top of page

HİDAYET-3 MAKALELER Mehmet Türkoğlu


HİDAYET-3

Esteuzibillah; İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ. Muhakkak ki biz O’na hidayet yolunu gösterdik. Gerek şükredici ve gerek nankör olsun. Bu Ayeti celile kur’anımızda iki yerde geçer. Burada Cenabı Hak insanları hidayette serbest bırakıyor ve kategori olarak bizi şükredenler ve nankör olanlar olarak tasnif buyuruyor. Bu kategori bu tasnif o kadar ağır bir tasnif ki Cenabı Hak gelmiş gelecek bütün insanlar ve cinnileri biz diyor iki grup da değerlendiririz. Demek ki Cenabı Hak bu noktaya çok çok ehemmiyet veriyor. Cenabı Hak gerek mukaddes 104 kitapla gerek 124000 Peygamberle gerekse her birimize verilen yol gösterici, irşat edici olan akıl ile hidayet yolu gösterilmiş. Özellikle son 15-20 yıllık süreye baktığımızda internet yoluyla bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır. Dolaysıyla bu internetin varlığı ben islam dinini duymadım Peygamberinin getirdiklerinden haberdar olamadım mukaddes kitaplarda neler var ben onları görüp inceleyemedim gibi mazeretleri ortadan kaldırmıştır. Hidayet için yeryüzündeki yedi milyar küsur insana ulvi bir pencere ulvi bir kapı açılmış oldu.

Esteuzibillah; Şakiren li en'umih, ictebahu ve hudahu ila sıratın mustekim. Allah'ın nimetlerine şükreder idi. Allah Celle Celaluhu’da onu seçti ve doğru yola hidayet etti. (Nahl,16/121.)

Cenabı Hak hidayeti nasip ettiği Peygamberinin hayatından bize bir sıfatıyla örnek verdi. Allah'ın nimetlerine şükreder idi. Bu şükrün karşılığında rabbimiz onu seçti ve onu hidayette yol gösterici hale getirdi. Şimdi bu uyarılardan görüyoruz ki şükretmek Cenabı Hak katında bu kadar mı bu kadar ehemmiyete haiz. Peki bu ayeti celile kimi anlatıyor? Bu zât Hazreti Hz. İbrahim (as.) dır. Nimetlere şükreden sıfatı Onun seçkinlerden olmasına vesile olmuştur. Demek ki nimetlere şükreden nitelik ve sıfatlar bizde de sürekli hale gelirse hidayetimize vesile olur. Cenabı Hakk’ın dostu olmak, seçtiği, sevdiği kullarından olmak istiyorsak mutlaka şükreden sıfatımız Hz. İbrâhim (as.) ki kadar asla olamaz ama bari ona benzer olmalı.

Kur’an-ı Kerimimiz Hz. İbrahim (as.) yaklaşık 12 ye yakın sıfatından bahseder. Biz bu sıfatlardan 6 sı üzerinde duracağız.

1. Hz. İbrahim (as.) daha 9 yaşlarında sabi bir çocuk iken yeryüzünde herkes müşrik iken bir tek bu sabi çocuk, tek başına dünyada bütün insanlığa meydan okuyor. Müşrik olmuyor. Üstelik elinden tutan, kendine öğreten, kendine yol gösteren Rabbimizden başka kimse de yok. Tek başına dünyada müşrik olmayan tek kişi.

2.Hz. İbrahimi (as.) kur’anımız kanit olarak niteler. Kanit; Allah’a aşırı itaatkâr olan anlamına gelir. O,Cenabı Hakka itaati nispetinde her nimete şükretmiş ve şükrünü de itaati ile taçlandırmıştı. Burada nefsimize bir iğne gibi batması gereken bir uyarı çıkıyor ki Hz. İbrahim (as.) çocuk yaşta tek başına müşrik olmadan, kendine verilen emirleri kanit sıfatıyla uygulayabiliyor ve bunlara şükredebiliyor da bizim Hz.İbrahim’in (as.) yaşadığı şartlara göre daha olumlu şartlarda olduğumuz halde niye uygulayamıyoruz. Emri uygulayan şükretmiş, uygulayamayan şükretmemiş demektir ki o zaman ne seçkin olur ne seçilen olur ne de Cenabı Hakkın hoşnut olduğu kul oluruz. Bu emirleri yerine getirmeyen tembel müslümanlar ise Cenabı Hakka isyan etmiş olur. Bu kanit sıfatına göre bir mü’min dolaylı olarak vücut diliyle isyan etmiş oluyor. Cenabı Hakkın bize verdiği serveti gayri meşru yollarda harcamış ve harcamaya devam ediyorsak şükretmemiş ve nankörlük etmiş oluyoruz. Şimdi bunları toparladığımızda demek ki emre itaat ediyorsak şükredenlerden oluyor, tembel davranıp emirleri ifa etmiyorsak nankörleerden oluyoruz. Çünkü Cenabı Hak katında üçüncü bir grup yok.

3. Hz. İbrahimin (as.) üçüncü sıfatı hanif olması. O zaman hanif nedir? Hanif; Bir daha ayrılmamak üzere tamamıyla islam dinine meyleden ona giren kimse demektir. İbni Abbas (ra.) Hz. İbrahimin (as.) hanifliğini şu sıfatlardan da öğrenebileceğimizi ortaya koyuyor. Buyuruyor ki İbni Abbas(ra.); Hazreti Hz. İbrahim (as.) yeryüzünde kendi kendini sünnet eden ilk kişi, Haccın bütün menâsikini uygulayan tatbik eden insanoğluna öğreten ilk kişi ve yeryüzüne kurban kesen kurbanın bütün vücudu şartlarını ifa eden tek ve ilk kişi olması Onun hanif olduğunun ilk üç emaresidir. Yunus suresinin 105. Ayetinde Esteuzibilleh ‘’veçe’’ Yüzünü Hanif dine çevir buyuruyor. Bu emir başta Peygamber Efendimize ardınca ümmet olarak bizleredir. Bu ayeti celile bizi birleyen ve bizi rabbimize teslim olmaya yönlendiren ayet oluyor. Birleyen yani Müslümanların birlik haline gelip yüzünü Kâbeye çevrdiği zaman hanif dini mensupları olarak tek bir millet oluyoruz. Hz. İbrahimin (as.) bize biraktığı bu miras Kur’an-ı Kerim'de 12 kez geçer. Bitmedi Kur’anımızın Sekiz yerinde millet kelimesi geçer. Üçüncü olarak yedi yerde milleti İbrahim geçer. Dördüncü olarak beş yerde de İbrahime hanifa, geçer. Şimdi görüyoruz ki bunları üst üste topladığımızda bugün yeryüzünde 1.7 milyar Milleti hanifeyiz. Hepimiz bir birimizle kardeşiz. Her duamızda 1.7 milyarı gönlüne ve diline alarak dua etmeyen müslüman, milleti hanifenin birliğinden sapmıştır. Yüzünü hanif dinine çevirmekten uzak kalmıştır ve ihanet etmiştir. Her gün duamızda milleti hanifiye dua etmek zorundayız. Hac suresinin 78. ayetinde Rabbimiz babanız İbrahim diyor. Bugün 1.7 milyarın babası olarak ifade ediyor. Ebu İbrahim, ümmetin tamamının babası, manevi babası oluyor.

4. sıfat: Cenabı Hak Hz. İbrahimi (as.) bütün insanoğluna sevdirmiştir. Onu yahudiler de sever hıristiyanlar da sever. Müslümanlar olarak zaten elhamdülillah severiz. Ne bir yahudinin ne bir hıristiyanın Hz. İbrahime (as.) dil uzattığını, hakaret sözcüğü kullandığını göremeyiz. Böyle sevilmişlik yeryüzünde Hz. İbrahimden (as.) başka kimseye nasip olmamıştır. Kur’an-ı Kerim'de İbrahim ismi 69 defa geçer. Bu hiçbir isme nasip olmayacak kadar fazladır. Yine 114 suremizi Sıralama yaptığımızda Kur’an-ı Kerimimiz deki sıralamada 14. surenin de adı İbrahim Suresidir.Surelerin adını Rabbimiz verir biz değil. Biz Ümmeti Muhammed olarak elhamdülillah ve çok şükür ikisini birlikte kasıtlı kullanıyorum. Elhamdülillahı namazda tembel davrananlar için kullanıyorum. Çok şükürü namazlarını ifa edenler için kullanıyorum. Elhamdülillah, çok şükür biz Ümmeti Muhammed içerisinde namaz kılanlar Hazreti Hz. İbrahim (as.) ve onun âli asabına, yani aile halkına ve onun dinine hayatında iken inanmış mübarek ashabına her namazımızda hem salat hem selam getiriyoruz. Hem Hz. İbrahim (as.) Efendimize hem yüce Peygamberimize (sav.) rahmet hayır bereket şan ve şeref diliyoruz. O salli ve bârik duaları bu kadar kapsamlı duadır. Rahmet hayır, bereket, şan ve şeref diliyoruz. Günümüzde Kur’anımızın, dinimizin direklerini sallamaya çalışan belli yerlerden aldıkları paralarla beslenen bize saldıran, salyaları hepimize öyle veya böyle ulaşan, özellikle gençliğimizi daha fazla etkileyen bu kişiler; Efendim salli bârik Kur’anda var mı? Öyle ise siz niye namazda okuyorsunuz? Sizin namazınız olmaz diyerek ukalaca eleştiren kesimler var.

Esteuzibillah; İnnallahe ve melaiketehu yusallune alen nebiyyi, ya eyyuhellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima. muhakkak ki Allahu Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine salâtta bulunurlar.(Ahzap,33/56.) Cenab-ı Hak kendinin, meleklerinin Peygamberlerine salat ettiğini ifade ederken Ayeti Celile Ey iman etmiş kimseler diye hepimize hitap ediyor. Demek ki biz ibadetimizin içerisine insan sözü karıştırmış olma gibi yanlış bir şey yapmıyoruz. Bu Ayetin emrine itaat ettiğimiz için namazlarımızda salli ve barik okuyoruz. Kur’an-ı Kerimizde dua kelimesi genellikle salevatun ve salateke olarak geçer. Selam kelimesi ise Vesellimu olarak Kur’an-ı Kerimizde iki ayette geçer. Öncelikle Cenabı Hakkın 99 Esma-i şerif içerisinde altıncı esma'yı şerifi, Es Selamdır.Selam kelimesini kullanmamız için 26 surede 41 ayet vardır. Bu kadar etkileyici... Rabbimiz bu konuyu defaten işleyerek bizim dikkatimizi, idrakimizi uyandırıyor. Esselamun aleyküm dediğimiz zaman dua ediyoruz. Gerek bize verilen gerek bizim verdiğimiz, selam duamızın kabul edildiğini düşünelim. Bir gün boyunca diyelim ki on müslüman kardeşimize selam verdik. Evimize girdik hanımımıza verdik. Boş evimize girdik melaikeye verdik. Boş camiye girdik Melaikeye verdik. Karşılaştığımız Müslümanlara verdik bir günde en az on defa bu duayı ettik veya aldık. Velev ki bunun içinden rabbimiz bir tanesini kabul etti. Yetmez mi? Hiçbir emeği yok, hiçbir zahmeti yok, dua ediyoruz, dua alıyoruz. Bir de kabul edildiğinde bir gün içerisinde aldığımız berekete bakın. İslama saldıranlar bu temeli yerinden oynatabilmek için bu kelimeyi bilinçli şekilde yavaş yavaş yeni neslimize unutturuyor. Bunun yerine başka kelimeler ikame ederek bu bereketten, bu büyük duadan müslümanların birbirine iki kelime ile yaptıkları bu kadar büyük duanın bereketine hayrın verilme arzusundan bizi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bizde bazen bulunduğumuz yerdeki insanlar hep o yapıda olduğunda etkilenerek pusuyoruz. Selamı alaycı bir tavırla vermeyerek çünkü bizim selamımızla dalga geçen çok insan var, alışkanlığın gereği olarak değil içimizden gelerek, samimi olarak, dua ettiğimizin farkında ve bilincinde olarak selam verip aldığımızda inşallah. Velev ki bir kere olsun bu dua kabul edildiğinde bereketinden istifade edeceğimizi bundan sonra bilinçli şekilde bilip uygulayalım. Hanefi mezhebine göre namazda Peygamber Efendimize bu salevatları okumak Sünneti şeriftir. Şafii mezhebine göre namazda bu salavatı okumak farzdır. Bakın Imamı şafi hazretleri okumanın farziyetine hükmediyor. Biz artık şüpheliden uzak durma gayreti içinde olduğumuza göre bunu sünnet gibi görmeyip farz gibi görerek artık daha fazla ehemmiyet vereceğiz.

5. Hz. İbrahime (as.) Rabbimizin verdiği en küçük nimete bile şükredici olması. Yukardaki ayeti celilede geçen Rabbimizin En’um diye tabir ettiği en küçük nimete bile şükredici olması. En’um kelimesinin Arapça anlamına baktığımızda bir ile dokuz arası demektir. Cenabı Hakk burada en küçük bir tanecik bir nimete bile Hz. İbrahimin (as.) şükrettiğini anlatıyor. Hz. İbrahimin (as.) en küçük hiç kimsenin farkında idrakinde olmadığı bir nimete dahi şükreden yapısı varmış ki Rabbimiz en’um lafzını Hz. İbrahim (as.) için kullandı.

O zaman biz buradan ne anlıyoruz? Kur’anımız da buyuruluyor ki Siz rabbinizin nimetini saymakla bitiremezsiniz. Bu kadar çok nimetin içinde hiçbir şeyi küçümsemeden en küçüğüne dahi şükür edeceğiz. Hz. İbrahimin (as.) nimetin en küçüğüne bile şükrettiğini Rabbimiz bize haber verdi. Hz. İbrahim (as.) babamız olduğuna göre, bizde şükür edeceğiz.

6. Tek başına ümmet olması. Cenabı Hak O bir çocuk olduğu halde tek başına bir ümmet idi buyuruyor. Bir tek çocuk ama bir ümmet. Peki ümmet nedir o zaman? Ümmet;kendisine uyulan, herkesin karakterini, yürüdüğü yolu, bütün yaşam tarzını örnek aldığı mukteda kimse demektir. Tek başına bir ümmettir buyurulmasının anlamını itikâdi olarak bilmemiz gerekiyor. Bunu anlayabilmemiz için önce bir zatı tanıyalım. Hazreti Zeyd ibni Amr ibni Fail (ra.). Bu zat sahabi olmadığı halde radıyallahuanh dedik Bu duayı hak eden bir isi olduğunu, hayatından bir kesit okuduğumuzda anlayacağız. Dünyada iken cennetle müjdelenenlerden Hazreti Said bin Zeyd’in babasıdır. Aynı zamanda Hazreti Ömer (ra.) Efendimizin Atike isimli hanımın babası olduğundan Hz. Ömer Efendimizin de kayın babası oluyor. Bu zat Peygamberimizin Henüz çocukluğu döneminde yaşamıştı. Müşriklerin yaptığı bazı şeyleri yapmadığı, onlara karşı çıktığı için bütün Mekke tarafından dışlanmış birisidir. Onların yaptığı zinaya, aralarında alıp verdikleri ribaya ve kız çocuklarını diri diri gömmelerine karsı çıkardı. Kim kız çocuğunu toprağa gömmek istese onların elinden o kız çocuklarını alır, onları yetiştirir, büyütür, gelin ederdi. İşte bu ulvi sıfatlarından dolayı Cenabı Hak Onun oğluna dünyada iken cennetle müjdelenme şerefini nasip eyledi. Zeyd ibni Amr ibni Fail Mekke ahalisi tarafından dışlanınca dışlanmışlığın verdiği yalnızlıktan dolayı Peygamberimizin vahi öncesindeki gittiği Hira Mağarasında tek başına yaşadı. Orada yaptığı duasından iki tanesini alıyoruz.

Birinci duası; Allah'ım şahit ol ki ben Hz. İbrahim 'in dinindenim. Çünkü yeni din yok. Eski dine ait hiçbir bilgi yok. Ne İsa’nın (as.) dinine ait bir bilgi var. Ne yeni din gelmiş. Bu zat kendi bildiği üzere Hz. İbrahim dinine mensubiyeti ifade ediyor.

İkinci duası; Allah'ım, sana ibadet etmenin en iyi yolunu bilsem öyle ibadet ederdim ama ne yazık ki ibadet etmeyi bilmiyorum diye hayıflanırdı. Bu dinin gereklerini tam olarak bilemediğinden Hira dağından Kabe'nin bulunduğu tarafa döner iki ellerinin üzerine secde ederdi. Şimdi bu zatın dini bilmeyerek yaptığı bu hali günümüzde bazı müslümanların yapmaya devam ettiğini görürüz. Secde el üzerine olmaz. Toprağa veya toprağın sertliğini bize hissettiren bir şeyin üzerine secde edilir. Cenabı Hak O kulunun içten gelen secde isteğini öyle klavuzluyor ki bizim secdelerimize yakın bir secde yapıyor. Hz. Zeyd, belirli vakitlerde kâbeye dönüp Namaza benzer ibadeti yerine getirdiği kitaplarımızda geçiyor. Yani ne yaptığını biz pek bilemiyoruz ama elimizde bu bilgi var.

Bi’setten yani Peygamberimizin dini tebliğ etme görevinin verilmesinden 5 yıl önce Kabe'nin tamir edildiği dönemde Şam’da yani o zamanki adıyla Dımaşk’ta vefat edip defnedildiği bilgisi var. Bir gün oğlu Hazreti Said bin Zeyd ve damadı olan Hazreti Ömer Efendimiz Peygamberimizin yanına gelerek. dediler ki Ya Resulallah, Hazreti Said (ra.) babam diyor Ömer Efendimiz kayın babam diyor Eğer size erişseydi Onun Cenabı Hak tarafından bağışlanmasını diler miydiniz? Deyince Peygamberimiz hemen ellerini kaldırdı; Rabbim onu affeyle mağfiret eyle. O Zeyd ki tek başına bir ümmet olarak hasredilecektir. Yani Hazreti Hz. İbrahim (as.) gibi. Demek ki vefat etmiş kişilerin günahlarının affı için dua etmemiz sünnetmiş.

Hz. İsa (as.) ile Peygamber Efendimizin arası 600 yıldır. Bu sürede Hz.İsa’nın (as.) dini yok olduğundan bu döneme ulaşmadı. Peygamberimize de ömrü yetmedi. Bu döneme ehli fetret , Hz. Zeyd ve onun gibi olan bu kişilere ehli fetret dönemi muvahhitleri diyoruz.

Ehli fetret dediğimiz o dönemin muvahhitleri için itikadi 1-2 hüküm var. Ehli sünnet olarak itikatta iki imamı var İmam Maturidi ve İmam Eş’ari Hazretleri. İmam Maturidi Hazretleri Hz. İbrahimin (as.) dokuz yaşında aklıyla Allah'ı Celle Celaluh’u bulduğu gibi ehli fetret döneminin kişisi Muvahhid sayılabilmesi için en azından aklıyla Allah'ın varlığını bilmesi kabullenmesi yeterli diyor. İmam Eş’ari hazretleri ise hayır diyor, Onlar aklıyla Allaha Teâlâ’yı bulamamış bile olsa af edileceklerdir diyor. Her ikisi de bizim akait imamımızdır. Hangisinin dediği olursa başımızın tacıdır. Biz ikisine de kucaklarız. Akıl; Cenabı Hakk’ın nurlu, mübarek yarattığı, bizi onunla mesul tuttuğu iyiyi kötüyü ayırt eden bir cevherdir. Öyle bir cevher ki çocuk yaşta bile doğru ile eğriyi ayırabilecek güçtedir. Ehli fetret dönemi ile ilgili o İtikâdi bilgiden yola çıkarak günümüzdeki kafir çocukları daha ergenliğe ulaşmadan ölürler ise (Türkiye ortalamasını alırsak 15 bu bazı ülkelere göre bir az sıcak ülkelerde düşer. 11-12 ye kadar soğuk ülkelerde de 17-18’e kadar yükselir.) ehli fetret dönemi insanı gibi sayılarak Cenabı Hak katında hiçbir sorumluluğu olmadan, yargılamaya tabi olmadan aynen müslüman çocukları gibi affedilecek.

Ehli fetret döneminde üç isim önümüze çıkar. Bu hayatını anlattığımız Zeyd (ra.) ikincisi Varaka (ra.) üçüncüsü de Hazreti Zeyd Hazreti Kus bin Saide. Hazreti Varaka; Hazreti Hatice annemizin de öz dayısıdır. Peygamberimize ilk vahiy alâmetleri geldiğinde Hazreti Peygamberimizin o ilk emareler de bir insan olarak ürperdiğin de Hatice annemiz onu direk götürdü. Varaka Hazretleri Ondan olup bitenleri dinleyince Hatice annemizi rahatlatmış ve keşke ömrüm kifayet etse de ulaşabilirsem diye hasretle Peygamber olacağını haber vermişti. Hazreti Varakan'ın, Hazreti Zeyd’in ve Hazreti Kus bin Saide’nin cennetlik olduğuna dair bizzat Hadisi Şerifle Peygamberimiz ifade etmiştir. Bunlar Ehli fetretten hadisle teyit edilen üç büyük zattır.

Peygamber Efendimizin (s.as.) anne ve babası Ehli Fetret dönemi muvahhitlerindendir. Ne Hz.İsanın (as.) dinine yetiştiler ne Peygamber Efendimizin getirdiği dine yetiştiler. Onlarla ilgili bazı sapık kesimlerden incitici cümleler duyarız. Peygamberimizin dünyaya gelmesine rabbimiz onları vesile eyledi ama ikisi de peygamberliğine yetişemedi. Ne gariptir ki ikisinin de kökeni Medinelidir. İkisinin de kabirleri biri Medine'nin içerisindedir biri de Medine ye 20 km uzaklıktaki topraklarda. Yani yaratılış toprakları oradan alındı ki kabirlerde orası oldu insan nerden yaratıldı ise toprağı nereden alındı ise kabri de orası olur. Peygamberimizin bu ebeveyni ilâhi tebliğin öncesine de sonrasına da muhatap olmadığı için sorumluluk alanları yoktur. Peygamberimizin babası, dedesi, annesi hiçbir zaman müşrikler gibi puta tapmamışlardır. Müşrikler gibi gidip Kâbe de putlara kurban kesme, çırılçıplak tavaf etme gibi bu melanetlerin hiçbirisini Peygamberimizin ebeveyni işlememiştir. İmamı Azam Ebu Hanife (ra.) Efendimize göre Peygamberimizin ebeveyni fıtrat üzere ölmüşlerdir. İmam Azam Efendimiz noktayı koydu, hüküm bitti. Kim önümüze böyle yanlış sapık bir şey getirirse getirsin. Peygamberimiz 1500 yıl evvel ne buyurdu; Her insan fıtrat üzere doğar. İki yıl önce Amerika’da insanın içinde fıtrat geni olduğu bulundu. Ne demek bu? İslamı kabule hazır onun bütün altyapısına tamamen muvafık inanç geni. İşte Peygamberimizin ebeveyni bu gen üzere, bu fıtrat üzere öldüler. Onun ebeveynine -hâşâ- incitici bir söz müslüman söyleyemez.

Ezberinde 500 bin Hadisi Şerif olan bir dünya dehası İmam Suyuti Hazretleri. Kağıdın,kalemin olmadığı dönemde 500 binin üzerinde hadis-i şerifi ezberlemiş. Rabbimiz nasıl bir zekâ vermiş? Biz de bunun tartacak hafzalamız bile yok.Yeryüzünde 13-14 bin mükerrerleri de üzerine koysak 29 bin hadisi şerif var. Bunu ilimle iştigal edenler çok iyi bilirler. Kitaplarımızın neredeyse yüzde 20 si bunun verdiği kaynaklar ve verdiği bilgilerle doludur. İşte böyle büyük bir zat. İmam Subuti Hazretleri bu konuda daha da ileri giderek Neşrül Alemeyn isimli kitabında buyuruyor ki; Peygamber Efendimiz (sav) Ya Rabbi ebeveynimi dirilt ki ben onlara islâm'ı tebliğ edeyim, ondan sonra tekrar öldür, diye dua etti. Rabbimiz Peygamberimizin bu duası üzerine Peygamberimize lutfeyledi annesini de babasını da diriltti. Anne ve babası itikatlarını tazeleyerek tekraren vefat etmiş oldular. Şimdi buna da itiraz edenler olacaktır o yüzdeden kaynak göstererek anlattık. Peki bu çok mu zor? Kur’an-ı Kerimizde bunun örnekleri yok mu? İlk defa mı oluyor? Hayır Eshabı Kehf, Hazreti zülkarneyn (as.) Bakara Suresinde anlatılan genç gibi bir sürü örnek varken Peygamberimizin babasının, annesinin diriltilmesi mi mümkün olmayacak.

Rabbimizin Şakiren li en'umihi buyurarak. Hazreti Hz. İbrahimin (as.) dili ile bizi ikaz ediyor. Nimetlerine şükredebilmek bizim niteliğimiz ve sıfatımız olurmsı gerekiyor. Bir kişi inançsız bile olsa şükretmeyi başarabiliyor ise bu şükrün onun hidayetine vesile olacağını bildiriyor. Ayrıca biz müslümanların da hidayetimizin artıp güçlenmesine vesile olacağını ilahi işaret ile teyit buyuruyor.

Şakiren li en'umihi en küçük şeye bile şükretmek, bu gerçeğe göre şükür konusunu detaylı olarak bilmemiz gerekiyor. Şükür; Allahtan veya insanlardan gelen nimet ve iyiliğe minnettarlığımızı ifade etmek demektir. Bazen şükür söz ile dilimizden çıkan kelimelerle olur. Bazen vücut dilimizle fiillerimizle olur. Bir nimet geldiği zaman bize gerek rabbimizden direk gelsin gerek rabbimiz bir kulunun vesilesiyle bize ulaştırsın İkisi de rabbimizden geliyor birinde kulunu vesile ediyor birinde direk veriyor iki halde de şükür dememiz gerekiyor. Nimetlerin artırılması, zenginleşmemiz, rızkımızın genişletilmesi, dualarımızın kabul edilmesi, tövbemizi kabul edilmesi ve mağfiret olunmamız O bir kelimemize, canı gönülden Çok şükür dememize bağlı.

Bu konuyu daha da iyi anlayabilmemiz için dinimize büyük hizmetleri olmuş. Mecduttin İbnu’l Esir Hazretlerini biraz tanıyalım. 1200 yıllarında önce Cizre’de sonra ilim için gittiği Musul’da yaşadı ve orada vefat etti. Mecdutdin, dinden dolayı rızkı bol, dininden nasipli, din ilminden bahtiyar kılınmış insan demektir. Musul'da ilmi ve karakteriyle aşırı sevilmesinden dolayı Selçuklu Atabeyliği Mecduttini devletin en özel ve sır makamlarına yükselterek ilminden ve toplumca sevilmesinden faydalanmıştır. Şöyle baktığımızda az çok tefsir ilmiyle iştigal edenler bilirler ki Mecduttin İbnu’l Esir Hazretleri üç önemli otorite tefsirlerden olan keşşaf tefsirini şerh etmiştir. Yine fıkıh alanında İmamı Şafi (ra.) Fıkhın bütün kurallarını yazdığı Müsnedini şerh etmiştir. Bize de 11 tane temel kaynak eser bırakmıştır. En Nihaye adlı eserinde Kur'ân-ı Kerimdeki ve Hadisi Şeriflerin içerisindeki garip kelimeler üzerinde çalışma yaparak dev bir eser meydana getirmiş, bütün garip kelimelerin üzerinde emek vermiş, açıklamıştır. O eserinde buyuruyor ki Cenabı Hakkın verdiği nimete ister direk versin ister bir insan eliyle versin Yarabbi Şükür demeliyiz. Ama Insanlardan böyle bir nimet geldiği zaman biz onlara Şükrümüzü Teşekkür ederek bildirmeliyiz. İnsana teşekkür etmeyi bile rabbimiz O mucizevi kitabında işlemiş. İnsan Suresinin 9. ayetinde açıp baktığınızda insanlara teşekkür etme anlamında Şukura buyurur, Araplar zaten öyle derler. Teşekkür değil. Şukur, şükran derler. Hazreti Peygamberimiz İnsan Suresinin 9. ayetin tefsiri olarak ne buyuruyor; insanlara teşekkür etmeyen Allaha da şükretmiş olamaz. Mecduttin Hazretleri buyuruyor ki Bir kimse kendisine yapılan iyiliğe teşekkür etmeyi bilmez ona teşekkür etmeyi kibir addeder, gurur addeder, uzak durursa O direk Allah'a şükretse dahi Allahu Teala -bu Hadisi Şerife göre- Onun şükrünü kabul etmez, reddeder.

Lokman Suresi 14. Ayette ne buyuruyor Cenabı Hak, Esteuzibillah; eni-şkur lî velivâlideyke eni-şkur lî velivâlideyke Bana, Annene, Babana şükret. Üç tane şükrü arka arkaya koymuş.Buraya kadar Allahu Teâlâya şükrü bir nevi anlamlandırdık ama anne babamıza nasıl şükür edeceğiz? Çünkü bu ayette onlara şükür etmemizi emrediyor.

1-Anne, babamızın ömürlerinin hayırlı, uzun ve sağlıklı olması için her gün mutlaka dua etmek zorundayız. Bakın üç kelime hayırlı, uzun sağlıklı. Bunların hepsi birer temel, böyle rastgele cümleler değil. İlk isteyeceğimiz Ömürlerinin hayırlı olması ikincisi uzun olması çünkü hem biz hem anne babamız o hayırdan daha çok nasipleneceğiz. Üç sağlıklı olması kimseye muhtaç olmasın ki ibadetini yapabilirsin.

2- Anne ve babamız bizim bir işimizi yaptığında bir şey verdiğinde her yaptığı hizmetine mutlaka teşekkür ederim anne, teşekkür ederim baba demeliyiz. Mecduttin Hazretlerinin Hadisi Şerifi açıklamasına göre eğer annemize babamıza teşekkür etmezsek rabbimize yaptığımız şükrün hiçbir anlamı kalmıyor. Geçersiz oluyor. Sürekli kullandığımız eline sağlık cümlesi asla şükrün yerini tutmaz.Bazı güçler şükrün yerine eline sağlık cümlesini kullandırmay özendirerek bizim bu büyük nimetten rızıklanmamızı engellemeye çalışmaktalar.

3. Anne ve babamı Vefat etmiş de olsalar hayatta da olsalar her gün onların günahlarının affı için dua etmek zorundayız. Bu üç görevi ifa etmek, lokman suresinin 14. ayetinin bize yüklediği bir sorumluluk ve zorunlu bir görevdir. Şükran nimettir O nimeti inkâr etme Allah korusun küçümsemek nankörlüktür. Cenabı Hakka ilk okuduğumuz ayette insanlar iki gruba ayırmıştı. Şükredenler nankör olanlar. En küçük nimete dahi şükrettiğini Hz. İbrahimden (as.) öğrenmiştik. Kur’an-ı Kerimizle şükür kelimesi şukran kelimesi şukura kelimesi tam 75 kez geçer,

Cenabı Hakkın 36. esmai şerifi Eş Şekur Celle Celaluhudur Bir de Eş Şâkir Şelle Celaluhu var. Eş Şekur, eş Şakir. İkisi de aynı Şükrü ifade ediyor ama niye birisi şekur? Diğeri Şakir. İkisi de Cenabı Hakkın esması. Arada küçük bir fark var. Eş Şekur esması Kur’an-ı Kerimizde eş Şekur olarak 4 kez geçer. En küçük amelimize bile bolca sevap veren demektir. İmamı Hanbeli Hazretlerinin Müsnedinde geçen; ‘’Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez.’’ Hadisi şerefi Eş Şekuru anlamamız için önemlidir. Demek ki şükür azdan başlıyor, ben çoğa şükrederim der de azı küçümsersek o zaman çoğa şükretmek nasip olmaz diyor Peygamberimiz. Bizlere Lütfü ihsânı ile bu güzellikleri yağmur gibi yağdıran rabbimize şükretmek karakterimiz olmalı.

Eş Şakir ise yaptığımız bir amele dereceli sevap veren demektir. Mesela bir amel işledik onun karşılığını 100 veriyor, 700 veriyor. Bu da Eş Şâkir esmasının bereketi oluyor. Rabbimiz amelin sevabını katlanarak veriyorsa bu Eş Şakir esmasının lütfu oluyor. Eş Şakir ismini de yine kur'anı kerim'de 4 kez geçer. 4 kez Eş Şekur, 4 kez Eş Şakir toplam 10 Surede 8 defa geçiyor. Bütün bu dinlediklerimizin bereketiyle

Bismillah subhaneke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim Sadakallahül azim. Subhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz? Her şeyi hakkıyla bilen. Her şeyi hikmetle yapan sensin. Amenna ve saddakna velhamdülillahi rabbil âlemin. EL FATİHA.


30 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page