Bunun üzerine Cibril-i Emin Doğru söyledin diyerek tasdik etti.

İşte burada çok açık bir şekilde görüyoruz ki; Peygamberimiz ile Cibril-i Emin Kur'anımızdaki 26 ayetin tefsirini, uygulamalı olarak aktarmış ve gusül temizliğinin hayati önemini tescil etmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: Bu dünyadan bana üç şey sevdirildi. Birincisi namaz. İkincisi güzel koku. Üçüncüsü ise evliliktir.

1. Gözümün nuru namaz kılmak: Namaz kesinlikle emir vaki ve baskıyla olmamalıdır, aksi takdirde yürümez ve yarım kalır. Namaz öyle eşsiz bir ibadettir ki; insan ruhunun huzuru ve sıhhati ancak onunla sağlanır. İnsan ruhu, dünyadaki bir şeyi elde edip yaşadıktan sonra artık lezzet almamaya başlar. Fakat namaz, sürekli olarak bu tat alma duygusunu tazeleyen, ruhun sağlıklı ve sıhhatli kalmasını sağlayan Rabbimizin özel bir ibadetidir.

2. Güzel koku: Çiçeklerden ve benzeri türevlerinden elde edilen özleriyle insanın akıl sıhhatini artırır. Akıl sağlıklı hale gelir, beyne şifa verir ve aklın idrak kapasitesini güçlendirir. Bundan dolayı, herhangi bir güzel koku kokladığımızda Peygamberimize bir vefa borcu olarak mutlaka salavat-ı şerife getirmemiz gerekir.

3. Evlilik ve zevceler (Eş sahibi olmak): Bize bildirilen üçüncü husus, kadınların (eşlerin) sevdirilmesidir. Günümüz toplum yaşamında evliliğin ve bir zevceye sahip olmanın önemi büyüktür. Bu durum, insan —erkek olsun kadın olsun— nefisinin sıhhatini artırır. Evlilik ve hayırlı bir yuvanın kurulması, nefsin sıhhatinin olmazsa olmazıdır. Bu üç temel sahada ruh, akıl ve nefis dengesi sağlandığı zaman, insanın bu hayattaki imtihanını başarmaması artık mümkün değildir.

İşte bu tanımlamalardan sonra anlaşılıyor ki; eşlerle yaşanan birlikteliğin ardından, insandaki şehevi his vücudundaki tüm hücrelere yayılmaktadır. Gusletmek bu şehevi hissin bedende husule getirdiği etkileri telafi etmek ve onarmak hikmetine dayanır. Bu onarım için bütün vücudun yıkanması farz kılınmıştır. Bu kirlilik gözle görülür bir kirlilik olmasa da ruhun, nefsin ve aklın üzerinde son derece bir tesire sahiptir. Yaşanan bu şehevi his sebebiyle insan manevi olarak bir kirlenme hali yaşar. Kirlenen nefis ise gusül abdesti alınıp bütün beden yıkandıktan sonra aslına inkılap eder. Ve insan artık yeniden manevi aleme yönelmeye, huzur bulmaya hazır hale gelir. Böylece insanın ibadet yapmasının önündeki engeller kalkar.

İmam-ı Azam radıyallahu anh efendimiz buyuruyor ki: Bir insan gaflete düşüp günah işlediği zaman bedeninde zafiyet oluşur; ancak bu zafiyet gözle görülmez. İnsan yapısı itibarıyla gafletten uzak kalamayan bir tabiat üzeredir. İnsandaki bu manevi zafiyeti ve tortuyu Suyun ruhaniyeti giderir. İşte bu ilahi ruhaniyet, insan vücudundaki bütün hücreleri ihya eder. Suyun bu ihya gücü sayesinde, o şehevi hissin husule getirdiği tahribat ve gaflet bedenden uzaklaştırılmış olur. Guslün en büyük hikmetlerinden biri de budur.

İnsanların vefat etseler dahi cesetlerinin yıkanma farziyeti bakidir. Yüce Rabbimiz, İsra Suresi’nde 'kerremna' buyurarak bu kelimeyi yarattığı bütün insanlar için kullanmıştır. Yani Cenabı hak kafiri de, ateisti de, Müslümanı da mükerrem (değerli) yarattım, mübarek kıldım, buyurmaktadır. İnsanın ölüsü, dirisi, artığı, teri, salyası, gözyaşı temizdir; yeter ki ağzında haram veya necis bir bulaşıklık bulunmasın. İnsan ister Müslüman olsun ister kafir olsun, isterse cünüp olsun kerremna' sırrınca mükerremdir ve tertemizdir.

İnsan öldüğünde bedeni necis olmaz. Ancak müçtehit ulemamız ölüm halini, 'cünuben' dediğimiz hades haline benzetmişlerdir. Çünkü ölüm anında bütün azalar gevşer, ruh bedenden ayrılınca bedende derin bir zafiyet husule gelir. İşte bundan dolayı vefat eden bedenin yıkanması farzdır. Şehitler hariç her ölen Müslüman bu sebeple yıkanır. Şehidi yıkamak farz değildir. İster yıkanır, ister kanlı haliyle defnedilir. Rabbimiz onlara bu manada ayrı bir mübareklik lütfetmiştir. Kafir olan bir kimse ise dünyada iman etmediği için ruhunda, nefsinde ve akıl dünyasında (yıkansa dahi) hükmi hades mevcuttur. O, dünya hayatındayken inanıp temizlenmediği için bu kir adeta mermerleşmiş bir hal almıştır.

Hazreti Peygamberimizin uygulamalarına baktığımızda anlıyoruz ki, Müslüman asla necis değildir; bu hakikat son derece net ve berraktır. Nitekim Peygamberimizin kızlarından Zeynep validemiz, evladını kaybettiğinde, Efendimiz kendi terbiyesinde yetişen hanımlara 'Onu üç, beş veya gerekirse daha fazla su ve sidir otu sabunuyla yıkayınız, diye emretmiştir. Peygamberimiz (sav.) küçük oğlu İbrahim vefat ettiğinde de onun yıkanmasını bizzat öğretmiş ve göstermiştir. Görüyoruz ki Habibullah Efendimiz bizim öğrenmemiz ve hayatımıza tatbik etmemiz için kendi yakınlarının yaşadıkları üzerinden ilahi bir dantel gibi ince ince dokuyarak rehberlik etmiştir.

Gusül Neden Gerekli Olur?

Halkımız arasında; Şunu yaptın gusletmen lazım, yıkanman lazım bunu yaptın, şöyle yapman lazım, şeklinde asılsız pek çok inanç türetilmiştir. Bunları saymaya kalksak elliyi bulur. Oysa dinimizin gusül abdestini farz kıldığı haller sadece dörttür.

Bu dört temel ölçüyü bilmediğimiz için etraftan söylenenleri doğru zannedip uyguluyoruz. Bu yanlışlar ne yazık ki çoluk çocuğumuza da yansıyor. Günümüz gençliği aklen yüksek eğitim alıyor, dünyanın gelişimini ve ilmi hakikatleri görüyor. Karşısında bu hurafeleri gördüğü zaman da ya dini inkâr ediyor ya da bu ibadetleri terk ediyor. Sonuçta bu hurafeler ve asılsız zorlamalar, insanların Kur'an'daki 26 ayetle sabit olan o asli ve nezi̇h farziyetten uzaklaşmasına, dinden ve ibadetlerden soğumasına sebep oluyor.

Guslün temeli dört demiştik;

1-İhtilam olmak. İhtilam rüya yoluyla gerçekleşir. Nur suresinde art arda iki defa hulum olarak geçer. Kelime anlamı itibarıyla hulum rüya yoluyla cünüp olmak demektir. Habibullah Efendimiz Nur Suresi'ndeki hulumle ilgili ayetleri açıklarken: Kim sabaha çıkar da çamaşırında bir ıslaklık bulursa, rüyada bir şey hatırlamasa bile mutlaka gusletsin, buyurmaktadır. İhtilam hususunda kadın ile erkek hüküm bakımından aynıdır. Erkek nasıl ihtilam oluyorsa kadın da aynı şekilde ihtilam olur. Ve bu durumu müteakiben, erkeğin de kadının da gusletmesi farzdır.

Ümmü Süleym validemiz: Ya Resulallah! Bir kadın ihtilam olduğu bir rüya gördüğü zaman gusül abdesti alması gerekir mi? Diye sordu. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz (s.a.v.): Evet, kadın suyu gördüğü zaman gusül abdesti alması gerekir. Çünkü kadınlar da erkekler gibidir, buyurdular. İslam'ın 17 temel hadis kitabında nakledilen bu hadis-i şerif, meselenin hakikatini en berrak şekilde gözler önüne sermektedir.

2-Duhul; Duhul gerçekleştiği zaman guslün farziyeti oluşur. Peygamber Efendimiz (sav): Sünnet yeri duhul olunca nutfe inmese bile gusül farz olur, buyuruyor.

3- Ailevi Birliktelik. Hepimizin en çok bildiği olay budur. Peygamberimiz (sav); Biriniz eşiyle birlikte olacağı zaman mutlaka bismillah desin. Bu birliktelikten bir çocuk takdir edilir ise şeytan o çocuğa asla zarar veremez, buyurmaktadır. Çoluk çocuğumuzun üzerindeki sıkıntıların sebebi ta buradan başlıyor.

Hiç kimsenin gücü Cenabı Hakk'ın bu dünyaya göndermeyi takdir ettiği ruhlara engel olamaz. Ruh yoksa 8 milyar insan bir araya gelse insanı oluşturamaz. İnsanın bedenlerinden evvel ruhları yaratılmıştır. Ruhlar orada hazır bekler. Zamanı taktir edilince de O ruh bir bedene gönderilir.

Efendimizin yukardaki uyarısında iki tane hakikat vardır;

Birincisi cinniler çocuğa ana rahminde ve doğum sırasında zarar verirler. İkincisi de o çocuk dünyaya geldikten sonra yaşamında vesveseli, öfkeli ve evhamlı olur. İblisin ve cinnilerin tahrikine çabuk gelir.

Rabbimiz verdiyse çocuk olur. O nasip etmez ise çocuk olmasına kimsenin gücü yetmez. İnsan burada sıradan bir araçtır. İnsan mürekkep yani karışık bir varlıktır. Ruh ve bedenin karışımıdır. Ruhu rabbimiz verir. Buna ihsan, hibe ve nasip denir. Beden ise rızıktır. Anne ve babanın tabiattan yediği şeylerin nutfeye dönüşmesi ile o nutfelerin karışımından meydana gelir. Yenilen şeylerden bedenimiz teşekkül ettiği için beden rızık olur. Mezarımız da o yenilen şeyin olduğu yer olacaktır.

Resulullah Efendimiz o hadis-i şerifin sonunda Ümmü Süleym anneye Eğer kadın ihtilam olmamış olsa idi çocuk nasıl anneye benzeyebilirdi? Buyurarak hiçbir ilmi hakikatin denenmediği, laboratuvar ortamında test edilemediği bir dönemde anne baba nutfelerinden hangisi baskın ise çocuğun ona benzediğini öğretiyor.

İmam-ı Azam Efendimize göre İnsanlarda oynaşma, sarılma, kucaklama, öpme, bakma, düşünme gibi sebeplerle nutfe dışa çıkmışsa gusül gerekir. Ama hastalıktan, üşütmeden, dövülmeden, korkudan, yüksek bir yerden atlamadan veya buna benzer aldığı vücuttaki darbelerden dolayı dışa çıkmışsa gusül gerekmez.

İmam-ı Şafii radıyallahu anha efendimizin hükmüne göre her iki halde de gusül gerekir. Eğer kişi biraz yürümeden, tuvalet ihtiyacını gidermeden gusleder sonra da bir nutfe gelirse tekrar gusletmek zorundadır. Bundan dolayı bu üç tatbikatı yapması gerekir. Eğer elbisedeki nutfe kuru ise temizlemek için   ovalaması yeterli olur. Yaş ise yıkamak zorundadır.

4-Hayız ve Nifas

Cenabı Hak hikmet-i ilahi ile hayız ve nifas sonrası kadınlarımıza yıkanmayı farz kılmıştır. Kadından çocuk olmasının sırrı hayız olayıdır. Hayız olayı olmamış olsa kadının çocuğu olması neredeyse yüzde 99 mümkün değildir.

Doğum sonrası hiç kan görülmese bile gusül gerekir. Peygamber Efendimizin mübarek kızı, Fatımatüzzehra  validemiz  hayatında bir kez olsun hayız görmemiştir. Adının Zehra olması da buradan gelir.

Bir kişi edep yerlerini zorunlu olarak açılacağı durumlarda bilinçli ve şuurlu olması ve bunları çocuklarına gücü yettiği kadar öğretmesi gerekir. Banyoya girildiğinde kıble mutlaka sağımıza veya solumuza gelmelidir. Edep yerlerimiz kıbleye gelmemelidir.

Hazreti Peygamberimiz bu konuda; İnsanoğlunun edep yerlerini cinlerin ve şeytanların görmelerine engel olan tek şey giysisini çıkarırken bismillah demesidir, buyuruyor. Cinnilerden birisi kişinin avret mahallini gördüğü zaman onu kafir cinlere anlatır. Bazı kafir cinler o avret mahalline ilgi duyar ve o kişiye musallat olurlar.

Banyo ve tuvalete giren kişi edep yerleri açıksa içinden, açık değilse dışından mutlaka bismillah demelidir. Banyodan, tuvaletten çıkıncaya kadar da o mecbur kalmadıkça konuşmaması müstehaptır. Avret yeri açıkken tuvalet veya banyoda konuşmak mekruhtur.

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: Allah -celle celâlühü- çıplak durmaktan sizi men etmiş ve bunu yasaklamıştır. Öyleyse çıplak kalmaktan sakınınız. Zira sizden asla ayrılmayan, Allah’ın meleklerinden hayâ ediniz, buyurmuşlardır. Yalnızca tuvalet ihtiyacı giderilirken, aile mahremiyeti yaşanırken ve gusledilirken bu melekler yanımızdan ayrılırlar. Hâl böyleyken, onlara karşı oldukça saygılı ve hayâlı olmamız gerekir.

Mahrem anlarda konuşulacak olursa, melekler o mecburiyet dairesinin dışına çıkıp oraya girmek zorunda kalırlar. İçeri girdiklerinde ise (o edebe aykırı durumdan ötürü) kişiye lanet ederler. Bilinmelidir ki onların duası da bedduası da kabul olunur. Mahrem yerlerde konuşmak suretiyle meleklerin o mekânlara girmesine sebebiyet verip bize beddua etmelerine yol açmamalıyız. Ailevi birliktelikler esnasında dahi kaba avret yerlerinin örtülü olması zaruridir.

Yine Efendimiz -aleyhissalâtu vesselâm-, eşi dışındaki kimselere karşı avret yerlerinin gösterilmemesi hususunda; Gücünün yettiği nisbette avret yerlerini sakın kimseye gösterme! Buyurmuştur.

Sahâbe-i Kirâm Efendilerimize: Yâ Resûlallah! Issız bir yerde, yapayalnız kaldığımız zaman çıplak olmamıza ne buyurursunuz? Demişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: Kişinin başkalarının yanında olduğu gibi tek başına iken de çıplak durmasının yasak olduğunu bildirmiştir. Çünkü evde hiç kimse olmasa dahi, kendisinden hayâ etmeye en layık olan Zat, Yüce Allah'tır.

Kur'an-ı Kerim'de Nûh Suresi'nde geçen Lillâhi vekârâ Siz Allah'ın azametinden, vakarından hayâ etmiyor musunuz? ifadesi bu hakikati gözler önüne serer. Zaten ayetteki bu ilâhî nida ile hadis-i şerif arasındaki o derin bütünlüğü idrak etmeden bu meseleyi tam anlamıyla kavramamız mümkün değildir.

Hadis-i şerif şu şekilde devam etmektedir: Yüce Allah, hem (mahreme) bakana hem de baktırana lanet etmiştir. Böylece kimse için kaçacak, mazeret üretecek bir alan kalmamıştır. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu durumu, Meryem Suresi'ndeki bir kelimeyle bütünlemiştir.

Habîbullah Efendimiz, bu hadis-i şeriflerin ardından: Muhakkak ki Allah hayydir (hâşâ, o sonsuz bir hayâ sahibidir); Settîr'dir (ayıpları örten, çirkinliklerin görünmesini istemeyen bir perdedarlık sahibidir)." Allah -celle celâlühü- hayâyı ve örtünmeyi sever. Öyleyse sizden biriniz gusledeceği ve yıkanacağı zaman mutlaka örtünsün! Buyurarak Rabbimiz’in bu mübarek sıfatlarını önümüze koyar.

Bugün modern banyolarımız elhamdülillah bu ihtiyacı fazlasıyla karşılamaktadır. Ancak tıpkı Filistin’deki kardeşlerimiz gibi sığınacak yeri kalmayıp naylon çadırlarda, açık alanlarda yaşamak mecburiyetinde kalanların durumuna düşenler veya yaylalarda geçimini hayvancılıkla temin edenlerin bu hususlara bilhassa dikkat etmesi gerekir.

Gusül Bir Emanettir

Peygamberimiz bize aktarıyor: Allah'tan korkun ve gusül abdestinizi çok güzel alın. Şüphesiz o (yani yıkanma) emaneti yüklendiğiniz emanetler içinde size bırakılan bir sırdır. Her kim cenabetten gusletme emanetini iman ile yaparsa, cennete girer. Buyuruyor. Gusül de oruç gibi rabbimizle aramızda sırdır. Kişi orucu bozsa kimse bilmez, yıkanmasa kimse bilmez.

Fıkıh açısından gusül abdestinin uygulama safhaları

1. Gusül abdestinden önce mutlaka istibra yapılmalı, yani tuvalete gidilerek vücuttaki atıklar temizlenmelidir. Çünkü gusülden sonra gelebilecek olası bir sıvı akıntısı abdestin yeniden alınmasını gerektirir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde: Biriniz yıkandığı yere idrarını yapmasın; sonra idrar yaptığı o yerde gusül abdesti almasın, buyurmuştur. İnsanın guslettiği suya kendi idrarının karışabileceği gibi, günümüz modern yaşamında bu durum çok daha geniş alanları kapsamaktadır.

Eski leğen usulü yıkanma devri geride kalmıştır; bugün küvetler, jakuziler, gömme banyolar, bahçe havuzları, devre mülklerdeki mini termal havuzlar, hamamlar, ılıcalar, kaplıcalar, olimpik havuzlar, gençlerin gittiği yüzme havuzları ve spa merkezleri yaygındır. Saydığımız bu ortak kullanım alanlarında, kişinin kendi iradesi dışında başkalarının idrarının suya karışmış olma ihtimali neredeyse yüzde elli oranında bir şüphe barındırmaktadır.

İşte buralarda 'hem yüzeyim/yıkanayım hem de guslümü aradan çıkarayım' düşüncesiyle hareket edildiğinde, Resulullah Efendimiz’in yukarıdaki hadis-i şerifinin aslında günümüz şartlarına birebir hitap ettiği anlaşılır. Ancak biz bu hadisi sadece evdeki küçük bir leğende yıkanmakla sınırlandırıp geniş bir ufukla değerlendiremediğimizde, meseleyi çok dar bir kalıba hapsetmiş oluruz. Bugün bu havuzlara gitmeyen genç veya yetişkin insan neredeyse yoktur. Özellikle ılıca ve kaplıcalarda 'gusledip temizlendiğini' zannedenler yanlış bir kabule düşmektedir.

Ayrıca bu havuzlardaki suyun sıcak olması sebebiyle, başta böbrek ve prostat hastaları olmak üzere pek çok kişi iradeleri dışında idrar kaçırabilmektedir; bu durumun söz konusu termal ve ortak sularda ihtimali oldukça yüksektir. Bütün bu hususlar göz önüne alındığında, bu tür ortak ve umumi sularda asla gusül niyetiyle yıkanılmamalıdır; aksi takdirde insan ömür boyu vesvese ve şüphelerin sıkıntısını çeker.

2. İkinci olarak istibradan sonra fıtrat temizliği gelir. Bir kimse cünüp, hayızlı veya nifaslı iken bedeninden kıl koparması, tırnak kesmesi, tıraş olması, saçlarını kısaltması, koltuk ve kasık tüylerini gidermesi, kan aldırması harama yakın bir derecede tahrimen mekruhtur. Ahirette, cünup iken bedenden ayrılan bu parçalar şikayetçi olarak Rabbimizden hak talep edeceklerdir. Bütün bunlar, büyük fıkıh kitaplarımızın ve muteber fetvaların hükümleridir.

3. Üçüncü safha, gusülde niyet etmektir. Hz. Ebu Hureyre Efendimiz Peygamberimizden bize aktarıyor ki, her tüyün ve kılın dibinde cünüplük vardır. Yani Resulullah Efendimiz: 'Vücudumuzda kuru yer kalmasın' buyurmaktadır.

Abdest ve gusle başlarken önce besmele çekmek sünnettir. Ancak elbise giyili iken besmele çekilir. Aksi halde içten yapılır. Kişi niyeti unutsa, o gusül ibadete dönüşmez. Ancak temizlik emri yerine gelmiş olur. Bu ibadetin sevaba dönüşmesi ve o bereketten faydalanabilmek için niyet mutlaka gereklidir.

Eğer kişi niyetsiz bir şekilde bir havuza girse ve vücudunda hiç kuru yer kalmasa, Hanefi mezhebine göre cünüplükten çıkar fakat sevap alamaz, Şafii mezhebine göre ise cünüplükten çıkmaz. Demek ki ibadeti bize sevaba döndüren anahtar niyettir.

Hanefi olan birisi: Niyet ettim cünüplükten gusletmeye veya Niyet ettim hayızdan gusletmeye diyerek niyet eder. Şafi kişi ise Niyet ettim farz olan cünüplük hadesini kaldırmaya diye niyet eder. Şafi kişi 'hadesi' kelimesini de zikrederek niyetin farz olduğu ifade eder. Şafi kişi niyet etmesi abdestin ortasında aklına gelse; önceki yıkamaların hepsi boşa gider, sil baştan yeniden yıkanılması gerekir.

4. Dördüncü safha, bütün vücudumuzdaki organları ve uzuvları yıkamaktır. Cünüp olan bir kişinin elinde gözle görülür bir necaset veya bulaşmış bir pislik yoksa, elini suya daldırması o suyu kirletmez.

Yıkanma esnasında bedenimizden sıçrayan suların kullanılan temiz su kabının içerisine karışması geçmişte büyük bir endişe kaynağıydı. Bedenimizden dökülen sular, temiz suyun üzerinde fark edilecek derecede etki bırakmadıkça kaptaki suyun temizliği devam eder. Bu da fıkhımızın sağladığı büyük bir kolaylıktır. Nitekim eskiden temiz suya tek bir damla dahi sıçrasa 'O su müstamel (kullanılmış) oldu, artık onunla yıkanamazsın' denilirdi.

5. Beşinci merhale, ağzı yıkamaktır. Buna eski adıyla mazmaza denir. Cünüp kimse ağzına ve burnuna üç kez su vermek zorundadır; bu Hanefi mezhebinde farz, Şafii kardeşlerimizde ise sünnettir.

Hanefi mezhebine göre kişi cünüp, hayızlı veya nifaslı iken diş kaplama ve doldurma yaptıramaz. Şafii kardeşlerimizde bu durum gusle engel değildir. Ayrıca dişler arasında nohuttan büyük yemek artığı varsa altına su geçmesine engel olduğu için gusül geçersiz olur.

6. Altıncı safha burnu yıkamaktır. Burnunu yıkamanın fıkhi adı istinşaktır. Bir kimsenin yıkanmadan önce burnunu kontrol etmesi gerekir. Eğer burun içerisinde kurumuş, yapışmış bir kalıntı veya sümük tabakası varsa ve onu temizlemeden gusletmişse gusül geçersizdir.

7. Yedinci safha bir kişi yıkanıp dışarı çıktıktan sonra vücudunun bir yerini unutmuş veya kuru kalmış olduğunu görse sadece o kuru kalan yeri yıkaması yeterli olur. Bu hüküm hem gusülde hem de abdestte geçerlidir.

8. Sekizinci safha saç ve sakalların yıkanmasıdır. Ümmü Seleme annemizden rivayet edildiğine göre Peygamberimiz: Örgülü haldeki saçın gusül esnasında açılmasına gerek yoktur, buyuruyorlar. Ancak o belikleri ıslatıp sıkmak gerekir vacip hükmündedir. Örülmemiş saçlarda ise saç aralarına suyun girmesi farzdır. Örgüler, suyun saç dibine ulaşmasına engel teşkil ediyorsa örgünün çözülmesi ve yıkanması gerekir. Erkeklerin saçı örgülü ise; örgülerini tek tek çözüp suyu saçının tamamına ulaştırması farzdır. Çünkü kadının saçı ziynet, erkeğin saçı ziynet değildir.

Bunun yanı sıra günümüzde kadın ve erkeklerin saçlarına sürdükleri boya veya benzeri maddelerde suyun geçişini engelleyen bir yağ tabakası varsa gusül asla geçerli olmaz!

9. Küpe delikleri: Kadınlar veya küpe takan erkekler küpe deliklerine suyu ulaştırmakla yükümlüdür. Ancak bu delikler kapanmaya başlamışsa ve suyu içeri sokmak zorlaşıp eziyet halini almışsa, yıkama yükümlülüğü düşer; zira bu durum deliğin kapanmış olduğu anlamına gelir. Fakat delik tamamen kapanmadığı sürece orayı yıkayıp suyu ulaştırmak mecburidir.

10. Takma göz ve lensler: Takma gözler ile gözde bulunan kontakt lenslerin abdest ve gusül esnasında çıkarılması farz değildir. Göz bu hususta muaf tutulmuştur.

11. Saç ekimi ve protez saç: Ense bölgesinden tıbbi müdahaleyle alınan saç köklerinin başın üst kısmına nakledilmesiyle yapılan tabii saç ekiminde gusül açısından bir engel yoktur. Fakat kişinin kendi saç kökü yerine, plastik bir tabaka üzerine ekilmiş yapay saçların kafatasına hiç çıkarılmayacak şekilde yapıştırılması durumunda, su deriye ulaşamayacağı için kişinin guslü geçerli olmaz. Eğer bu yapıştırma protez takılıp çıkarılabilen türdense, kişi gusül esnasında protezi çıkarıp guslettikten sonra tekrar takabilir; bunda bir sakınca yoktur.

12. Sakal ve tırnaklar: Sakal tellerinin arasına ve diplerine suyu ulaştırmak mecburidir. Tırnak diplerinde ve aralarında suyun deriye ulaşmasını engelleyen tabakaların temizlenmesi gerekir. Ancak mesleği boyacılık olan veya fırıncılık olan kişinin tırnak aralarına yerleşen ve çıkarılması imkânsız olan hamur kırıntıları ve boya lekeleri zaruret kapsamındadır. Bu kişilerin guslü geçerli kabul edilir. Aynı şekilde tırnak arasına giren toprak, çamur veya benzeri kirler suyu altına geçirdiği müddetçe gusle engel olmaz.

13. Göz çapağı: Tıpkı burun içindeki kurumuş kalıntılar gibi, göz pınarlarında oluşan çapaklar da temizlenmedikçe altına su geçirmez. Bu nedenle göz çapağı temizlenmeden alınan gusül sahih olmaz ve kişi cünüplükten kurtulamaz. Yıkanmadan önce gözler ve burun mutlaka kontrol edilmelidir.

14. Oje ve benzeri kaplayıcılar: Ergenlik çağına ermiş ve gusletmekle yükümlü olan bireylerin tırnaklarındaki ojeler, altına su geçirmediği için gusülden önce aseton veya benzeri çözücülerle tamamen temizlenmelidir. Ojeli tırnakla gusül almak asla mümkün değildir.

15. Dar yüzükler ve göbek çukurları: Parmağa dar gelen ve altına su geçirmeyen yüzüklerin yıkanma esnasında hareket ettirilmesi gerekir. Ayrıca göbek çukuru veya herhangi sebepten dolayı vücutta oluşan çukurlara suyun eksiksiz ulaştırılması şarttır.

Bedenimizi hiç kuru kalmayacak şekilde ilk yıkamak farzdır. Hiç kuru yer kalmadıktan sonraki yıkamalar sünnettir. Yıkama yaparken o yeri ovmak zorundayız. Hanefi mezhebinde ovmak sünnettir. (İmam Ebu Yusuf’a göre farzdır). Yine Maliki mezhebine göre de ovmak farzdır. Hanefi mezhebinde iki farklı görüş ortaya çıktığından dolayı şüpheden kurtulmak için guslederken ve abdest alırken organlarımızı ovmak zorundayız.

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Gusül alan kişinin vücudunda unutma veya yanılmayla kuru bir yer kalmış ise kişi o kuru yeri sonradan yıkar ve ibadetini yapar. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî hazretlerine göre, hem gusülde hem de abdestte ara vermeden yıkanma şartı aranmaz. Dolayısıyla kişi unuttuğu kuru yeri yarım saat veya bir saat sonra hatırlasa bile yıkayabilir, bunda hiçbir sakınca yoktur. Ancak hatırlandığı o ana kadar ibadet edildiyse, o ibadetlerin kaza edilmesi gerekir.

Fıkhi ve Manevi Hükümler

Diyelim ki Ramazan ayında kişi uyandığı zaman ihtilam olmuş olsa ve gusül abdesti almasına engel bir durum nediyle gusül abdesti alamasa orucunu tutabilir. Oruçlu iken cünüp olmak —aradan kaç saat geçerse geçsin— oruca engel değildir. Bu hükmün kaynağı İmam-ı Azam Efendimizin 26 ciltlik dev eser el-Mebsût ile 18 ciltlik Reddü'l-Muhtar adlı fıkıh kitaplarıdır.

Peygamber Efendimiz beyanına göre, evin içinde insan veya canlı bir varlığın boydan resminin olması, zaruri bir ihtiyaca dayanmaksızın süs köpeğinin beslenmesi ve cünüplükten yıkanmayı önemsemeyen kimselerin bulunması halinde oraya hafaza melekleri ile ruhu almakla görevli melekler dışındaki melekler girmezler.

İmam Ahmed bin Hanbel Hazretleri'nin Müsned'inde yer alan bir hadis-i şerifte, Hz. Ali Radıyallahu Anha Efendimiz başından geçen şu hâdiseyi nakletmektedir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna varacağım vakit, içeriden izin (gel) verilmedikçe içeri girmezdim. Bir gün Efendimiz'in kapı önünde gezindiğini gördüm. Bana hitaben: Ey Ali, dün gece avluda bir hışırtı işitip dışarı çıktım. Cibril Aleyhisselam'ın eve giremediğini gördüm. Ben hayret ederek: Ey Cibrili emin seni içeri girmekten alıkoyan nedir? Diye sordum. Cebrail (as.): Ya Resulallah, içeride bir köpek bulunmaktadır. Biz köpek olan mekana giremeyiz, buyurdu. Bunun üzerine içeri girip baktığımda sedirin altında, torunum Hz. Hasan'a ait küçücük bir köpek yavrusunun uyumakta olduğunu gördüm. Hemen onu alıp dışarı çıkardım. Sonra Cibril-i Emin: Ya Resulallah, biz melekler köpek olan, boydan insan veya hayvan resmi olan ve gusletmeyip cünüplüğü sürdüren kimsenin olduğu yere giremeyiz, dedi.

Diğer bir hadis-i şerifte Paygamber Efendimiz: Dört kişiye melekler hayır ile yaklaşmaz. Kafirin ölüsüne, ayılıncaya kadar sarhoşa, (günümüzde tam karşılığını bulamıyoruz ama) safrandan yapılmış haluk denilen esans sürmüş kişiye ve cünüp kişiye, buyurdu.

Başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz Hz. Enes'e: Yavrucuğum, yıkandığın yerden her zenb günahından bağışlanmış olarak çıkarsın, buyurdu.

Kur'an-ı Kerim'de on bir çeşit günah zikredilmekte olup 'zenb' kelimesiyle ilgili elliye yakın ayet vardır. Peygamberimizin bu zenb günahını neden özellikle vurguladığını araştırdığımda, Yusuf Suresi'nde bunun çok güzel açıklandığını gördüm. Kadının erkeğe veya erkeğin kadına karşı hissettiği şehevi arzular nefsini kirletmektedir. İşte boy abdesti alındığında, bu tür manevi kirlerin tamamından arınmış ve bağışlanmış olarak çıkılır.

Bununla birlikte, ayet ve hadislerle bildirilen guslü inkâr eden; alaya alan, halk tabiriyle dalga geçen, guslü tezyif edip değersiz gösteren, gusülsüzlüğü tahkir edip beğenmeyen, yahut gusletmemeyi alışkanlık hâline getirip önemsemeyen kimseler hakkında ciddi mesuliyetler vardır. Peygamberimizin 'zenb' olarak nitelendirdiği günah ayetlerinin içinde bunlar da geçmektedir. Araf Suresi'ne göre, bu tür bir tutum sergileyen kişinin kalbi mühürlenir.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir "farak" hacmindeki su ile yıkanırdı. Ulaşabildiğim tek hadis-i şerife göre Efendimiz, yalnızca 10 litre su ile boy abdesti almıştır. Resûl-i Ekrem’in gusül abdesti alırken kullandığı en yüksek miktar budur. Bu miktar, bizler için ilâhî bir ruhsat ve genişliktir.

Ashâb-ı kirâm devrinde bir sahabi, vücudundaki açık bir yara ile gusletmek zorunda kalmış ve yıkanmıştı. Su nedeniyle yara iltihaplanmış, tedavi edilemediği için de o sahabi vefat etmişti. Bunu haber alan Peygamberimiz: Neden bana sormadınız? Yara yerinin üzerini bir şeyle bağlayıp orayı mesh etse de böyle acı bir neticeye varmasaydık. Buyurarak sitem etmiştir. Bu nebevi ikaz, bugün bizlere tıp ve fıkıh açısından çok mühim bir hükmü çıkarmaktadır. Bir kimse tıbbi bir müdahale sebebiyle sargı sarılmış uzvunu açmadan sargının üzerinden mesh edebilir.

Hz. Âişe validemiz: Peygamber Efendimizin gusülden sonra ayrıca abdest aldığını görmedim, buyurmaktadır. Buna rağmen bazı cemaat çevrelerinde gusülden sonra yeniden abdest alırlar. Hâlbuki Peygamberimiz böyle bir şey yapmamıştır. Eğer kişi guslederken abdesti bozacak herhangi bir fiil vaki olmamışsa bu gusülle dilediği ibadetini yapar. Sonradan ayrıca namaz abdesti alması gerekmez. Nitekim İbn Âbidîn hazretleri şöyle buyurmuştur: Böyle bir gusül ile yapılan ibadetin sevabı, sadece abdest ile yapılan ibadetten katbekat faziletlidir. Ancak Şâfiî mezhebine mensup kardeşlerimiz, bu şekilde ibadet edeceklerse, avucun içi kısmını mahrem organlarına dokundurmamaya dikkat etmelidirler. Şayet dokunacak olurlarsa abdestleri bozulur. Bu hüküm bize ait bir tespit değil, 22 ciltlik Münhü'l-Mühtâç adlı eserde yer alan fıkhî bir kaidedir.

Hazret-i Ali -radıyallahu anh- Efendimiz: Cünüp olan kimse Kur'ân'dan tam bir âyet okuyamaz, buyurmuştur. Burada geçen"tam" kelimesinin altını bilhassa çiziyoruz. Besmele yarım âyettir. Tam âyet olmadığından ötürü cünüp iken besmeleyi rahatlıkla okuyabiliriz. Buradan hareketle: Bir kişi cünüp iken zikir yapabilir. Dua edip Cenâb-ı Hakk’a senada bulunabilir. Fakat Kur'ân-ı Kerim'i kıraat edemez.

Halk Arasında Doğru Sanılan Yanlışlar

Cünüp bir kimsenin teriyle ıslanmış olan elbisenin necis olduğu düşüncesi yanlıştır. Bilinmelidir ki o elbise asla necis ve pis değildir. Cünüp olan kimsenin terinin temiz olduğunda ulemâ ittifak etmiştir (Kenzü'l-Ummâl). Hatta kişi Yahudi, Hristiyan veya Mecusi dahi olsa kerem ve şerefle donatılmış mükerrem varlık olma hükmü hasebiyle temizdir.

İnsanın makat veya fercine parmak veya buna benzer cismin girmesi ile gusül gerekir inancı yanlıştır. Bu husus halk arasında adeta revaç bulmuştur. Lakin İbn Âbidîn hazretlerinin de beyan ettiği üzere bunun hiçbir fıkhî dayanağı yoktur. Bugün kadınların kadın doğum uzmanına gittikten sonra gusül abdesti almaları gerekmez. Aynı şekilde bir kimsenin rahatsızlığı sebebiyle makattan ilaç şırınga edilmesi durumunda da gusül gerektirmez. Ne var ki toplumumuzun birçoğu bu tür filmlerin çekilmesinden sonra hemen "Gusledeceksin" hükmünü yapıştırır.

Yine halk arasında yaygın olan mesnetsiz durumlardan biri de eşlerin yıkanma esnasında birbirlerini çıplak olarak görmeleri nedeniyle gusletmesi gerektiği inancı da yanlıştır.

Ebû Dâvûd isimli hadis kitabımızda şöyle bir kayıt geçer: Cünüp olan bir kadının göğsünü yıkamadan veya meme uçlarını ıslak bezle silmeden çocuğunu emzirmesi mekruhtur. Nitekim şu an yaşlı ve ağır hasta olan büyük âlimlerimizden Halil Gönenç Hoca Efendi de bu fetvayı vermiştir.

Gusülden, berberden veya hamamdan çıkana Sıhhatler olsun denir. Cünüp iken uyumanın bir sakıncası yoktur. Aişe annemiz bize aktarıyor ki: Peygamberimiz cünüp iken yıkanmadan uyurdu. Sabah namazına kalktığında guslederdi. Ancak Peygamberimiz Ölüm gibi bir musibet gelebilir düşüncesiyle uyarıda bulunmuştur. Öyleyse en azından abdest almak gerekir. Abdest almaya gözü kesmiyorsa da sadece avret mahallini yıkaması yeterli olur.

İmam-ı Ebu Yusuf Kişinin abdestsiz uyuması caizdir, abdest alması mübahtır, buyuruyor.

Kişi uyurken yanına gelecek ketebe ve hafaza melekleri kötü kokudan rahatsız olur. Bu yüzden Peygamberimiz Cibril-i Emin'i rahatsız etmemek için sarımsak ve soğan yemezdi.

Resulullah Efendimiz bir hadis şeriflerinde: İnsanlar hangi kötü kokulardan rahatsız oluyor ise melekler de aynı kötü kokulardan rahatsız olur, buyuruyor. Kötü kokuyu sadece cinniler sever. Onun için genellikle hayızlı, nifaslı ve cünüp insanlara musallat olurlar.

Cünüp İken Yiyip İçmek

Kişinin çay, kahve içmesi veya yemek yeme zarureti olduğunda müstehap olan ellerini ve ağzını yıkamasıdır. Yani kişi elini ağzını yıkadıktan sonra bir şey yiyip içebilir. Bu fetva tamamen fıkhî kaynaklara dayanmaktadır, şahsî görüşümüz değildir. Eğer kişi elini ve ağzını hiç yıkamadan doğrudan yiyip içerse bu hal o kimsenin fakirliğine sebep olur. Bunun hakiki hikmetini tam olarak idrak edemesek de fıkhî beyanlar bu istikamettedir. Ancak fıkıh âlimlerimiz hayız ve nifas hâlindeki kadınları bu hükümden ayrı tutmuşlardır. Onların yeme içme öncesinde el ve ağız yıkama zorunluluğu yoktur. Nitekim Fetâvâ-i Hindiyye’de hüküm şöyledir: Cünüp olan kimse elini ve ağzını yıkamadan yiyip içtiği takdirde bu amel tahrimen mekruh olur ve kişi bundan mesul kalır.

Ashâb-ı kirâm efendilerimiz Resûl-i Ekrem Efendimize: Yâ Resûlallah! Kişi cünüp iken yiyip içebilir mi? Diye sormuşlardı. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de: Abdest alırsa –yahut ellerini ve ağzını yıkarsa– mesüliyet ortadan kalkar, buyurmuştur. Bu hadisi şerif Mebsût, Müsned, Nesâî ve Râmûsü’l-Ehâdîs gibi kaynaklarda yer almaktadır.

          Cuma Günleri Gusül Abdesti Almak

Peygamberimiz (sav): Günlerin efendisi cuma günüdür. Cuma namazına gitmek isteyen kişi gusletsin, diye emretmiştir.

İslami (şer'i) günler bakımından cuma günü, perşembe günü ikindi ezanının okunmasıyla başlar ve cuma günü ikindi ezanı okununca biter. İnsanın cuma gününe hürmeten yıkanması pek mühimdir. Özellikle yaz mevsiminde insanların çarşıdan-pazardan terli halleriyle camiye geldiklerinde diğer cemaatin yaşadığı sıkıntıyı düşündüğümüzde, bu nebevî emrin hikmetini ve büyüklüğünü daha iyi müşahede ederiz.

İmâm Ebû Yûsuf (ra) hazretleri: Cuma günü cuma namazı için gusletmek sünnettir, buyurmuştur.

İmam-ı Âzam Efendimiz’in üçüncü büyük talebesi İmâm-ı Hasan da: Bir kimsenin perşembeyi cumaya bağlayan gece (cuma gecesi) yıkanması halinde, o guslün cuma günü için de geçerli olacağını ve sünnetin yerini bulacağını belirtmiştir.

Bununla birlikte, kişinin cuma günü, arife günü, Ramazan ve Kurban bayramları için yıkanması sünnettir. Cuma ile bayram günleri aynı zamana denk gelirse kişi cünüp de olmuş olsa kişi üçüne de niyet ederek her birinin ecir ve sevabını ayrı ayrı kazanmış olur.

Aynı şekilde ihrama girerken gusletmek müstahaptır. Mekke ve Medine’ye girerken boy abdesti almak sünnettir.

Bunların yanı sıra şu hallerde de gusletmek müstahaptır:

*Bir cenazeyi yıkayan kimsenin, defin veya yıkama işi bittikten sonra gusletmesi müstahaptır.

*Şiddetli bir baygınlık geçiren kişinin, baygınlıktan ayıldıktan sonra gusletmesi müstahaptır.

*Büyük bir günahtan samimî bir şekilde tövbe edildiğinde, o günah kirinden kurtulmanın verdiği manevî ferahlık ve sevinçle gusletmek menduptur.

*Bir kâfir Müslüman olunca yıkanması Peygamber Efendimiz’in emriyle sünnettir. Nitekim Asr-ı Saâdet'te Hazret-i Sümâme ve Hazret-i Kays efendilerimiz bu şekilde yıkanmışlar, Resûl-i Ekrem Efendimiz de onlara hitaben: "Sizin İslâm'ınız ne kadar da güzel oldu!" buyurmuştur.

Sübhâne rabbike rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün ale'l-mürselîn, ve'l-hamdülillâhi rabbi'l-alermîn. El-Fatiha.

 

 

 

 

 


Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

  • YouTube
  • Facebook
  • Instagram

©2022, ELAZIĞ AZİZ MAHMUD HÜDAYİ DERNEĞİ tarafından  kurulmuştur.

bottom of page