top of page

YER YÜZÜNDE İLK BAYRAM



Esteuzibillah; E ente fealte haza bi alihetina ya ibrahim. Ey İbrahim bizim ilahlarımızla bunu sen mi yaptın? Dediler. Bu âyeti celile de ifade edilen Hazreti İbrahim (as.) babası Azer, (Asıl adı tara lakabı Azer) put yapan birisiydi. Azer her yıl yaptıkları bayram kutlamalarına İbrahim (as.) götürmek için gayret sarf ediyordu. İbrahim (as.) bayram yerine giderken yolda ben veba hastalığına yakalandım diyerek kendini yere attı. 3000 küsur yıl evvelki zamanda bile veba hastalığından o kadar korku olmakta idi ki İbrahim (as.) vebaya yakalanmış diyerek babası Azer dahi yanındaki bütün insanlar onu terk edip kaçtılar. İbrahim (as.) bu kaçışlarından istifade ederek geri dönüp puthaneye girdi. Bu putlardan ikisi altınlar eritilerek yapılmış ve çok büyüktü. Orada her canlıyı yırtıcı kuşları, yırtıcı hayvanları temsilen 72 temsil, yani birbirine benzemeyen 72 değişik put resmi vardı. Kimisi yıldızlara kimse yırtıcı kuşlara, kimisi yırtıcı hayvanlara benziyordu. Yaklaşık 3000 küsur yıl öncesinde bile yıldızlar temsilen put yapılıyordu. Şimdi aynı yıldızları temsilen televizyon kanallarında program olarak sunulan astrologlar, burçlar, gazetelere kadar her gün yayınlanan yıldız fallarının temeli nemrut döneminden beri kopmadan devam ediyor. Bugün adı astrolog olmuş, o gün nücum olmuş ama fal aynı tapma aynı. İnsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları vakit yıldızımız barışmadı derler. Bu bile bu puta tapmanın bir ifadesidir. Hazreti Ali (ra.) ve efendimiz buyuruyor ki, satrançtaki figürlerin tamamı bu keldanilerin put hanesindeki 72 temsili resimden esinlenerek yapılmıştır buyuruyor. Artık altını siz doldurun hiç açıklamaya ihtiyaç yok. Bugün Hindistan ve asya ülkelerindeki budanın tonlarca ağırlığındaki heykeli tamamen som altından yapılmaktadır. Keldani halkının 4000 yıl önce altından yaptığı put ile şu gün asya ülkelerindeki buda heykellerini putunun hiçbir farkı yoktur. O günün halkı bayram yerine giderken yaptıkları en güzel en nadide yemekleri putların önlerine bırakırlar, bayram bittikten sonra dönüşte o yemekleri alıp putlardan onlara bereket sirayet etti diye özellikle hassaten yerlerdi.

Hazreti İbrahim (as.) en büyüğü hariç bütün putları kırmaya başladı. Halk bayramdan dönüp bıraktıkları yemeklerini almak istediklerinde görüyorlar ki İbrahim (as.) putları kırıyor. Yakalayıp Nemrut'a götürdüler. Nemrut önce hapsetti bütün halkın önünde mahkeme kuruldu. İbrahim (as.) savunmasını istediler. O küçük yaştaki Hazreti İbrahim önce onların akıllarına hitap etti. Ancak ne kadar örnek verdi, ne kadar ikna edici ifadeler kullandıysa da hiçbir şey değişmedi. Şimdi buraya şöyle günümüzle kısa bir bağlantı yaparsak bakın uzay hakimiyeti ile bir ülkenin gücünün ölçüldüğü, her şeyin bilimsel olarak açıklandığı asrımızın bilgi, elektronik, dijital ve görüntülü iletişime ulaştığı ve insansız hava araçlarının savaş teknolojisine sahip olunduğu böyle bir dönemde bile insanlığımızın şu 7 milyar dünyanın 5 milyardan fazlası Élan altın ile inşa ede edilen buda heykellerine ve yine nice kıymetli madenlerden yapılan hac heykellerine aynen tapmaya devam ediliyor. Bilimsel, teknolojik olarak nereye gelirsek gelelim bakın din konusunda bu bağnazlık,tutuculuk putculuk dinine inananlar da hiçbir şey değişmiyor.

Nemrut İbrahim (as.) senin rabbinin ne sıfatı vardır diye sorunca İbrahim (as.) öldürür ve diriltir dedi. Nemrut dedi ki bende öldürür diriltirim. Ölecek kişiye affeder onu diri tutmuş olurum. Bakara suresinin 258. ayetinde geçtiği üzere Hazreti İbrahim o toplumun önünde Nemruta öyle bir soru sordu Peki benim rabbim güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getir dedi. Buna rağmen İbrahim (as.) yakılmasına karar verildi. Yakılması gerçekleşinceye dek bu küçük çocuk 7 yıl hapiste tutuldu. 3 ay odun toplandı. İblisin fikri ile ateşin ortasına mancınıkla atılmış oldu. Bir rivayete göre İbrahim (as.) tam ateşe atıldığında 16 yaşını doldurmuştu. Diğer bir ifade ile 26 yaşındaydı. Ve ateşe giderken Cibrili emini dahi benim ihtiyacım yok diye reddeden İbrahim (as.) tek duası şuydu, Ey rabbim sen teksin, ben yalnızım. Enbiya suresinin 69. âyeti celilesinde Esteuzibillah, Berden ve selamen ala İbrahim. Ey ateş İbrahim'e serin ve esenlik ol buyuruldu. Ateş bir anda ampullerdeki bizi aydınlatan ışığa dönüştü. Ve o gün yeryüzünde bu hitaba muhatap olan bütün ateşlerin pişirici özelliği kalmadı. Yani ateş olarak yandı ama o güne mahsus pişirici ve yakıcı özelliği olmadı. Eğer bu ayette berden ve selamen ala İbrahim değilde berden ve selamen buyurulsaydı. O günden bugüne artık ateş bize hizmet etmezdi. İbrahim (as.) ateşin içerisinde 7 gün kaldı. Hazreti Cibril (as.) korunması için üzerine gömlek,üzerine oturabilmesi için de halı getirdi. Bakın burada tekrar günümüz teknolojisi ile birleştirdiğimiz zaman yüce rabbimiz Davut(as.)’ma elinde demiri eritir hale getirip istediği kıvamı verebilir bir teknolojiyi vermişti. Bugünkü teknolojik ölçümlerde demir 1538 santigrad derecede eriyebiliyor. Yani Dâvud (as.) nasıl bir koruma altındadır ki? 1538 santigrat derecede eli zarar görmüyor. Devekuşu kızartılmış akkor haline gelmiş demir yuttuğunda dahi deve kuşunun iç organlarına hiçbir zarar vermiyor ve yine semender kuşunun tüyleri bir yanan fırına dahi konulsa yanmıyor. Burada cenabı hak bize teknolojik olarak hem İbrahim (as.)dan hem Dâvud (as.) dan öyle bir ufuk açıyor ki bugün asbest dediğimiz yanmaz iplik ve bezlerin amyant dediğimiz yanmaz kumaşların ve bugün termal koruyucu dediğimiz güvenlik güçlerine yaptırılan elbiselerin hepsi buradan esinlenerek yapılıyor.

O günün keldanileri güneşin ısısından korktukları için güneşe, yıldızın geriden gelen ışığından korktukları için yıldıza tapıyorlardı. Ama İbrahim (as.) ateşin içerisinde yakmayan rabbimiz ne güneş, ne yıldızların ilâh olmadığını, keldanilere gözleri göstermiş oldu. Hazreti İbrahim (as.) ateşin içindeyken gizli Müslüman olan annesi Nuna hatun (ra.) geriden oğluna ses etti. Dedi ki, oğlum ben yanına gelmek istiyorum. Bana dua et ateş beni yakmasın, yanına gelip sana sarıla bileyim. İbrahim (as.) öyle bir dua etti ki, annesi o ateşlerin üzerine basa basa hiç bir zarar görmeden onun duası bereketiyle oğlunun yanına gelip bir süre yanında kaldığı hasret giderdi. Nemrut İbrahim (as.)ın yanmadığını görünce yüksek bir kuleden İbrahim (as.) seslendi. Yanıma gel seninle konuşmak istiyorum. İbrahim (as.) yanına geldiğinde dedi ki, senin yanında sana çok benzeyen birisini görüyorum. Sürekli seninle muhabbet ediyor, sohbet ediyor. Kimdir o? İbrahim (as.) buyurdu O gölgeler meleğidir. Ve bu kadar etkileyici hali gören Nemrut dedi ki, senin rabbin benden hâşâ üstünmüş, senin rabbine adak yapıyorum ben 4000 tane sığırı senin rabbine şükür olarak keseceğim. İbrahim (as.) dedi ki, sen benim dinimi kabul edip dinime girmedikçe rabbim senin kurbanların hiçbirini kabul etmez. Ama buna rağmen Nemrut o 4.000 kurbanı yani o 4000 sığırı kesmiş oldu. Biz uzaktan gelen misafirimize ya da askerden gelen ya da geline oğlumuza buna benzer bir musibetten bir cezaevinden kurtulmuş birisine. Ya da bir devlet büyüğüne geldiği zaman onun ayak basma şerefine ayağının önünde bir şey kesecek olsak bu murdardır asla eti yenilmez. Kim keserse kessin ne şekilde keserse kessin ayağının önünde besmeleyi çekerek kesse dahi yenmez. Ama onu yukarı alır, ondan sonra misafire ikram olarak keserse yenir. Bunu da burada kısacık ifade etmiş olalım. Nemrut dedi ki, ben o kadar mülk ve saltanatımı Onun üzerindeki hükümranlığımı elimden bırakmaya güç yetiremem yani nefsim buna müsaade etmez.

Bu hadise 4 surede ve tam 75 ayette geçer. Makam ve otorite tutkusunun etkisini öğretmek ve bizi eğitmek için eş anlamlıları ile birlikte 25 tane ayet vardır. İşte puta tapmanın ve taptırılmanın görünmeyen illeti bu makam ve otorite tutkusudur. Şirkin bilinmeyen gizli tarafı da budur. Peygamberler ve korunan veliyullah olan zâtlar hariç her cinni de her insanda bundan sonraki yaratılacak insanlarda, geçmişteki yaratılmışlarda nefsimizde hepimizin makam ve otorite tutkusu ve onu besleyen heva putu mevcuttur. 75 ayet bize burada bir tarihi olay şeklinde veya İbrahim (as.) ile nemrut arasındaki geçen bir hikaye değildir. Hepimizin nefsinde bulunan makam, otorite ve onu besleyen heva putunun neler yaptırabildiğini bize hatırlatmaktır. Bunun toplumsal ve bireysel tarafı vardır. Toplumsal tarafına baktığımızda zalimler insanların Allah'a kulluk etmelerinin önünü keserler, zalimler Allah'a kulluk edilmesine tahammül edemezler. Çünkü İbrahim (as.) gibi 10 yaşında rüşte erdirilmiş bir kul zalime hakkı söylemekten ne korkar ne çekinir? Mazlumlar da böyle rüşte erdirilmiş kulların etrafında kümelenir. O zaman zalimin makam otoritesi elinden gideceği kaygısı artar. Rüşte erdirilmiş bir kul dünyanın bütün gidişatını ters çevirebilir. Hazreti peygamberimizin etrafında da önce zayıflar kümelenmişti. Ebu cehil gibi otorite putlarına bayrak açıldığı zaman inancını terk etsin kümelenme olmasın diye zayıflara zulmediyorlardı. Zalimlerin peygamberler ile mücadele etmelerinin sebebi budur. Hazreti Hüseyin (ra.) efendimizin şehit edilmelerinin sebebi bu makam ve otoritenin peygamberimizin torununa geçmemesi içindi. Zulümlerin devam ettirilebilmek için de nefislerinin heva putunun tatmin edilebilmesi içindi.

Şimdi gelelim toplumsal tarafından bizi ilgilendiren bireysel tarafına. Makam ve otorite tutkusu ve onu besleyen heva putu aynen içimizde bir mıknatıs gibidir. Diyelim ki Cenabı hak bize bir makam verdi. Makam öyle ilginç bir yerdir ki kendisine şöhreti, serveti ve şehveti çeker. Bunu kısa kısa örneklerle açıklayarak devam edersek. 1-Şöhret; Bugün televizyonlarda ünlü diye takdim adeta ilahlaştıranlarmış gibi gösterilen şöhretvari yaşamları, kıyafetleri, arabaları gezmeleri ve benzeri yaşantıları… Bunlar zayıf karakterli çocuklarımızı onlar gibi olabilmeye özentili hale getiriyor.Ancak makam tutkusunu sadece rüşte erdirilen kimselerde görmeyiz. Onlar hangi makama getirirlerse getirsinler. Yusuf (as.) Mısır'ın başına getirildiğinin örneği gibi hiçbir zaman makam onları olumsuz etkilemez. 2-Servet; Bugün holding sahipleri, büyük uluslararası şirketlerin sahipleri her istediğini yaptırabileceği için artık güç bende tutkusu otorite putuna dönüşmüştür. Otoritesini zayıf ve garibanlar üzerinde tatmin eder. Hazreti peygamberimiz, dirhem ve dinar'ın kulu olan kimseler helak olsun diye dua ederdi. Çünkü bunlar nefislerini tatmin etmek için gariban zayıfları ezerler. Bizde Resulullah efendimizin bu lanetine amin amin diyerek onların üzerimizdeki zulmünü bizden uzak eyle diyoruz. 3- Şehvet; Makam cazibesi ile insanlar oraya gidip tavassut ediyorlar. Bize şunu temin et bize şunu oluştur, bizi şuraya sen yerleştir gibisinden tavassut da bulunuyor. Makam sahipleri de zayıfların sahipsizlerin ve kimsesizlerin böyle kendilerine sürekli kapılarında ricada bulunduklarını görünce bunları ezerek bazen da taciz ederek kendi nefsinin içerisindeki hevâ ve şehvet tutkusunu o garibanların üzerinde tatmin eder.

Toplum hayatının temeli dinamiği ailedir. İbrahim (as.) örneğindeki 75 ayetinde anlatılan bizim aile içerisinde yaşadığımız hepimizde var olan o makam, otorite ve oraya emretme tutkusu. Kardeşler, eşler arasındaki tartışmaların küsmelerin, küfürlerin, hakaretlerin ve kavgaların hatta boşanmaların gerçek sebebi hepsi bu makam ve otorite tutkusunun eseridir. Birbirlerine üstünlük kurabilmek için birbirlerini emri altına alabilmek için savrulmalara çatışmalara ve dağılmaları sebep olmuştur. Özellikle refah düzeyinin arttığı günümüzde. Otorite tutkusunun aile içindeki etkisi insan hayatına etkisinin en tamir edilemez bir örneğidir.

Şöyle özetlediğimizde makam ve otorite tutkusu devlet üzerinde adaleti bozuyor. Emniyeti güvenliği bozuyor. Aile yuvasını darmadağın ediyor. Bu 4 alan felç olmuş bir ülkenin yaşaması, ayakta durması ve kendini toprağını dış güçlere karşı savunması mümkün değildir. 75 ayetin özeti işte budur.

Şimdi geliyoruz çözüm kısmına. Cenabı hakkın bize emanet olarak verdiği evlatlarımızı zayıf iradeli yetiştirmeyeceğiz. İlk önce bunun için kendi nefsimizden başlayarak yapacağımız onların iradelerine asla seni ben yöneteceğim diye müdahale etmeyeceğiz. Çünkü bu bir otorite, makam putudur. Ben emredeceğim, sen yapacaksın kayıtsız şartsız kabul edeceksin bu çok yanlış bir tutum. Traktör modelini daha önce anlatmıştık. İbrahim (as.) 11 yaşında bunu anlatıyor. Koca dünyaya Nemrut'a bunu meydan okuyor. Yapacağımız sadece evlatlarımızı ikna edip yönlendirmektir. Otoritemi kaybediyorum diye hayıflanmamaktır. Otoriteyi kaybedince evimizdeki çoluk çocuğumuzu maiyetimizdeki veya sorumluluk alanımızdaki çalıştırdıklarımıza ya da yöneticilerimize zulüm etmemektir. Çünkü zulüm makamı otorite ve hevanın yansımasıdır. Eğer nefsimizdeki makam ve otorite tutkusunu frenlemez, onu besleyen, heva putu ile mücadele etmeyerek onun organik bağlarını kesemez isek hiçbir bayramdan tat almayız. Bunları frenlediğimiz zaman her gün bayramdır. Senede 2 bayram dış dünyaya islam'ın bir otorite ve toplumsal gücünü göstermektir.

Tekrar buradan Konumuza dönersek İbrahim (as.)ın ateşin içerisinden dipdiri bir halde çıktığını görenler gizliden iman etmeye başladılar. Gördüler ki İbrahim (as.) Rabbi Nemrut gibi değil. Müslümanlara İbrahimin (as.) Erkek kardeşi Harran'ın oğlu Hazreti Lut (as.) ve Hazreti Sare (ra.) sahip çıktı onların etrafında kümelendiler. Cenabı hak İbrahim (as.)ın beraberindeki bu Müslümanlara hicret etme izni verdi. Gizlice gece sabaha yakın yola koyuldular. Bundan Nemrudun haberi olunca bütün güvenlik güçlerini yola çıkarak Süryanice konuşanların tamamını derdest edilip yakalanıp getirilmesi için emir verdi. Yolda giderken Hazreti Sare (ra.) ile İbrahim (as.)ın evlenmesi emredildi. Peygamberlerin bütün evlilikleri hikmetledir. Hiçbir zaman kendi iradeleri ile evlenmezler. Bizler kendi irademizle evleniriz. Onun için asla ben falanla evlenmek zorunda kaldım. Kaderinde o yazılı idi. Onun için ben onun her şeyine katlanıyorum. Bu yüzde 100 yanlıştır. Rabbimiz kimin kiminle evleneceğini bilir ama bize zoraki falanla evleneceksin diye bir emir vermemiştir. Böyle kendimizin suçunu Cenabı hakka atıp da kaderi suçlayan, toplumumuzun neredeyse % 99 u bilsinki rabbimizin emri ile kendi iradelerinin dışında bir tek evlilik peygamberlerde olur. Bizlerin ki irademizledir ve her saniyesinden sorumluyuz. Hazreti Sare (ra.) annemiz buyurdu ki, Yâ İbrahim ben seninle evlenirim ancak bir şart koşarım beni asla boşamayacaksın. İbrahim (as.) kabullendi. Ya yolda nikahları kıyıldı. Hazrete Sare annemizin bu firaseti bize şunu öğretir. Günümüzde 3 tane nikah hakkına sahip olacak erkeğin öfkesini sinirini frenlemede zaafı var ise O zaman yuvaya zarar gelmesin diye Sare annemizin firasetinden de yola çıkarak talak hakkının birisini gelin kızımıza vereceğiz. Bu sadece evlenirken yapılmaz aradan 10 yıl da geçse 20 yıl da geçse 30 yılda geçse bölüşme yapabiliriz. Geri dönüyoruz konumuza, Nemrudun askerleri Süryanice, konuşanlar derdest etme emrini aldıkları için bunları İbrahim (as.) Hazreti lut (as.) Hazreti Sare (ra.) annemiz hepsi beraberindekiler, Fırat nehrinin kenarına geldiklerinde etrafını kuşattılar. Yani Fırat geçseler kurtulacaklar ama geçmeden etrafları kuşatıldı. Öyle bir mucize vukua geldi ki İbrahim (as.) da başta olmak üzere maiyetindeki kim varsa hepsinin dili bir anda Süryaniceyi unuttu. Yerine rabbimiz o kodlamayı ibranice olarak halk eyledi. Beyinlerinde kodlamayı ibranice olarak halk eyleyince hicret edenlerin hepsi ibranice konuşmaya başladı. Bu büyük mucize bugün bir çoklarımızda öyle tahakkuk eder ki mukaddesatımızın, dinimizin, milli toprağımız olan vatanımızın müdafaasında çalışan kişilerin eğer bir başka dili öğrenmek ihtiyacı gerekiyor ise bir anda o dili öğreniveriyor. Bir bakıyorsunuz ki 70 yaşında bir nine kuranımızı öğreniveriyor. Bir bakıyorsunuz ki küçücük bir sabi 6 yaşında hafız oluvermiş. İşte bunların tamamı bu mucizeden kaynaklanır. Askerler baktılar ki hepsi ibranice konuşuyor kimseyi derdest edemediler. Nemrud ve zalim kavmi görünürde en aciz mahlukat olan sivrisinekler ordu gibi gönderildi hepsini helak etti yedi bitirdi ayağının biri topal olan sinek de nemrudun beynini yedi bitirdi. Rabbimiz biz makam otorite sahibiyiz istediğimizi yaparız, ilahız diyenleri küçücük sinek ile zelil eyledi.

İbrahim (as.) ashabıyla birlikte önce Harrana daha sonra o günkü adıyla Ürdün bugünkü adı ile Filistin topraklarına, daha sonra da Mısır'a 3 defa hicret etmiş oldu. Mısır'ın başında da öyle birisi vardı ki Tokis, kendi babasını hanımını, çocuklarını, bütün eşlerini, hizmetçilerini, amcalarını, amca oğullarını tüm akrabalarını kendine danışmanlık edenleri hepsini öldürerek o makamı eline geçirmiş bir zalimdi. Biz burada konumuzu kesiyoruz. Rabbimizin Hazreti İbrahim (as.) hazretlerini tahsin buyurduğu gibi Saffat suresi ayet 109. Ayet Esteuzibillah; Selamun ala İbrahim. Koca yaratıcı İbrahim'e 11 yaşındaki bir çocuğa selam ediyor. Şu muhataplığa bak. Kişiliğini, karakterini kaybetmeden yaptığı mücadeleye de bir bak. Bizde aynı şekilde selamlıyoruz.

Her yıl Ramazan ayını özellikle seçerek Müslümanlara zulüm etmeyi artıran. Ve bu yılda da. Yine 18/4/2022 tarihinde 30 tane devletin yakın koruması eşliğindeki bir siyasetçinin eline tüplü bir çakmak olarak kuran sayfalarını yakan, her yıl olduğu gibi Ramazan ayı boyunca Mescidi Aksada müminlere zulmedenleri ve ettirenleri, kuranımızı yakanları ve yaktıranları... Hüzünsüz bayramlara kavuşabilme ilticası ile onların üzerine La ilahe illallahul vahidul kahhar, La ilahe illallahul vahidul kahhar, La ilahe illallahul vahidul kahhar. Diyerek rabbimize havale ediyoruz.

AMİN AMİN AMİN

41 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page