top of page

HİDAYET - 2 MAKALELER Mehmet TÜRKOĞLU


HİDAYET 2.BÖLÜM

Peygamber Efendimiz (s.a.v) islamın ilk yıllarında ashab-ı kiram efendilerimizin sayıca az ve güçsüz oldukları için müşriklerce işkence ve eziyete tabi tutulmaları üzerine şöyle bir dua buyurdular. ‘Ya Rabbi, Müslümanlığı ve islamı iki Ömer’den birinin ihdidası ile izaz eyle.’ Bu duayı nebevide ihtida yani hidayeti ile buyuruyor. Arapça’da iki şeyden birisi galip addedilerek onun zikreylenmesine tağlip sanatı denir.

Şimdi bu sanata göre hem Peygamber efendimizin duasını hem de islam kültürü çerçevesinde 1500 yıldır kullandığımız bu tabire göre iki Ömer’den birisi Hazreti Ömer (r.a) efendimiz diğeri ise adı Ömer olmadığı halde bu tağlip sanatı gereği bu duada adı geçen Amr bin Hişam’dır. Amr bin Hişam, aynı zamanda Hazreti Ömer efendimizin de dayısı olan Ebu Cehil’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) iki ömerden birinin hidâyete kavuşmasına duâ buyurdular. Bu dua-i nebevi yüce rabbimiz tarafından ret olunmayan dualardandır. Ebu Cehil, islam düşmanlığına kıyam etmeden evvel hikmet söyleyenlerin babası anlamında Ebul-l Hikem diye anılırdı.

Tağlip sanatına vereceğimiz diğer örnek ise islam kültüründe 1500 yıldır kullandığımız ebeveyn tabiri. Ebeveyn Arapça’da iki baba anlamına gelir. Ama kültürümüzde anne ve baba anlamında kullanırız. Burada galip addettiğimiz baba oluyor anneyi de onun peşinden kullandığımız için ebeveyn dediğimizde anne ve babayı anlıyoruz.

Peygamber Efendimiz’in bu duasını müteakip hidayet, Hazreti Ömer efendimize nasip oldu çünkü onun kalbi çok rikkat sahibiydi. Ömer Efendimizi andığımızda onun celadetinden isminden ve heybetinden herkes sakınır. Ama bazı insanlar vardır ki bu Ömer efendimizin fıtratı mucibincedir dışından baktığımızda çok sert, heybetinden herkes korkar içine baktığımızda ise rikkat ve kalbi inceliğe sahip olduğunu görürüz. Aynen bir yanardağ misali. Yanardağa dışardan baktığımızda içerisinden bir alev fışkıracağını, taşları eriten bir magma fışkıracağını, lav fışkıracağını öncesinde bilmek mümkün değildir. işte Ömer efendimizin de aynen bir yanardağ gibi dışı çok celadetli içi ise tam zıttı rikkat sahibiydi. Bu rikkatinin ve Peygamberimizin duasının bereketiyle Hidayet Ömer efendimize nasip oldu.

Uhud savaşında iki hidayet bir de delalet örneği önümüze çıkar. Müslüman görünümlü bir kişinin delalete nasıl düştüğü ve kafirlerin önderi olan kişiye nasıl Hidayet nasip olduğuna bir bakalım.

Yahudi âlimlerinden muhayrik Uhut harbinde Hazreti Peygamberimizin Medine’yi korumak için yola çıktığını görünce kalbi rikkate geldi ve ben de savaşa gidiyorum diyerek yola çıktı. Diğer yahudi alimleri çeşitli bahanelerle ona engel olmak istediler ise de Peygamber aleyhisselam elinde kılıcıyla bizi korumak için cepheye gitti. Siz ise vatan savunmasından kaçıyorsunuz. Diyerek onlara karşı çıktı bu ayağa kalkışı neticesinde ona hidayet nasip oldu ben müslüman oluyorum dedi. Uhut savaşına katılarak şehit oldu. Hiçbir ibadet dahi nasip olmadı ama şahadet nasip oldu. O şehit olduktan sonra Peygamberimiz; Muhayrık, yahudilerin en hayırlısıdır buyurdular. Böyle bir ilahi övgüye de layık olmuş oldu.

İkincisi ise yine Uhud savaşı sırasında 8-10 kişiyi katletmiş ve sahabe arasında kahramanlıklığı ile övgüler almış Kuzman. Ancak onun övgülendiği bir esnada Hazreti Peygamberimiz buyuruverdiler ki; Kuzman cehennemliktir. Bunun Hikmetinin ne olduğu konusu sahabinin zihnini o kadar karıştırdı ki Katede bin Numan isimli sahabe efendimiz savas sırasında Kuzman’ı takip etmeye başladı. Kuzman savaşta ağır yara almıştı yaranın sancısına dayanamayıp kendi kılıcını kendi kalbine saplayarak intihar etti. İşte o esnada olayı takip eden Sahabi Efendimiz onun intiharını görmemişçesine şehadetin hayırlı olsun Kuzman dedi. Kuzman ise ben kabilem için savaştım şehitlik için değil dedi. O sözü ile de zaten içindeki niyetini açığa çıkardığı gibi Hazreti Peygamber Efendimizin (s.a.s) Kuzman cehennemliktir mucizevi hadisi şerifi de tahakkuk etmiş oldu.

Üçüncü bir örnek; kendisi dışında tüm kabilesi islâma girmiş, üstelik kabilesinin islama girmesine şiddetle karşı çıkmış olan Usayram. Savaş başladıktan sonra onun da kalbinde bir şeyler olmaya başladı. Pişman oldu, zırhını giydi. Resulullah efendimizin huzuruna vardı Ya Rasulallah önce savaşa mı katılayım yoksa müslüman mı olayım? dedi. Resul-i Ekrem efendimiz önce müslüman ol sonra savaş buyurdular. Bunun üzerine Usayram, orada şahadet getirip müslüman oldu. Savaşa katıldı ve şehit oldu. Rasulu Ekrem efendimiz Usayram hakkında buyurdular ki; Az çalıştı, çok kazandı. İşte bu 3 örnek Hidayetin nasıl saniyesinde tahakkuk ettiğine, nasıl büyük nimet olduğuna Cenabı Hakk’ın kime nasip ve lutfettiğine çok etkileyici örnekler. Görüyoruz ki Hidayet, Cenab-ı Hakkın kalplere ilka eylediği iman ile müşerref olmak, iman nuruyla aydınlanmak, hikmetli, etkileyici ve an meselesi olması nedeniyle de gizemli bir lütuftur.

Hazreti Ebu Hureyre (r.a) bir bilmece gibi sahabenin yeni yetişen gençliğine onları eğitmek için bana söyleyin bakalım hayatında bir kez bile namaz kılmadan cennete giren kişi kimdir diye sorardı. Gençler cevabını bilemeyince. Ebu Hureyre (r.a.) o Usayramdır yani Amr bin Sabit’tir derdi.

Şimdi hepimizin ismini bildiği övgüye layık olmuş üstün şahsiyet Üveys bin Amir, Hem tâbiin efendilerimizin en büyüğü hem umum müslümanların hayırlılarının başı yani Veysel Karani Hazretleri. Önce hayatından bir kesit hatırlayıp sonra hidayetini öğrenelim. Hazreti Peygamberimiz islamın ilk yıllarında zaman zaman mescidi saadetinde yüzünü Yemen’e doğru çevirir Yemen tarafından rahmet rüzgarı estiğini duyuyorum buyururlardı. onun duaları o kadar etkileyici ki, Peygamber efendimiz Kalbini de saydığımızda 6 duyu organına yansıdığı halini, rahmet rüzgarı olarak ifade buyuruyor. Veysel Karani Hazretleri işte böyle tesmiye olundu. Yine Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde; Ümmetimden bir kimse vardır ki Rebia ve Mudar kabilesinin koyunları kıllarının adedince Kıyamette mü’minlere şefâat edecektir buyurdular. O kadar koyun sürüsünün kılını ancak Cenab-ı Hak bilir. Bu kadar kişiye şefaat edeceği hadisi şerif ile tescil olunan gizemli zat. Ashab-ı kiram bu hadisi şeriflerde ki övgüden sonra o kadar merak etti ki Yâ Rasulallah, bu kimdir dediler Peygamber Efendimiz, Allah'ın kullarından herhangi birisidir dedi. Ya Resulallah biz hepimiz Allah’ın kuluyuz ama bunun adı yok mudur? Dediler Peygamber Efendimiz Üveys’tir dedi. Peki nerelidir dediler Karanilidir burdu. O sizi gördü mü? Diye sordular Baş gözü ile görmedi dedi. Bunun anlamı şudur; Ama kalp gözü ile ben onu görüyorum, o da beni görüyor anlamına gelir. Sahabe efendilerimiz Ya Resulallah hayret ki size bu kadar âşık olmasına rağmen hizmet ve huzurunuza koşup bir kez olsun gelmedi diyerek taaccüplerini, şaşkınlıklarını ifade buyurdular. Peygamberimiz buyurdu ki, iki sebepten gelemedi gelmedi değil iki sebepten gelemedi.

1-Ondaki manevi haller var onu mağlubudur. Yani o aramıza katılsa onda öyle manevi haller var ki onun o halini görenler. Onu deli zanneder, Onunla alay ederler. O alayları da aleyhlerine olur. Kılıç gibi kendilerini keser. İşte Ümmeti Muhammed’i bundan korumak için o halinin mağlubiyetinden dolayı insanlardan uzak durup buraya gelememesinin nedeni bu.

2- Benim dinime aşırı bağlıdır. Semeresi de şudur ki, ihtiyar,felçli bir annesi vardır, gözleri görmez. El ve ayakları hareket etmez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar. Aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasına harcar buyurdu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) vefâtı yaklaşınca Sahabe efendilerimiz buyurdular ki, Yâ Resulallah hırkanızı kime verelim? O, en son ölüm halindeyken üzerinde bulunan hırkasını. Peygamberimiz onlara Üveysi karni’ye verin buyurdular. Biz onu görür müyüz dediklerinde? Hayır siz göremezsiniz Onu ancak Hazreti Ömer ve Hazreti Ali görürler, Onlar ulaştırsın dediler. Resulullah efendimiz Ömer Efendimize, Ali Efendimize hitaben; Onun alameti sol böğründe ve avucunun içinde bir gümüş miktarı büyüklüğünde beyazlık vardır. Ancak bu baraz hastalığı beyazlığı değildir. İleride tanınıp bilinmesi için alamet-i farikadır. Ona benim selamımı söyleyin, ümmetime duâ etmesini bildirin. O ümmetin Peygamberi Üveysi Karani’nin Cenab-ı Hak katındaki değer ve kıymetini ifade etmek için o günden kıyamete kadar ümmeti Muhammed’in hepsi için var olana, olacağa dua etsin buyurdular. Bu heralde, Veysel Karani Hazretleri dışında hiçbir kula nasip olmamış bir lütuftur. Resulullah efendimizin vefatından sonra Hazreti Ömer ve Hazreti Ali efendilermiz o hırkayı saadeti aldılar. Onu bulmak için Küfe’ye vardılar. Kufe Camisi'nde Ömer efendimiz cuma hutbesini okudu hutbeden sonra Ey Necitliler! Yemen tarafından gelen kişiler varsa ayağa kalksın buyurdu. 3-5 kişi kalktı. Sizin aranızda Karani köyünden olan var mıdır? Diye sordu. Onların içinden 1-2 kişi dediler ki Biz varız. Ömer Efendimiz cami içinde, cemaat önünde, onlardan Üveysi sordu. Onlar dediler ki biz biliyor ve tanıyoruz Ancak o sizin bildiğiniz gibi bir kişi değildir. O aşağı,sıradan, lanet bir kişidir. Sizin aramanıza görmenize değer birisi değildir, divanedir, akılsızdır ve insanlar dan sürekli kaçar dediler. Ömer efendimiz hiddetlendi. Ben onu arıyorum! Onun bulunduğu yer neresidir? Diye sordu. Adam korkusundan; Arne vadisindeki develere çobanlık yapmaktadır. Deve sahipleri de onun karşılığında sadece annesiyle kendine yetecek kadar akşam yemeği verirler. Onun saçı sakalı karışıktır, şehirlere gelmez. Kimse ile sohbet etmez. Şimdi burada akıllara şu soru geliyo Madem kimseyle görüşmez, Annesi ve develerden başka sosyal hayatı yok Öyleyse Hazreti Üveys Islamı nasıl öğrendi? Nasıl Müslüman oldu? Rabbimiz hidayeti nasıl tecelli ettirdi. Bunlar akıl havsalamız almayacak şekilde gizemli. Hazreti Ömer ve Hazreti Ali Efendilerimiz onun tarif edilen Arne vadisini neresi ise oraya yaya yürüyerek gittiler. Onu namaz kılar halde buldular. Yaklaştıklarında gördüler ki Cenab-ı Hak tarafından görevlendirilmiş bir melek develeri otlatıyor. Veysel Karani Hazretleri ise ibadet halinde. Namazını bitirnce Hazret Ömer efendimiz kalktı Ona selam verdi. Ömer efendimizin selamını aldıktan sonra Ömer efendimiz sordu, ismin nedir? Abdullah dedi. Ömer efendimiz; Hepimiz Allah’ın kuluyuz ama senin esas ismin nedir? Diye sordu. Sağ elini göster buyurdu O da gösterdi. Hazreti Ömer efendimiz onun elindeki gümüş rengindeki alacayı görünce. Peygamberimizin size selamı var. Mübarek hırkalarını size gönderdi. Alıp giysin, ümmetime duâ etsin diye vasiyet buyurdu. Ya Ömer dedi Üveys. Ben zayıf âciz ve günahkâr bir kulum. Dikkat et bu vasiyet başkasına ait olmasın deyince Ömer Efendimiz, hayır ya Üveys aradığımız kimse sensin. Peygamber Efendimizbize senin eşkalini ve vasfını belirtti bu vasıflar sende var. Bunun üzerine Üveys hırka-i şerifi hürmetle aldı siz bir müddet burada beni bekleyin diyerek uzaklaştı. Biraz ileri gidip hırkayı yere bırakarak Orada saatlerce secdede kaldı, dua etti. Sonra hırkayı giyerek Hazreti Ömer ve Hazreti Ali Efendilerimizin yanına geldi. Rabbime günahkar olan bütün müslümanların affı için Hırkayı ve Resulullah efendimizi tevessül ederek dua ettim. Rabbim duamı kabul ettiğini, günahkar olan müslümanları affettiğini bildirince mutmain oldum. Ondan sonra da hırkayı giyip yanınıza geldim buyurdu. Hazreti Ömer ve Hazreti Ali Efendilerimizin şahit oldukları bu olaydan sonra bütün Mekkesi, Medinesi, Yemeni ve Küfesi.... Hazreti Üveysi bilmeyen duymayan kalmadı ama o kendini öyle bir gizledi ki onu iki-üç kişi dışında bir daha gören olmadı. Nasıl görülmedi kendini, nasıl gizledi, hala nerede medfun bilnmemekte.

Çöllerde geze geze Üveysi Karani Hazretlerini bulan 3-5 kişiden birisi,Harem bin Hayyan anlatıyor; Hazreti Üveys’in şefaatinin ne derece büyük olduğunu bildiren hadis-i şerifi işitince, onu görmek istedim, Kufe’ye gidip onu aradım. Nihayet Fırat Nehri kenarında abdest alırken buldum. Daha önce hakkında malumatım olduğundan onu tanıdım, selam verdim. Selamımı aldı ve bana baktı. musafaha etmek istedim elini vermedi. Allah sana merhamet eylesin, seni bağışlasın ey Üveys nasılsın dedim. Onu o kadar sevmiştim, ona o kadar acımıştım ki ağladım, çünkü o kadar zayıf idi ki yiyeceği içeceği yoktu, o da ağladı. Ve Allah sana hayırlı ömür versin ey Harem bin Hayyan dedi.

Şimdi Bu duayı biraz açıklayalım; Hastamız olduğu zaman kapı kapı, cami cami dolaşarak benim hastam var dua edin deniliyor. Böyle dua istenmez. Camilerde ifşa yapılarak dua istenmez. Duayı samimice özel ve gizlice birisinden istersin. Diğer türlü biraz şöhrete, biraz Allah korusun işi kibre götürüyor. Elazığ’ın camilerinde çok vakıf oluyoruz. Bizden birisi samimice ve gizlice böyle bir dua istedi ise Biz o duayı görev addedeceğiz. Kimsenin olmadığı bir yerde abdestimizi alıp iki rekat namaz kılacağız. Ondan sonra kıbleye dönüp ayakta dua edeceğiz. Dua etmenin şekli neyse o şekilde yapacağız. Üveysi karni Hazretleri ne buyurdu. Allah sana hayırlı ömür versin dedi. Hastaya öncelikle hayırlı ömür ver diye dua edilir. Hastalığına şifa daha sonra istenir. Ömrü olmadıktan sonra bugün şifa bulmuş bir saat sonra vefat etmiş ne anladık. Hastalığına şifa ikinci perdede istenir. Biz dua etme şeklini Peygamberimizin dua talep ettiği zâttan görüyor, öğreniyoruz.

Nasılsın ey kardeşim? Harem bin Hayyan deyince. O kadar şaşırdı, taaccüp etti ki Harem Hazretleri. Ya Üveys beni sana kim öğretti dedi. İsmimi hatta babamın ismini sen nereden bildin? Beni ilk kez görüyorsun nasıl tanıdın deyince. Cevaben her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan rabbim bildirdi Ruhum senin ruhunu tanıdı. Yani seni gördüğümde bütün cibiliyetini rabbim bana aksettirdi. Çünkü mü’minlerin ruhları birbirlerini görmeseler bile tanırlar dedi. Harem dedi ki; Ya Üveys nereye yerleşmemi tavsiye edersin? Üveysi Şam'a yerleş dedi. Harem’in nefsi orada hemen öne çıktı. Orada geçim nasıl olur ya Üveys dedi. Üveys Hazretleri, Biraz gayrete gelerek Hareme’ döndü ve Şüphenin ağır bastığı şu kalbe yazıklar olsun.Hem soru soruyorsun hem tereddüt ediyorsun, tereddüdün var Niye soruyorsun, soruyorsun niye tereddüt ediyorsun. Nefsini dinleyip işi çıkara döndürüyorsun. Yazıklar olsun dedi. (Kalp nasihat kabul etmiyor işte günümüzdeki hastalığımız da bu Kalplerimiz nasihat kabul etmiyor, adeta şemsiye gibi üzerine yağan nasihatları dışarı atıyor). Ve dua ederek git Harem bin Hayyan bir daha ne sen beni görürsün nede ben seni görürüm ancak beni dua ile hatırla ben de seni duâ ile hatırlarım. Ardından bakakaldım. Gözden kayboluncaya kadar baktım. Hala ondan bir haber alamadım.

Sahabi kime denir? Sahabi rütbesi kime verilir? Cenab-ı Hak katında kıymetli olduklarını duya geldiğimiz sahabi rütbesi nasıldır?

Sahâbi: Peygamber Efendimize iman ettiği halde onunla bedenen bir araya gelmiş, baş gözüyle onu görmüş ve islam üzere ölmüş kişiye sahabi denir. Şimdi bu tarife göre diyelim ki bir kişi Peygamber efendimizin döneminde müslüman olarak yaşadı ama Üveys gibi Peygamberimizi görmedi buna sahabi demiyoruz buna itikatta Muhadramun diyoruz. Peygamberimizin meşhur müezzini Abdullah ibni Ümmi, Mektum Hazretleri gibi görme engelli olduğu için baş gözüyle Peygamberimizi görememişse bunun durumu nedir? Bu sahabidir. Yine bunun tersi bir kişi mü’min olmadan Peygamberimizi gördü ama Onun vefatından sonra müslüman olduysa. Mü’min olduktan sonra Peygamberimizi göremediği için bu kişi sahâbi olamıyor. Hazreti Peygamberimiz vefat etmiş defnedilmek üzereyken biri müslüman olsa Peygamber Efendimizin mübarek merkadını mübarek vücudunu görse bu kişi de sahabe değildir. Cinlerde de durum böyledir. Bizim evliyaullah, Allah dostu dediğimiz zâtların hacda, umrede, ibadetini yaparken kalp gözüyle Hazreti Peygamberimizi görse -buna keşif denir- bu zatta sahabi olamaz. Bir mü’min Hazreti Peygamberimizi rüyasında görse - Buna âlemi şahadet diyoruz- baş gözüyle görmediği için bu kişi de sahabi olamaz.

10. Ebu Cehilin oğlu Hazreti İkrime bin Ebu Cehil. Mekke kuşatma altına alındığında İkrime bir yolunu bulup Yemen’e kaçtı. Vapur vari küçük bir deniz aracına bindi. Yolda öyle bir fırtına çıktı ki tam alabora olacakken gizlice, Ya Rabbi, eğer beni bu batmak üzere olan şu hengameden kurtarır isen. Yemen’e gitmekten vazgeçip geri döneceğim. Mekke’ye gidip Muhammed’ in ayaklarına kapanacağım diye dua etti. O anda Kafir olmasına rağmen kalpteki pusula döndü. Kalpte Hidayet nüvesi belirdi. Küfür halinde iken Peygamberimizi tevessül ederek dua etti. Günümüzde tevessüle, şefata karşı çıkan sapık, sözde din adamlarına o anda küfür halindeyken bile Peygamberimize tevessül eden Hz.İkrime (r.a) örneği. Nihayet fırtına bir anda durdu. İkrime de kurtuldu. Peygamberimizin huzuruna çıkarak müslüman oldu. Ebubekir Sıddık efendimiz döneminde yalancı Peygamberliğini ilan eden müseylimeyi öldürmek için gidilen Yermuk harbinde şehit oldu.

11. Hazreti Halit bin Velid (r.a.) hidayete nasıl kavuştu? Az önce bahsettiğimiz Uhud'da dahi Peygamberimizin ordusuna zayiatı en çok verdiren bir askeri deha. Mekke fethedildikten sonra müşriklerin içlerindeki her türlü umut yerle bir oldu. İslam sancağına artık güçlerinin yetmeyeceğini gördüler. Hazreti Halit efendimiz bir gece rüyasında kurak, sıkıntılı, susuzluktan dudaklarının çatladığını hissettiği, dar bir alandan bir anda yemyeşil alana çıkıverdiğini gördü. Gördüğü rüyanın etkisinden çıkamadı. Peki Rabbimiz o rüyayı o kalbe niye ilka eyledi? Onda ne vardı da hidayet'in nüvesi o kalpte nurunu göstermeye başladı ve rüyasında yol gösterildi biz onun sırrına eremeyiz. Rüyasından kendisine yol gösterildiğini, gidip Peygamberimize biat etmesi gereğinin işareti olarak anladı ve canhıraş bir şekilde Medine’ye geldi. Ebu Bekir efendimiz Sıddık (r.a) Ile karşılaşınca gördüğü rüyayı ona anlatıverdi. Ebubekir Sıddık (r.a) dedi ki ya Halit işte gördüğün rüyandaki o ferahlık, yeşillik buraya gelip islâmiyeti kabul etmendir. Böylelikle Halid bin Velid Efendimiz bu duyduklarından dolyı daha da etkilenerek müslüman oldu.

12. Seyit; Hazreti Peygamberimizin Hazreti Hüseyin veya Hazreti Hasan Efendilerimizin soyundan gelen evladı anlamına gelir. Ama büyük ağırlıkla Hüseyin Efendimiz’den gelene Seyit, Hazreti Hasan efendimiz den gelene Şerif denir. Biz seyit ve şerifi çok az kullanırız, daha çok Emir kullanırız.

Konya'dan Kuzeyde Kastamonu’ya. Güneyde Diyarbakır'dan Suriye'nin üçte ikisi ve Irak'ın tamamına kadar bütün bu bahsettiğimiz alanları alan, islamlaştıran Danişment Oğulları Beyliği’nin en kudretli hükümdarı Selahaddin Emir Melik Gazi Hazretleridir. Anadolu Selçuklu Sultanı 1. Kılıç Arslan'ın oğlu 1. Mesud’un kayınpederidir. Şu an İran toprakları içerisinde yer alan Büyük Selçuklu Sultanı Sultan Sencer'in özel menşuruna layık olmuş bir komutandır. Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinden Kayseri'ye giderken 10 kilometre gittikten sonra sonra 10 kilometre de doğuya gidildiğinde çok sarp bir alanda Zamantı Kalesi diye bir kale vardır. O kalenin fethedilmesi gerekiyordu. Melik Gazi Hazretleri kalenin etrafını muhasara altına aldı. Ama bir türlü kaleye çıkış ve fethedecek imkan bulunamayınca Melik Gazi Hazretleri canı gönülden bir dua etti. O duanın bereketine kalenin tekfuru gizlice gelip Melik Gazi Hazretleri’nin önünde diz çöktü, müslüman oldu. Dedi ki; Senin dediğin vakit ben kale kapısını açacağım. Sen kalenin içine gir kaleyi fethet ama kapıyı açtığımı nasıl olsa bilecekler. Nasıl olsa beni öldürecekler. Sen bedenimden bir parçayı al, kendi kabrinin bulunduğu yere ayak ucuna defnedilmesi için vasiyet et dedi. Tekfur anlaştıkları zamanda kapıyı açınca Kayseri’nin son kalesini fethedip almış oldular ancak tekfurun kapıyı açtığını bilen oradaki askeri dehalar onun başını kalede kestiler, aşağıya yuvarladılar. Melikgazi Hazretleri o başı büyük bir hürmetle alıp öldüğünde kabrinin yanına defnedilmesini vasiyet etti. Melikgazi Hazretlerinin türbesinin yanında bulunan Kesikbaş Türbesi hidayete ermiş olan bu tekfurun mezarıdır.

Şimdi gelelim Fatiha suresinde geçen veleddallin sapıkların, delalete düşenlerin yoluna değil diye her okuduğumuzda dua ettiğimiz hidayetin tam zıttı olan delalet konusuna. Hidayette, Delalette kulun iradesine göre gerçekleşir. Kul irade eder Cenab-ı Hak da lutfedip yaratır. İşte bunu bize kuranımızda tam 7 surede 10 ayeti celile ile Rabbimiz tescil ve teyit eder. Hidayet isteyen birisine Allah Celle Celaluhu severek razı olarak yardım eder. Yeter ki o istesin yeter ki kalbi meyletsin. Yukarıda anlattığım örneklerin hepsi bunu zaten gösterir. Dalâleti isteyeni de Rabbimiz asla razı olduğu amelleri yapmaya muvaffak kılmaz. Allah Celle Celaluhu İnsanoğlunun her istediğini de yaratmaz. Cenab-ı Hak yaratacağını yaratır, yaratmayacağını yaratmaz. En çok yüzde 60’ı olur, yüzde 40’ı olmaz. Yüzde yüz her istediğimiz olsa hepimiz birer firavun, birer nemrut oluruz. Kendimizi ilah zannederiz. Onun için burnumuzun sürtünmesi lazım. Onun için 6’ya 4 gibi gerçekleşir.

Fa'alun lima yurid (Buruc,85/16.) Cenab-ı Hak dilediğini yapandır. Bizim irademizin istediğine onay verir, istediğine vermez. Faili muhtardır. İman da küfür de bizim kendi filimizin karşılığıdır, kesbimizdir. Sapıtmak isteyen, dalalete düşmek isteyen kuldur. Çünkü kul kalbinden ister, sonra ona iblis sebep olur Allah da yaratır. iblis, şeytan aynı şey değil, İblis bir tane Şeytan İblisin etkisinde kalan kafirler, münafıklar, kafir cinler, münafık cinler, tamamına şeytanlar denir.

Hidayet; Allah Celle Celaluhu’nun razı olduğu işleri kulunun yapmasına imkan ve fırsat vermesi demektir. Yani biz Cenab-ı Hakk’ın hoşuna giden salih ameli,salih ibadeti yapabiliyor isek bu bizim kendi nefsimizden değil, hidayeti istememizden dolayı rabbimiz bizden hoşnut ve razı olduğu için uykusuzluğumuzu, yorgunluğumuzu sıkıntı ve zorlukların içinde olmamızı kolaylaştırır, bize imkan verir sebepleri yaratır ve bizim o ibadetleri o amelleri yapmamızı lütfeder.

Son cümle bizler Islam toplumunda islami aileler içerisinde doğduk. Biz hidayeti çabasız gayretsiz emeksiz hazır bulduk, mirasyedi bulduk. Islam toplumu içinde doğunca hidayeti o toplumun içinde zaten deruhte ettik. Ama Bunun öyle bir sonucu vardır ki eğer hazır bulduğumuzun değerini bilmez şükrünü ifa etmez ve bunu titizlikle korumaz isek Emeksiz elde ettiğimiz için çok çabuk kaybederiz. Buna nice örnekler var.

Bismillah subhaneke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim Sadakallahülazim
subhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz? Her şeyi hakkıyla bilen. Her şeyi hikmetle yapan sensin. Amenna ve saddakna velhamdülillahi rabbil âlemin.


44 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page