HAZRETİ ZEYNEP (RA.) ANNEMİZ VE KADER EVLİLİĞİ



Hazreti Zeyd bin Harise (ra.) kimdir?

Babası Hârise annesi Suda idi. Annesi çocuğu Zeydi de yanına kavmini alarak ziyarete gitmişti. Ziyaret esnasında Süvariler köye baskın yaptılar ve Zeydi Annesinin elinden aldılar. Ukaz panayırı dediğimiz Mekkedeki panayırda satılığa çıkardılar. Hazreti Hatice annemizin yeğeni Hakim bin Huzam isimli genç Zeydi, halası Hazreti Hatice annemizin adına 400 dirheme satın aldı. Hazreti Hatice de Hazreti peygamberimizle evlendiğinde ona hibe etti. Harise’nin kabilesinden birtakım kimseler Mekkeye hacca geldiklerinde Zeydi gördüler. Döndüklerinde Zeydin yerini babasına tarif ettiler. Hem Zeyd'in babası hârise hem de amcası Kaap onu kurtarabilmek için Mekkeye geldiler. Kimde olduğunu öğrendikten sonra peygamber efendimizin yanına gelerek dediler ki Ey Haşim oğullarının şerefli kişisi biz senin yanındaki çocuğumuz için geldik. Peygamberimiz buyurdu ki o zaman çağırın Zeydi eğer sizi tercih ederse ben fidye falan istemem sizin olsun. Ama beni tercih ederse vallahi beni tercih edeni bırakmam buyurdu. Zeyd bin Hâriseyi çağırdılar. Peygamberimiz Zeyde sordu. Ya Zeyd bu kişileri tanıyor musun? Bunlar kim? Zeyd, evet şu babam şu da amcam deyince ya Zeyd bunlar seni almaya gelmiş ister baban ve amcanı tercih et ailene geri dön istersen beni tercih et dedi. Henüz islamın gelmediği bir dönemde peygamberimizin ahlâkının getirisine şahit olacağız ki Zeyd dedi ki Ben sana karşı bir kimseyi tercih edemem. Sen benim hem babam hem amcam yerindesin. Amca ve babasına dönerek Ben bu zaattan öyle şeyler gördüm ki ona karşı hiçbir kimseyi tercih edemem. Bunun üzerine şaşkına dönen babası ve amcası buruk bir şekilde orada olup biteni seyrederken Hazreti peygamberimiz Beytullahın hücre dediğimiz kuzeyindeki bölgeye geçip Zeydin elinden tutarak oradaki halka buyurdu ki; Ey halk şahit olun ki Zeyd benim oğlumdur o bana vâris olacak. Ben de ona varis olacağım. Bu durumu gören babası ile amcası böyle bir sahiplenme karşısında gönülleri hoş bir şekilde memleketlerine geri döndüler.

Bir gün Hazreti peygamberimiz (sav.) buyurdular ki Cennet ehlinden bir kadınla evlenmek isteyen Ümmü Eymenle evlensin. Ümmü Eymen, yüce peygamberimizi doğduğu andan itibaren o ailenin içinde hizmet ve dadılık yapmış ve Rasulullah efendimizin dünyada 2 kadına atıfta bulunduğu annemden sonraki annemdir dediği bir kadın Hazreti Ali efendimizin annesi Birisi de bu Ümmü Eymendir. O zaman Hazreti Zeyd çok gençti ama bu hadisi Şerife nail olabilmek için yaşça kendinden 2 kat daha büyük olan Hazreti Ümmi Eymen ile evlendi. İşte bu evlilikten 17 yaşındayken emrinde Hazreti Ömer efendimizin bile bir er ve süvari olarak yer aldığı Büyük savaşın komutanı olan Hazreti Üsame (ra.) oldu. Hazreti Ümmi Eymen Annenin hayatındaki bir örnek olayı kısaca teberrüken bahsedip konumuzun aslında döneceğiz inşallah. Mekkeden müşriklerin zulmü neticesinde gizli hicret ediliyordu. Ümmü Eymen anne tek başına bir kadın, 600 km yolu bütün tehlikelerine rağmen yalnız yürüyerek hicret için yola çıktı. Revha dediğimiz Medine'ye yakın bir bölgede gecelediği esnada o kadar susadı ki bir anda gökyüzünden bembeyaz bir ip ve içinde buz gibi su bulunan büyük bir su kabı gökyüzünden yavaş yavaş indi. Kur'ânımızda suyun soğukluğu buradaki soğukluğu yanlış anlamayalım soğutucularda soğuttuğunuz soğuk sudan bahsetmiyoruz. Sad suresinin 42 nci ayetinde hassaten üzerine bizim dikkatimizi çeker. Her şeye her karşılaştığımız nimete elhamdülillah dememiz gerekirken Fatır suresinin 12. ayeti celilesinde teşkürun deyiniz buyurulmaktadır. Her nimete elhamdülillah deyin buyuran rabbimiz bu tür bir suya şükredin diyor. Şükretmek ve elhamdülillah o kadar farklı ki bu bir hitaptır ki şuan konumuz olmadığı için 1-2 kelime ile değinelim. Teşkuru Artır ya rabbi demektir. Şükretmezsek rabbimiz artırmassa bulutları göndermez hepimiz susuzluk sıkıntısı çekeriz. Onun için musluktan şişeden nereden içersek içelim her zaman mutlaka çok şükür diyeceğiz ve ardından Ya Rabbi bu içtiğim su nimeti ile vücudumu ihya eyle diye dua edeceğiz. Ümmi Eymen anne buyuruyor ki o sudan içtikten sonra ömrüm boyunca bir daha susuzluk hissi yaşamadım.

Hazreti peygamberimizin eşleri yani bütün müminlerin anneleri 2 Zeynep isimli annemiz var. Birisi Zeynep bin Huzeyme (ra.), diğeri Hazreti Zeynep binti Cahş (ra.) bu 2 validemizden biz şimdi konumuz Hazreti Zeynep binti Cahş (ra.) annemiz.

Hazreti Zeyd (ra.) Ümmü Eymen anne ile peygamberimizin müjdesine nail olmak için evlenmişti. Ümmi Eymen çok yaşlıydı. Bundan dolayı zaten Ümmü Eymen annenin de müsadesi ile ikinci kez evlenmeye karar verdi. Hazreti Zeyd (ra.) Peygamberimize geldi Ya Resulallah benim için bir dünürlük yapar mısın dediğinde Peygamberimiz (sav.) Kime buyurunca Zeynep binti Cahş (ra.) ile buyurdu. Zeynep binti Cahş (ra.) peygamberimizin öz halasının kızıydı. Peygamberimiz buyurdu ki, Ya Zeyd onun sana geleceğini sanmam, Çünkü o çok onurludur kendisini üstün görür. Hazreti Zeyd tekrar Ya Rasulallah ona sen söyler ve dersen seni kırmaz muvafakat eder. Peygamberimiz tekrar Ya Zeyd o çok dilli bir kadındır. Yani dili çok insanı kırıcı ve etkilidir. Bu evliliğin zorlanıp gitmeyeceğini, onun için baştan Hazreti Zeydi ikna etmek için onun fıtri özelliklerini tek tek ifade buyuruyor. Bu cevaplardan sonra Hazreti Zeyd biraz Mahsun olarak Hazreti Ali efendimize gitti. Peygamberimize bir aracılık yapmasını istedi. Yani ya Ali peygamberimizi ikna et. O bana Hazreti Zeynep için dönürcü olsun, ben ikna yapamadım. Hazreti Ali efendimiz gelip peygamberimize aynı konuyu tekrar ifade edince peygamberimiz baktı ki ısrar büyük Ey Ali madem sende ısrar ediyorsun, o zaman ben bu işi yapmaya çalışayım. Yalnız sen git önce Hazreti Zeynebe konuyu aç, bir görüş bakalım dedi. Hazreti Ali efendimiz onlarla görüştükten sonra peygamber efendimizi tekrar döndüğünde dedi ki, Ya Resulallah ne kardeşi Hazreti Abdullah bin Cahşın ne de Zeynep binti Cahşın bu işe istekleri yok dedi. Sonra Rasulullah efendimiz kendisi gitti. Hazreti Zeyneb anne yine kaçındı. Hiçbir cevap vermedi. Çünkü öyle bir uçurum var ki, Hazreti Zeyd kölelikten gelmiş,aşırı siyahi idi. Hazreti Zeyneb anne ise Kureyş'in en eşrafının kızı peygamberimizin halasının kızı bakire ve Mekke'nin en güzel kızlarından. Hazreti Zeynep buyurdu ki, yâ resulallah ben onu kabul etmem. Peygamberimiz (sav.) Hazreti Zeynebe, Ya Zeynep ben onu senin için kabul ettim buyurdu. Şimdi genç kızlarımızın hasseten evlenmiş olup birçok evlilikte suçu kadere ve dolayısıyla rabbimize atanların için üstüne basa basa bir virgülüne dahi dokunmadan okuyorum. Hazreti Zeynep buyurdu ki, yâ rasulallah bana baskı mı yapıyorsun? Dedi. Hani kader evlilikleri diye başkasını suçlayanlar, kaderim böyle yazılmış diyenler dikkat etsinler. Ya rasulallah sen bana baskı mı yapıyorsun? iradeyi cüziyemizin bize ne kadar hür, ne kadar geniş yetki tanıdığını görüyoruz.

Bu olayın tartışması daha vuku bulmadan Ahzap suresi nin 56. ayeti celilesi indi. Esteuzibillah Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman hiçbir mümin erkek hiçbir mümin kadın kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Biz ne yapıyoruz nasıl tercih kullanıyoruz? Çocuğum üzülmesin, dostum üzülmesin, arkadaşın üzülmesin, hanımım kırılmasın diye Rabbimizin hükmü bir kenara konuluyor. Tercih hakkı çocuğumuzun oluyor, eşimizin dostumuzun oluyor. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir şekilde sapmıştır. Ahzap 36. Ayeti inince Hazreti Zeynep (ra.) annemiz Ya rasulallah Sen onunla evlenmemi istiyor musun? Peygamberimiz evet buyurdu. Hazreti Zeynep (ra.) asi olmadığımı bildiriyor ve onunla da evleniyorum dedi ve evlendiler. Evliliğinin üzerinden bir yıl geçti. Hazreti Zeyd (ra.) bir gün geldi ki Ya Rasulallah ben ailemden ayrılmak istiyorum dedi. Bu baştan beri anlattığımız bu hadise bir yıl sonra böyle bir vecheye dönüştü. Peygamberimiz (sav.) ondan niçin ayrılacaksın? Kendisinden şüphelendiğin bir şey mi gördün? Namus yönünden şüphelendiğim bir şey mi gördün? Dedi. Ya Rasulallah dedi Hazreti Zeyd vallahi ondan şüphelenecek Hayırdan başka bir şey görmedim. Fakat o kendisini şerefli üstün görüp bana karşı büyükleniyor. Ve dili ile beni üzüp duruyor. Bundan dolayı boşanmak için sizden müsaade istiyorum dedi. Peygamberimiz namusundan şüphe görmediğinden dolayı zevcesin tut, boşanma. Kendi kendine illaki boşanmış ayrı ama sen boşanma buyurdu. Cenabı hak, bu olaydan yani bu evlilik daha vuku bulmadan önce peygamberimize haber vermişti ki Böyle bir evlilik olacak. Akabinde de boşanma olacak. İttet bitmesi sonrasında da Hazreti Zeyneple sen evleneceksin, o senin zevcen olacak buyurmuştu. Bundan peygamberimizin 2 yıl öncesinden haberi vardı. Buna rağmen bu ailenin ayakta kalması için elinden gelen her şeyi yaptı. Bu bilgiyi münafıkların Muhammed evlatlığının eşi ile evlendi dedikodu ve propagandası yapmalarından endişe duyarak gizli tutuyordu. Ama ahzap suresinin 37. Ayetinde esteuzibillah Ey rasulüm Bir de hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği, hem de senin iyilik ettiğin kimseye: "Zevceni kendine sıkı tut ve Allah'tan kork!" diyordun da Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanları sayıyordun. Oysa Allah, kendisini saymana daha layıktı. Sonra Zeyd o kadınla ilişiğini kestiğinde Biz onu seninle evlendirdik ki, evlatlıklarının ilişkilerini kestikleri eşlerini nikahlama hususunda müminlere bir darlık olmasın. Allah'ın emri fiile (pratiğe) çıkarılmış bulunuyor. (Ahzap,37.) Şimdi burada fıkıh bir alanına az da olsa inanacağız üvey evlat ve oğulluk, evlatlık ya da günümüzdeki güncel adı adıyla koruyucu aile bu ikisinin fıkıhdaki ayrımını yapalım. Üvey evlat nedir? bir kişi bir kadınla evlenir o kadın bir başkasından çocuğu vardır. O çocuk evlendiği kişinin oğludur, kızlarıdır. Burada bir hürmeti musahhara vücuda gelir. Bundan dolayı bu bizim anlatacağımız konu bu değil. Peki oğulluk, evlatlık dediğimiz şimdi günümüzün diliyle Koruyucu aile. Bizim asıl konumuz budur. Evlat edinme sonucunda evimize aldığımız bir başkasına ait çocuğun ileride evlenip ayrıldığı eşiyle onun babalığı evlenebilir. Niye? Çünkü bu adet islâmdan önce vardı. Böyle bir yerleşik adetti. Cenabı hak hikmeti ile bu adeti kökünden yok etti. Bu adetin peygamberimizin üzerinden kaldırılmasını biz bu ayetler ile öğrenmiş oluyoruz. Rabbimizin burada hakkın muradı ilahisi evlatlık müessesesini lağvetti hikmetini bilmiyoruz. Evlatlık aldığımızın gerçek babası evlat edinen kişi değildir. Ama onu evlâd edinen kişi büyük bir hayır işlemiştir, onu yetiştirmiş, topluma kazandırmıştır. Saygı ve tazimle layıktır ancak ne kadar hayır işlerse işlesin o kişiye karşı yabancıdır. Ergenlik dönemine girdikten sonra evlat edindiğimiz kız ise evin babası mahremiyet sınırına dikkat edecek. Evlat edindiğimiz erkek ise evin annesi mahremiyet sınırlarına dikkat edecek. Benim evladımdır durumu ergenlikle birlikte biter artık yabancıdır.. Hazreti Zeyd (ra.) öyle bir istisnayı kişilik. Peygamberimiz Hazreti Zeydi tam 7 büyük savaşa komutan olarak tayin etmiştir. Böyle de bir deha askeri deha. Bu ayet indikten sonra. Zeyd bin Muhammed unvanı kalktı. Hazreti Zeydin o güne kadarki itibarını, sevgisini halk katında elde ettiği değeri etkileyecek ama Rabbimiz böyle sevdiği istisna kulunu mahrum etmedi. Esteuzibillah Ahsap suresinin 4-5.ayetler Evlatlarınızı da öz çocuklarınız gibi kılmamıştır. Bu sizin ağızlarınız da söylediğiniz sözünüzdür. Onları babalarına nispet ederek çağırın. Yani Zeyd bin Muhammed demeyin, Zeyd bin Harise deyin. İşte bu âyeti peygamberimiz bize öyle bir tevsir ediyor ki ; Her kim babası olmadığını bile bile başkasının evladı olduğunu iddia eder ve kendisini ona nispet eder ise nankörlük etmiş olur Cennet o kimseye haram olur. Şimdi bu ayet ve hadisi şerif günümüze nasıl hitap ediyor? Kişi tahsil yapmak için bir üniversiteye giriyor. Öyle bir havaya kapılıyor ki? Babasının ve anasının tahsilinden, inancından, mesleğinden utanıyor. Her dönemin gencin de bunu az ya da çok görüyoruz. Onun için bir kişi karakterli ise ana babasını o halinden iftihar eder. Esteuzibillah; Muhammed içinizden hiç birinizin babası değildir; fakat Allah'ın resul'ü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi en iyi bilendir. (Ahzab 40.) Zeyd bin Hariseden bu ayetten sonra muhammed'in oğlu Zeyd denilmesi serefi alınınca Rabbimiz Kuranda zikredilmesi şerefini nasip etti. Cennetlik olduğunu ölmeden önce kesin olarak bilen tek kişi oldu. Kıyamete kadar kur'anı kerim her okundukça Ahzab suresinde Zeydin adını zikrederiz. 124000 sahabe içinde birçok sahabe kuranda sıfatları dolaylı anlatılır ama Hazreti Zeyd ismen anlatılan tek sahabidir. Ve dahası mute savaşında suriyede şehit oldu. Şehit haberi gelince Peygamberimiz o kadar çok ağladı kardeşim tesellicim buyurdu.

Bizler hiçbir zaman asabın derecesine erişemeyiz. Niçin? Bakın bir örnek daha verelim, Mekke'den Medine'ye hicret edince peygamberimiz orada kardeşlik uhuvvet tesis etti. O tesislerden birisinden bir örnek görüyoruz Abdurrahman bin Avf ile Saad bin Rebi (ra.) Saad Medineli Abdurrahman bin Avf Mekkeli ikisi kardeş edilmişti. Mekkeden gelenlerin hiçbir şeyi yok. Ne malı, ne evi, ne ailesi. Hazreti Saad, Hazreti Abdurrahman efendimize dedi ki Ya Abdurrahman benim malımı tam ikiye paylaşacağız, yarısı senin olacak. 2 hanımım var. Birini boşayacağım iddeti bitince sen onunla evleneceksin. Uhuvvetin kardeşliğin ashabı kiramdaki sadakatin zirveye çıktığı bir hadise ama Hazreti Abdurrahman, ya kardeşim Saad Allah seni ailene malını da mübarek kılsın benim onlara ihtiyacım yok.

Allahu teâlâ Hazreti Zeynep (ra.) bedel olarak Hazreti Zeyde cennetten nasıl bir lütufta bulunduğunu peygamberimiz miraca çıktığında karşılaştığı bir hadiseden görüyoruz. Peygamberimiz (sav.) buyuruyor ki Miraç gecesinde yedinci kat semayı geçtikten sonra cennetten bir câriye beni karşıladı.Kibarlığı ve efendiliği asaleti öyle hoşuma gitti ki ey cariye sen kime ait sin diye sordum. Buyurdu ki, Yâ rasulallah ben Zeyd bin Hâriseye aidim buyurdu. Ve Ahzab suresi 38. ayeti nazil oldu. Az önceki ifade etmeye çalıştığımız kırmızı güller Peygambere Allah'ın takdir ettiği mubah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah'ın sünneti böyledir. Emrullahi kaderen makdura. Allah'ın emri takdir edilmiş bir kaderdir. Rabbimizin tahakkuk eden her ilâhi emri vukua geldiğinde biz kaza diyoruz. Rasulullah efendimiz rabbin yaratılış, ahlak, rızık, ecel hepsi bitirildi tamamlandı rabbimiz katında bilinmektedir. Esteuzibillah, o peygamberler, Allah'ın vahiyleri tebliğ eden Allahtan korkan başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. (Ahzap, 39.) Peygamberlerin kalbinde böyle bir metaneti ilâhi vardır. Korku 3’e ayrılıyor. Peygamberler bir tek Allahın bitabından yani azarlamasından korkarlar. Başka peygamberlerde günah olmaz. Günah işlemezler rabbimiz onları ismet sıfatıyla muhafaza eder ama içtihadı hata işlerler. Bundan dolayı bitap yani azarlamaktan korkarlar. Veliler de hicaptan korkar, hicap perdelemektir. Rabbimiz o güne kadar verdiği lütuflara perde indirir. O lütuflar rabbimiz geri hoşnut oluncaya kadar açılmaz. Biz gibi sıradan halk ise cehennem azabından korkarız.

Peygamberimiz (sav.) Hazreti Zeyde (ra.) Ya Zeyd Gönlüme senden daha güvenilir birini bulamıyorum. Zeynebe benim için dünür olur musun dedi. Peygamberimiz (sav.) dünür olarak Hazreti Zeydi gönderdi. Hazreti Zeyd Zeynep annenin evine varıp kapıyı tıklayıp kendini tanıttı. Bu islam da bir sünnet, kapı tıklamada usul budur. Elektronik kapı tıklama da telefondur. 3 defa çaldırıp bekleyeceğiz. Kapıyı tıklayıp kendini tanıttı. Ya Zeynep Beni Rasulullah gönderdi. Hazreti Zeynep kapıyı açtı. Allah'ın resulünün elçisini- eski eşini- hoş geldin diye içeri aldı. Hazreti Zeyd (ra.) anlatıyor peygamberime duyduğum sevgiden dolayı müminlerin annelerinden olacak diye Zeynebin yüzüne bile bakamadım.Hazreti Zeynep’in cevabı, Ya Zeyd ben istihare yapmadıkça rabbimden bu konuda emir ve işaret almadıkça hiçbir cevap veremem. Zeynep anne namazgahına gitti. Ey Allahın Rasulun beni istiyor layık isem beni ona zevce et diyerek dua etti. Burada istihare konusunu azıcık genişletelim. Cabir bin Abdullah (ra.) der ki Rasulullah (sav.) Kurandan bir sure öğretir gibi büyük küçük işlerimizin hepsinde bize istihare duasını öğreterek herhangi biriniz bir işe niyetlendiğinde nafile olarak 2 rekat namaz kılsın. Yani niyet ettim istihare namazına namazdan sonra Ey Allah'ım, hakkımda hayırlısını bildiğin için senden hayırlısını bildirmeni dilerim. Hakkımda hayırlı olanı bana mukadder kılmanı dilerim. Eğer hakkında şerli ise bu düşündüğüm için onu benden beni de ondan çevir diye dua edin. Akabinde de kendinize özel hangi iş için istekde bulunuyorsanız onun için dua edin ve o işinizde açıklayın. Bu kadar tane tane öğretti diyor. İkinci hadisi şerif bunu da Hazreti Enes (ra.) rivayet ediyor. Rasulullah (sav.) buyurdular ki istihare eden hüsrana uğramaz yani hiç pişmanlık duymaz. Öyleyse hadi i şerifte de bildirdiği üzere özel duamızı nasıl yapacağız? Burada 1-2 nükte verelim ki günümüzde bu konuda çok hata işleniyor. Kısa öz Ya Rabbi falanla evlenmem hakkımda hayırlı mı? Bana rüyamda göster işte bu kadar buna ne bir kelime fazla ne bir kelime eksik olacak. Şimdi parantez açıyorum çok tehlikeli bir cümleyi belirtmek için tırnak içinde Hayırlı mı değil mi? bu tehlikeli biz tek soru soracağız. Hayırlı mı? Bitti. Cenabı hakla pazarlık mı ediyorsun da hayırlıysa göster diyorsun bu küstahlıktır. Onunla evlenmemi bana hayırlı eyle. Cenabı Hak mukadderatını mı değiştirecek? Bu cümleler masum gibi ama tehlikeli. Biz talep edeceğiz onunla evlenmem hayırlı mı ya rabbi bana rüyamda göster bu kadar. Bu tür muallak çift sorulu rabbimizi yargılayan sorgulayan küstah cümle kullanamayız. Gelelim ikinci safhaya istihare yapınca sabahında heyecandan önüne gelene o rüyayı anlatıyor aman şu istiharemi bir tevil et. Yani en çok üzüldüğüm insan cahil olur da bu kadar katmerli olmaz. Yusuf suresinin 6. Ayeti Esteuzibillah, Ve kezalike yectebike rabbuke ve yu allimuke min te'vilil ehadisi Rabbin seni seçecek Sana rüyada görülen olayların yorumunu öğretecek. Rüya ilminin ehemmiyetini görüyor muyuz? Rüya ilmi ile ilgili kuranda 22 tane ayet var. Öyle sıradan bir şey değil ki. Yine Yusuf suresinin 21. ayet Esteuzibillah; nuallimehu min te'vilil ehadis Ona rüyadaki olayların temelini öğretelim diye kime Hz.Yusuf peygambere. 2 ayetin biz işaret ettiğine göre demek ki biz önüne gelene rüya anlatmayacağız. Önüne gelen rüya tabir edemez bu çalışılarak elde edilemez. Bu 2 ayete göre rüya tabirinin ne bir kaynak kitabı vardı ne de böyle önde gelen şarlatanı vardır. Bu durumda artık bir daha rüyaya teviline tabirine cüret edenler oturup düşünmeliler. Bu 2 ayet bize o hesabı soracak sen kimden öğrendin sen seçilip öğretilen birisi misin? de rabbimizin bu ilmini o kişinin geleceğini hiç ediyorsun.

Hazreti Zeyd (ra.) Hazreti Zeynebi boşadığında iddeti bitti. İddet konusuna bir parantez açalım. İddet dinimizde 3 ayetle anlatılır ve 4 çeşit iddet vardır. 1-Kadın hayız veya âdet hâlini yaşıyorsa 3 temizlik süresi bittikten sonra evlenebilir. 2-Hayız âdet görmeyen bir kadınsa 3 aydır. 3-Kadın hamile ise doğum yapınca biter. 4-Hanımın eşi ölürse kocasına saygı ve ihtiram olarak 4 ay 10 gün evlenemez.

Esteuzibillah Ey rasulum Ne zaman ki Zeydun o kadından ilişiğini kesti. Biz onu sana zevce yaptık. Evlatlarının ilişkilerini kestikleri zevceleri nikâhlamakta müminlere bir günah olmaz. Bu ayet inince peygamberimiz buyurdu ki, Hazreti Zeynebe gidipte bu müjdeyi kim verir. Müjdeci koşarak Zeynep annenin kapısına varınca o an Zeynep annemiz üzerindeki bütün takılarını müjdeciye verdi, içeri girdi. Şükür secdesi yaptı. 2 ay oruç tutmayı adadı.

O zaman 1- Zeynep annenin evliliği gibi takdir ve tayin olunan kader var. Bunda iradeyi cüziyenin seçme ve tercih etmesi bizim elimizde değil. 2- Malum olan bilinen kader var. Kimin kiminle evleneceğini rabbimiz biliyor. Bu ikincisinde iradeyi cüzi seçme ve tercih bizden oluyor. Yani biz azmediyoruz, kastediyoruz. Fiile döndürmeye karar veriyoruz. Cenabı hakta onay, vize veriyor. Bizim vücudumuzdaki güç ve kudretin yaratılması, (buna istihtaat deniliyor) sonucunda kesp meydana geliyor. Kesp kulun kazancı demektir. Zeynep (ra.) a ya Resulallah nikahımızı veli izni olmaksızın akit yapmaksızın şahitsiz ve mehirsiz mi olacak? Peygamberimiz (sav.) Ya Zeynep ne nikahı kıyan Allah, Şahidi Hazreti Cebraildir buyurdular. Bu hüküm sadece bu nikah için geçerlidir. Bizler için bunların hepsi şarttır. Çünkü bunlar olmazsa zina ile meşru evliliğin arasını ayırmamız mümkün değildir. Biz ilan edeceğiz, alanileşecek ve gizli saklı olmaktan ayrılacak. Çünkü bu farzdır. Yoksa gizli kıyılan güya nikah dini değildir zinadır. Süre sınırlaması yapılan 3 ay, 5 ay, 6 ay nikah dini değildir zinadır. Ve rabbimiz buyuruyor ki mukadder olan gerçekleşti. Hazreti Enes (ra.) annesi hemen bir tatlı yaptı. Enesle Zeynep anne ile peygamberimize gönderdi. Peygamber efendimiz ya Enes onun üzerine açma bütün Medine'ye dolaş mescidde sokakta kim varsa ikram et. Enes bir yandan korkuyor, heyecanlanıyor. Tatlı 2 kişilik bu kadar kişiye nasıl yetecek. Enes diyor ki tam 300 kişiye dağıttım ama halen tatlı aynı duruyordu. Zeynep annemiz evlendiğinde tam 35 yaşındaydı. El işi yapar, örgü yapar, derileri işler tamamen kullanılır hale getirir, dikiş yapar bunlardan kazandığın da sürekli fakirlere sadaka olarak verirdi. 53 yaşında vefat etti. Vasiyet etti ki peygamberimizin sürekli evinde oturduğu sediri ona Rasulullah'ın bedeni temas etti onu benim kabrime taşıyın. Bakın sahabe efendilerimizdeki teberruke verilen ehemmiyete.

Zeynep annenin asıl adı berre idi. Peygamber efendimiz adını Zeynep'e çevirdi. Berra Kuranı kerimde 2 yerde geçer. Peygamberimiz, Cüveyriye annemizinde adı berra idi, onu da Cüveyriye çevirdi. Çünkü Berra, itaatkar, temizleyen iyi güzel, davranışlı anlamında geçir. Peygamberimiz buyurdu ki, bu olur ki zaman zaman ben temizleyen birisiyim diye gurur ve kibire kapılır diye özellikle Berra ismini 2 annemizden de çevirip birisini Zeynep birisin de Cüveyriye koydu.

35 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör