top of page

RAMAZAN-I ŞERİF AYININ BEREKETLERİ VE ORUÇ İBADETİ-4



KURAN-I KERİMİN BEREKETLERİ

Şimdi bu kadar bereketleri içinde barındıran Kuranı kerimin bu ayı bu şekilde şereflendirdiği bu ayın bu güne kadar dikkatimize gelmeyen alanlarına atıfta bulunalım. Yani oradan bir cesaret alalım, oradan kendimize bir kamçı oluşacak manevi bir etki alalım. Kuranı kerim indiği zamana bu kadar değer katar da acaba kuranla iç içe olan insana hiç değer katmaz mı? İnsan sözü ne kadar etkili olursa olsun, mükemmel yazılırsa yazılsın, kafiyesi ne kadar etkileyici olursa olsun 2-3 kez okuduktan sonra usangaçlık vermeye başlar. Ancak kuran usangaçlık verez çünkü kelime anlamı tekrar tekrar okunan demektir. Kulaklara kalbe ve bedene lezzet verir. İnsanın aklına ve o dili anlayan kültüre sürekli hitap ettiği için insanı usandırmaz. İnsan nasıl ki aldığı oksijenden içtiği sudan, yediği ekmekten usangaçlık duymazsa kuran da aynısıdır. Dünyada en lezzetli şeyleri üst üste bir hafta yedirin bir hafta sonra hepsinden uzaklaşır ki belki aylarca yemek istemez ama ekmek ve sudan böyle olmaz. Kuranda ruhun, kalbin ekmeğidir suyudur. Hadisi şerifte buyurulur ki? Kurani kerim okuyan kimsenin iki yanı arasına yani sadrına nuraniyet derc olur. Bu da yüzüne yansır dolayısıyla Müslüman nerede olursa olsun ameli ne kadar zayıf olursa olsun ne kadar günahkar olursa olsun müslüman olmayana göre nurludur, yüzünde bir güzellik vardır. Yani okunduğu anda bu sadra sürekli bir nur inkişaf olur.

İsra suresinin 82. ayeti celilesinde Rabbimiz kuranı kerim iki şey yüklüyor. Kuran ya şefaatçidır. Ya şikayetçidir. Yanında yer alanlardan şefaatçi, karşında yer alanlardan da şikayetçidir. Rasulullah (sav.) vefat ettiğinde sahâbi büyüklerimiz içerisinde kuran baştan sona ezberleyen sadece 6 kişiydi. Şimdi burada bizim şu anki tahayyüllerimize göre ciddi soru işaretleri çıkıyor. Neden? Çünkü o günkü ezberleme ile bugünkü ezberleme çok farklıydı. Bakın o gün kuranı ezberleyen kişi şöyle bir yol izliyordu. Diyelimki Fatihayı ezberledi fatihanın 7 ayetini tamamen amele dönüştürmedikçe Bakara suresini ezberlemeye geçmiyordu. Sahabe efendilerimizin o 7 ayet vücudunda kişiliğinde benliğinde, davranışında, sosyal hayatında kendine hakim olacak ki bakara suresini ezberlemeye başlasın. Günümüzdeki ezberleme hedefi ise bir an önce ezberimize almak oluyor. O zaman o günün hafızı yani aslında kari olmakla birlikte günümüzde kullanılan ismiyle diyelim o günün hafızı günümüzün hafızanın hedefi aynı olmuyor. O günün hafızı kuran ezberimde dediği anda 6000 küsur ayeti yaşantısına geçirmiş anlamına geliyor. Bugün ise sadece ezbere okuyabilen anlamına geliyor. O hedeften ne kadar uzaklaştığımızın bilinmesi açısından bu kültürü önümüze koyduk. Yine rasulullah sallallahu ve sellem buyururlar ki kuranda mahir olan yani o konuda parmakla gösterilecek bir noktaya gelmiş ve ondan okumasından, tecvidinden, tefsirinden faydalanılması gereken kişi demektir. Bu kişiler yani mahir kişiler kiramul berere ile beraberdir. Sürekli o kişinin yanında belli bir melaike grubu var demektir. Bu melaike gurubu mahir olan kişinin yanında gezerek sürekli onu kötülüklerden korumak, iyilikleri kalbine ilham etmekle görevlidirler. Bu bereket kuranı doğru ve güzel okumanın bereketidir.

Yine diğer bir hadisi şerifte; Kur'an bir deride olduğu halde ataşa atılsa ateş onu yakmaz. Şimdi bir deri torbayı elimize aldık içine kuranı kerimi koyduk götürdük ateşe attık denemek için bu Hadisi şerifteki anlatılan bu değil. Buradaki anlatılan iskeletimizi kaplayan bizim derimizdir. Biz kuranı kerimi nasıl bir yere koymamız gerekiyor? Yukarıdan beri anlattığımız zaten bunu temelini oluşturdu. Biz kuranı efendilerimiz gibi hıfz ettiğimizde o kuranı kerim derimizin içerisinde taşıdığımız emanet oluyor. O zaman kendimizce şunu yapalım, bunu yapmayalım demeye gerek olmaksızın amel ettiğimiz zaman zaten kuran bize orada şefaatini yaparak cehennemde yanmamıza engel oluyor. Şimdi o zaman burada önümüze bir gerçek çıkıyor. Rabbimiz Kuranı kerimin her bir harfine 3 değişik kategoride sevap veriyor. Namazın içerisinde okuduğumuzda her harfi çarpı 100 dür. Namazın dışında abdestli iken okursak çarpı 25. Mushafa el dokundurmaksızın ezber okursak o zamanda harf başına çarpı 10.

Kuranı kerimi okurken dikkat edeceğimiz huşulara gelince;

Kuranı kerimizi açtık okurken ne kadar okuyacağımızla ilgili mutat belirleme olmayacak. Okurken esneme yorgunluk geldi hiç zorlamak yok hemen ipimizi işaretimizi orada koyup kapatacağız. Bu ne demektir? Kur'an diyor ki yeter, bundan sonra almıyorsun o zaman onu dinleyip okumayı bırakacağız.

Kendimiz okurken ya da okunan kuranı kerimi dinlerken bu televizyondan olabilir, canlı olabilir, kasetten olabilir. Kuran okurken dinlerken elin kolun oynamasın diyor hüküm bu. Kadın mutfakta çalışıyor, kuranı kerimi aşmış neymiş ben kuran dinliyorum hayır asla hüküm öyle demiyor. Camide bile cuma hutbesinde cemaatin üçte ikisi telefonu sessize almış güya hutbe dinliyor, Hepsi telefon oynuyor. Orada 6-7 dakika hutbeye tahammül edemiyor, Kur'an okunurken de aynı tahammülsüzlüğü yapıyor. Kuran okurken hiçbir uzvun hareket etmeyecek. Öyle türkü dinler gibi aç televizyonu kuran dinle, işini gücünü yap olmaz. Bu Allah'ın kelamı oturup dinliyorsak açacağız, dinleyemiyorsak, kapatacağız.

Zümer suresinin 23. Ayetini Bu bağırıp çağıranları Ayşe annemize soruyorlar. O da buyuruyor ki bu ayetleri delil verdikten sonra kuran kimseyi delirtmez diyor onlar delirmiş diyor. Peygamberimizin dininizin yarısını öğreneyin dediği Ayşe annemiz onları delilikle itham ediyor. Koran kimseyi delirtmez yanı onların hepsini orada gösteriş yapıyor. Kendilerine güya füyüzat inmiş de sahabe efendilerimize bir şey olmamış bugünkülere oluyor. Zümer suresi ayet 23 bunları Ayşe annemiz ifade ediyor. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir, kur'an okunurken derisi diken diken olur öyle bağırıp çağırmaz diyor, Bunu Ayşe annemiz söylüyor Sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine yumuşar. Yumuşayınca da böyle meşru hayran olur. Kimse göstermeksizin gözünden ılık yaş gelirse gelir. Birde Hadid suresinin 16. ayetini işaret ediyor Annemiz. Kurana kalpleri huşu eder. Yani kur an dinlerken diyor. Sizin kalbimiz ona huşulu olsun eliniz ayağınız sağ solu karıştırıyorsa kalbinizde huşu yok demektir. Hani namazda huşu deriz, nedir namazda huşu? Secde gideceğimiz yere bakmak demektir. Sağa sola bakıyor, kaşınıyor, sağ solu durmadan tırmalıyorsa bu insanda huşu yok işte.

Kuran okumayı bırakmak zorunda kaldığımızda Yeniden okumaya başlarken mutlaka Euzu besmeleyle başlanmalı. Kuranı kerimin üzerine hiç bir şey konulamaz. Ancak kendisi gibi bir başka kuranı kerim konulabilir. Normal mealsiz bir kuranı kerimin üzerine mealli bir kuran bile konulamaz. Kuranı işimiz var gelince okuyacağız dedik açık bırakıp gitmemeli açık bırakıp gittiğimizde oradaki kelamullah bizden şikayetçi oluyor kapatıp gideceğiz. Abdestsiz iken tutmamalı günümüzde bu sapıklık o kadar arttı ki abdestsiz kurandan uzaklaştırıyorsunuz. Efendim kadınlar o aybaşı hallerinde uzak kalıyor. Yani bunlar o kadar merhametli ki herkesin kurana yönlendiriyor. Yav rabbimiz bunu ölçüsünü, sınırını peygamberimizin uygulamalarıyla koymuş, senin merhametin olsa ne olur? Her yerin merhamet olsa ne olur?

İblisin yardımcıları kur'an okumaya başlayan kişiyi meşgul etmesi için görevlendiriyor, 1-2-3 kişi ne ise kaç kişi okuyanın ihlasını o bizden iyi bilir. Bu kadar tecrübeli o görevlendirdiği kişiler hep meşgul ediyor. Ya kendi meşgul ediyor ya da bizi meşgul edecek kişileri devreye sokuyor. Yani kuran'dan ne kadar erken uzaklaştırabilirim diye onun derdinde. Her kuran'a başladığımızda bunun da farkında olmamız gerekiyor.

Namaz kılarken Kur'an okumak farz olan unsurudur. Namazda belli bir kıraat miktarı var o miktar olmadan namazımız olmaz. Namaz kılan okuduğu kuranı kendi kulağıyla takip etmek zorunda. Dilinizin kıraatını, harflerinin mahrecini tecvidini kendi kulağımızda takip edeceğiz. Eğer böyle kılmıyorsa kuran kıratını kulağımız duymuyorsa kırat yapmamış olur namazımız olmaz buna da dikkat etmemiz gerekir. Kuranı hızlı okumamalıdır. İşte cüzüm bitsin daha fazla okuyayım, hatmim fazla olsun diye hızlı okur bu yanlış. Bakın koskoca peygamberimizin 124000 sahabi içinde vefat ettiğinde 23 yıl geçmiş kuranı kerimi ezbere bilen 6 tane kuran hafızı vardı. Bunlar aceleci olsaydı. Hızlı, hızlı bizim gibi sadece cüzü tamamlamak gayretinde olsaydı 6 kişi mi olurdu? Kur'an yavaş okunur Bardakla su içerken niye 3 yudumda içiyoruz. O sünnetin hikmeti de başka alanlara gidiyor işte kuran da böyle nüfuz ede ede okunur.

Kuran okuduktan sonra mutlaka kapatmadan bir iki kelime dua edeceğiz. Yani kuranı kapatıp el Fatiha dedikten sonra bir dua talep etmeyerek kulağını kapatıp yerine koymuşsa bu tavır küstahça bir tavırdır. Bir Hadisi şerifte Peygamberimiz buyurur ki; Bazı kavimler gelecek. Kuranı kerim okuyacaklar. Ve onu okuduktan sonra insanlardan bir şeyler isteyecekler. Kime itibar ister kimi mal ister kimisi makam ister kimi kendisine ayrıcalık verilmesini ister. Kimi onun sayesinde çoluk çocuğuna iş ister ne istersek isteyelim sadece Rabbimizden isteyeceğiz. Kuranı kullanarak aciz kullardan bir şey istemek bu kuranı kullanmaktır, istismar etmektir.

Yılda 2 kez hatim yapılması yani bir müslüman'ın yılda 2 defa hatım yapması kuranın hakkını edâ etmektir. İmam âzam efendimiz böyle buyuruyor. Kuranın hakkını eda etmek için yılda en az iki hatim yapılmalı diyor.Hiç olmazsa ondan uzaklaşıp gafil konumuna düşmesin yılda bir hatim yapsın diyor. Hazreti Osman (ra.), Hazreti Zeyd bin sabit (ra.) , Hazreti Abdullah bin Mesut (ra.), Hazreti Übeyy bin Kab (ra.) Bu 4 zat, Bu zâtlar peygamberimizin kuran inmeye başlamasından kendi vefatlarına kadar Cuma gününden bir sonraki Cuma gününe kadar hatim ederlermiş. Peygamber efendimiz buyuruyor ki Kuranı kerimi anlayan kimse dünyadaki bütün ilimleri açıklayabilir. Kuran kerim bütün ilimlerin özünü,faydasını, zararını anlamada bir mihenktaşı oluyor bizim ufkumuzu ve kalbimizi açıyor. Onun için Kuran müslümanın aklında hikmet pınarları fışkırmasına tezahür etmiş, onu zenginleştirmiş ve alt yapısını hazırlamış oluyor.

AŞI, İĞNE, SERUM

Bu Ramazan ayında sıkça sorulup sıkça yaşanan konulardan birisi aşı iğne ve serum. Bu alanda 3 görüş var Ebu Hanife (ra.) buyuruyor ki, ilaç amaçlı, Aşı, iğne, serum orucu bozar kazayı gerektirir. İmamı Azam’ın talebeleri İmamı Yusuf ve İmam Muhammed (ra.) bunlar da buyuruyor ki, İğne aşı ve serum normal yoldan vücuda girmediği için yani ağızdan girmediği için bozmaz diyorlar. İmamı şafi (ra.) şöyle diyor, bu iğne aşı olunca adale ve damardan yapılan iğne orucu bozmaz ancak uzun bir iğne ile karın boşluğuna yapılırsa bozar. Şimdi karşımıza şüpheli bir durum daha ortaya çıktı ne yapıyoruz? şüpheden kaçıyoruz. Zaruret yoksa yaptırmıyoruz

1. Makatına ve kadının üreme organına ilaç konulması orucu bozar kazayı gerektirir. Üreme organına pamuk koymak, pamuk tamamen kaybolursa orucu bozar. Bir kısmı dışında kalırsa bozmaz. Kişinin makadına bir şey girse ne olursa olsun orucu bozulur.

Derin yaraya konulan ilaç beyne ve karın boşluğuna ulaştığı zaman imamı azama göre bozar. Talebeleri imameyne göre bozmaz yani şüpheli durum. Eğer bir zaruret yoksa böyle bir ilaç iftardan sonraya kalmamalı.

Makattan veya üreme organından konulan fitil orucu bozar ve kazayı gerektirir.

Besin veya gıda amaçlı açlığı veya susuzluğu giderecek özel olarak üretilmiş haplar, tabletler, iğneler, serumlar hangi yolla alınırsa alınsın, orucu bozar ve kazayı gerektirir. Göz damlası orucu bozmaz işte en rahatı bu. Dişe konulan ilacın yutulması orucu bozar ve kazayı gerektirir oradan yani boğazı hafifçe hissetmiş olsa orucu bozuyor. Buruna ilaç konulması veya bunun genizden ağıza geldiğinde yutulması sonucu orucu bozulur. Kulağa ilaç akıtmak orucu bozar. Hanı kulaktan mideye giden bir östaki borusu diyoruz ya işte oradan iniyor orucu bozuyor. Kulağa kaçan su bozmaz. Şafii mezhebine göre bir kimse oruçlu iken kulağın iç kısmına pamuklu kulak çöpünü soksa bununla kulağını karıştırsa orucu bozulur. Hanefilere göre bozmaz ama şüpheli durum olduğundan Hanefiler de bu konuya hassasiyet göstermeli.

Namaz kılarken sarık hükmündeki sevaptan yararlanalım diye takke giyiyoruz. Çünkü başı açık olarak namaz kılınması mekruhtur. İmam Şafi hazretleri buyuruyor ki bu takke insanın alnını kapatırsa çıplak olarak secdeye dokunmadığı için namazı olmaz. Hanefi birisinin yerin sertliğini hissetmesi alnı kapalı da olsa yetiyor. Namazı oluyor da şüpheliye giriyor. Onun için mecbur Hanefi ile başını sürekli alnını açık tutmak zorunda. Bu mezhepler arası konular da dikkatinizi çekmek için bir örnek daha verelim Şimdi başımızı mesh ediyoruz.Her mezhep kendine göre başın mesh etme miktarının farziyetini açıklamış. İşte hanefiler başın dörtte birini mesh edersek farzı yerine geliyor. İmam şafii hazretlerine göre saçın bir kısmını yanı başımızdaki bir kıla neşretmek farzı yerine getiriyor. İmamı mâlik hazretleri başın tamamını mesh etmek farz diyor. Bizim peygamberimiz başını ömrü boyunca kaplama mesh yapmıştır. Müslüman abdest alırken kaplama meshi hayatı boyunca yapmıyorsa sünneti yapmamış oluyor. Sadece farzı yerine getirmiş oluyor. O sünnetten sevap almamış oluyor. Onun için bizim sürekli yapacağımız kaplama meshtir.

Bismillah subhaneke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim Sadakallahül azim. Subhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz? Her şeyi hakkıyla bilen. Her şeyi hikmetle yapan sensin. Amenna ve saddakna velhamdülillahi rabbil âlemin. EL FATİHA.

11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page