top of page

HİDAYET-2017


MÜMİN VE İMAN

Kur’an-ı Kerimin 23. suresi mü’minun, 40. Suresi ise mü’min suresidir. Görüyoruz ki Cenabı Hak müminliğin itibarını bu iki sure ile taçlandırıyor. Kur’an-ı Kerimde iki tane müstakil sure bize mü’minliğin ehemmiyetini ve Cenabı Hak katındaki değerini tanımamıza yardımcı oluyor. Ayrıca Rabbimizin 99 esmasının 7. si el mümindir. Bunların üçünü alt alta koyup baktığımız zaman demek ki mü'min bizim temel konularımızdan olması gerekiyor.

Zaman zaman duya geldiğimiz dini konularımız içerisinde Marifetullah kavramı vardır. Marifetullah; Allahu teâlâyı bilmek anlamına gelir. Allah'ın hem zâtında hem sıfatlarında bir ve tek olduğunu bilmek gerekiyor. Bir ve tek. Tek dediğimizde de eksik kalır, bir dediğimizde de yanlış olur. Çünkü Bir hem öncesi hem sonrasında sayılar olan yani devam eden bir sayıdır. Müslüman Allah birdir dediği zaman önündeki ve sonundaki diğer tanrılara kapı açar. Niyetimiz halis olduğundan dolayı kurtarabiliriz belki ama şu ana kadar bu niyetimizi cehaletimizin bir gereği olarak sürdürdü isek de bugünden sonra artık cehaletimiz kalkmıştır niyetimizin halisliği yetmez. Allah zatında sıfatlarında birdir, tektir, emsalsiz ve ortaksızdır. Cenabı Hakkı tanımlamak için bu 4 sıfatı tek tek kullanmak zorundayız.

Bir kişi Allah'ı bilmekle iman etmiş olmaz. Mesela bundan 30-40 sene evvel Almanya'nın kurucularından Bismarck; Ben bugün olsa Hazreti Muhammed'in önünde saygı ile eğilirdim demiştir. Allahı, Peygamberimizi biliyor ama müslüman değildir. Hıristiyanlar de Yahudiler hangi mezhep dallarından olursa olsunlar Allahı bizde biliyoruz diyorlar. Böyle demekle iman etmiş ve müslüman olmuş olmuyorlar. Hıristiyan, Cenabı Hakka teslis dediğimiz üçlü inançla inanmaması gerekiyor. Yukarıda tarif edildiği gibi bir olarak, tek olarak, ortaksız olduğuna, emsalsiz olduğuna inanacak. Yahudiler de baba oğul diye ikili bir Allah'a inanma şekilleri var. Dörtlü akait temelinden dolayı kimin Müslüman olup olmadığını bu ölçütlere göre bilebiliriz.

İnsanda manevi kalp ve zahiri kalp diye adlandırdığımız iki kalp var. Zahiri kalp vücudumuza kan pompalayan, elle tutulup gözle gürülebilen et parçasına denir. Manevi kalp ise var olduğunu hepimiz biliriz ancak ne elle tutulabilir ne gözle görülebilir. Varlığını inkar edemeyiz çünkü inkâr eden kendini inkar etmiş olur. Öyle olunca biz onu sadece isimlendirebiliyoruz.

MANEVİ KALBİN İMANLA İLİŞKİSİ NEDİR?

Esteuzibillah deki göklerde ve yerdekiler kimin? Bu ateist olan inançsız kesimdeki sivri zekalı kişilere meydan okumadır. Devam ediyor Cenabı Hakdeki; O kendi zatına rahmeti yazdı kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde sizi mutlaka toplayacaktır kendi nefislerine yazık edenler onlar iman etmezler. (En’am,6/12) Burada bir gayb var. Biz müslümanlar biliriz ki gaybı Allah bilir. Bunula ilgili Kur’an-ı Kerimde 100 küsur ayet var. Ama şu son 4-5 yıl içerisinde öyle bir zümre türedi ki bunların vakıfları dernekleri var, siteleri var özel televizyonları var. Bir şekilde kendilerine tabanda bir yer tutmaya çalışıyorlar. Bunlar Allah yarın ne olacağını bilmez diyebilecek kadar ileri gitmişlerdir. Bunlar Hıristiyanın, Yahudinin yapamadığını yapan içimizdeki kafirler topluluğudur. Allah gaybi bilmiyor bilmez diyen bir insan 100 küsur ayet inkar etmiştir ki buna rahatlıkla kafir diyebiliriz. Cenabı Hak yarını bilmiyorsa Allah olmasının bir ilah olmasının anlamı ne?

Cenabı Hak ihmal etmezler derken bakın yarından yani gaybten bir bize bilgi verdi. Bu bilgiyi iki örnekle taçlandıralım.1- Allah Tebbet suresinde onlar iman etmez buyurdu. Cenabı Hak iman etmez diye gayıbten bilgi verirken Ebu leheb ve karısı kafirdir diyerek onları ifşa etti. Ebu Leheb, Tebbet suresi indiği gün mü öldü? Hayır. Ebu Leheb Bu surenin inmesinden sonra 9 yıl daha yaşadı. Tam 9 yıl bu sure ona meydan okudu. Niye iman edemedi? İman etseydi kapı açıktı. Ama Cenabı Hak kaybı bildiği için etmeyecek diyor. O da iman ediyorum Allahı yalancı çıkartım diyebilirdi diyemedi. 9 yıl sonra kâfir olarak geberdi. Cenabı Hakkın onlar iman etmezler buyurması gaybi bilmesinin büyük bir delildir.

2- Yeryüzünde insanoğlunun kaç bin yıldır var olduğunu tam olarak bilemiyoruz ama insanoğlunun bu dünyada var oluş hikayesi 5000 yılın üzerindedir. İblisin insanoğlundan önce bu dünyada kaç bin yıl yaşadığını bilmiyoruz. O zaman meleklerin üstadı idi meleklerin her türlü sevk idaresini o yapıyordu. İnsanoğlu yaratılınca kıskandı. Adem aleyhisselama iman edemedi bu ayete göre iman etmez damgasını aldı. 6000 yıldır bu ayet İblise meydan okuyor gel iman et kapı açık diyor. Bir gün diyebilirdi ki ben Allahı yalancı çıkaracağım ama diyemiyor. Son insanoğluna kadar da kaç bin yıl geçecekse yine diyemeyecek. Görüyoruz ki Cenabı hakkın gaybi bilmesi Allah olmanın gereğidir. Buna vacibul vücut deriz. Vacibul Vücut olan Cenabı Hakkın yarattıkları gaybi bilmez ama kendisi bilir.

İMANIN YERİ NERESİDİR?

Manevi kalp; kan pompalayan zahiri et parçası kalbin tam içindedir. İç içe girmiş dışı zahir kalp içi manevi kalp. Cenabı Hakk Hucurat Suresinin 7. ayetinde bizi bu gerçekten haberdar ederek esteuzibillah Allah size imanı sevdirdi diyor. Müslüman olan birisinin kalbine rabbimiz lütfediyor önce bir sevgi oluşuyor. İkinci merhalede onu kalplerinize ziynetledi. Bizim giyim kuşamımız endamımızı nasıl ziynetleyip güzelleştiriyor ise Allah Teâlâ imanın sevilmesi için ziynetiliyor ve güzelleştiriyor. Çünkü İnsanını ruhunun ziynetlenmiş şeye karşı, güzel olana karşı rağbeti olur. Üçüncüde de bir mukayese getiriyor küfrü, fıskı ve isyanı da çirkin gösterdi. Bir ve ikinci merhalede bu sıkıntıyı yaşamadık ama üçüncü merhaleden kendimizi ölçebiliriz. Eğer bizim kalbimizde karşı bir meyil,bir akıcılık varsa kalbimiz bunları çirkin görmediğine göre imanımızın tehlike sinyali veriyor demektir. Bu ayete göre İmanın manevi kalp içinde olduğunu görüyoruz. En dışta bir et parçası olan zahiri kalp, onun içinde manevi kalp, onun içinde de iman var.

Müslüman akaidini bilmediği zaman yaptığı ibâdetler, Salih ameller, taatlar hepsi tehlikededir. Bir cümlede yok olur gider. Aynen bir kibritin binlerce hektar mahsulü bir anda yok ettiği gibi bizim de ağzımızdan çıkacak bir tek söz yıllarca yaptıklarımızı yok eder. Onun için akait bizim olmazsa olmazımız binanın temeli gibidir.

Bu âyetin âkaitle bizim önümüze koyduğu gerçekleri görmeden önce eş anlamlı olarak saydığımızda ahit, ahde vefa, akit, anlaşma, pazarlık, sözleşme, protokol, ateşkes, muhahede, musalaha, mütareke, sulhname, bu eşanlamlı kelimeler bize bir şeyi anlatır. Cenabı hakkın ahitleşmesi vardır. Biz kullarıyla tam 6 alanda yarattığı bizi muhatap olarak karşısına alıyor bizimle ahitleşiyor.

1- Rabbimiz bütün yaratılmışların insanlar, cinler ve meleklerin ruhlarıyla bir misâk, bir anlaşma yaptı. Rabbimiz buna Araf suresinin 171-172.ayetinde, Maide suresinin 7. Ayetinde ve Ali imran suresinin 80-81. ayetlerinde olmak üzere 3 yerde işaret eder. Enestibirabbiküm Bizi muhatap alarak bütün ruhlara bu soruyu soruyor. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? inşallah ruhumuz Kalu Bela demiş ve orada secdeye gitmiştir. Eğer o gün orada ruhumuz kalu bela diyememiş ise o kişi akabinde kâfir olur.

2-Cenabı Hak peygamberleri ile misaklaştı. Peygamberlerine üstünlük vereceği için onlarla anlaşma, protokol, sözleşme yaptı. Çünkü onları özel sıfatlarla koruyacak buna karşılık onlar ne yapacak hiç bir şeyden korkmayarak kendilerine verilen görevi eksiksiz tebliğ edecek. Onların akıbetinde imansız gitme gibi tehlike de yok. Tek korunan onlar işte böyle zırhlar ile donatılan peygamberleri de cenabı hak ikinci grubu olarak Misak sözleşme imzaladı. Ölseniz dahi bir harf eksiksiz dediğimi tebliğ edeceksiniz buyurdu.

3-Evlilik sözleşmesi protokolu veya nikah akdi. Evlilikteki bizim şimdi göstermelik gibi zannettiğimiz belediyede kıyılan nikahlar dini adıyla ahde vefadır. Orada biz evlilikte sözleşme oluşturuyoruz misak oluşturuyoruz. Evlilikteki ahit islam'ın ilk yıllarında yazılı kağıt kalem dönemi yokken başlamıştır. O zaman nikahı ilan edin emrine göre hareket ediliyor ve falan falanın karısıdır falan falanın kocasıdır diye herkese duyuru yapılıyordu. Şimdi bu gizli nikah yapanların nikahı olmaz. İstedikleri kadar birini getirsin el altından nikah kıysınlar o nikah değildir nikah ilan edilirse meşrudur. İlan yoluyla bütün toplum tarafından bilinmesi zaruridir. Evlilik bir akittir akitlerde gizlilik olmaz.

4. Toplumsal hayatta her çeşit malın, her çeşit hizmetin alım satımını yapıyoruz. Burada ne yapıyoruz, pazarlık yapıyoruz, akit imzalıyoruz. Protokol imzalıyoruz. Ya da önümüze bir sözleşme metni geçiyor. Basitçe bir telefon hattı alıyoruz kaç sayfa olduğuna bile bakmadan onun sözleşmesini imzalıyoruz.

5. İnsanlar birbirleriyle savaşıyor. Savaş neticesinde barışa geçerken ne yapıyor? Önce ateşkes bu anlaşmadır, sonra muahedes maddeler belirliyorlar. Sonra musaliha yapılıyor. Bütün bunlar işte bu misakın ürünleridir.

6. Mü'minin güncel olarak Kuranla ahitleşmesi. Bizi en çok ilgilendiren budur. Kuranı kerimi her okuyup bitirdiğimizde Allahu taala ile ahitleşiriz. Sadakallahül azim dediğimizde ahitleşme başladı. Allah doğruyu söyledi, Allah doğruyu buyurdu dediğimizde Ben okuduğumu, dinlediğimi kabul ediyorum, altına imza atıyorum demiş oluyoruz. Eğer toplu bir halde okuduysak kur'an okuyan karimiz Sadakallahül azim"den sonra Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun. veselamun alel murselin; vel hamdülil lahi rabbil alemin" (Saffat, 180-181-182. ayetler) diyor. Biz bununla mühürlüyoruz. Ya Rabbi sen doğru söyledin kabul ettim dediğimiz imzamızı bu ikisiyle atıyoruz.

Son zamanlarda Subhaneke kur’an Kerimde yok o zaman niye namazda okuyorsunuz? Diye eleştiri yapanlar çoğaldı. Peygamberimize bunu okunacağını Cibrili Emin vasıtasıyla öğretilmiş o okumuş biz de okuyoruz. Bu soruyu soranlar okur mu okumaz mı terk eder, vesvese mi yapar? Hiç bizi ilgilendirmez. İzzet sahibi Rabbimiz, onların vasıflandırdığı şeylerden münezzehtir. Hıristiyanların üçlü, Yahudilerin ikili vasıflarından münezzehtir. Selam peygamberlerin üzerine olsun. Bizim hiçbir peygambere sineğin hani kanadı inceliğinde dahi kalbimizde bir eğrilik olmaz.

Mesela bir kari kuran okudu ve biz dinledik. Kur’an-ı Kerim o bitirirken kendi adına sadakalllahul azim Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun. Veselamun alel murselin; vel hamdülil lahi rabbil alemin dedi. Hoca efendi Sadakallahulazim deyince biz amenerrasulünün içinde geçen semiğna ve atağna kelimelerini söylüruz. İşittik, itaat ettik. Bu okunanları duydum ve kabul ettim. Bu bir akittir, anlaşmadır. O zaman bize bir sorumluluk başlar, işittim dediğimiz her âyetten sorumluluk başlar.

Daimi farzlar bir müslümana mümin olduğu saniyeden ruhunun kabzolunacağı saniyeye kadar bir saniye olsun uzak duramayacağı farzlardır. Ben şu farzdan ayrı durayım deme gibi inancımızı teyit edip ondan gafil kalma gibi bir lüksümüz olmaz. Daimi farzlar bir dakikalığına şu ayetlerden uzak kalayım dediği zaman küfre yuvarlandığı farzlardır. 8 tane daimi farzlar var. Bunları bir Müslüman sürekli bilmek. Sürekli onlarla müteallik olduğunu yenilemek zorunda. Daimi farzda Ben cahildim Ben gafildim. Ben hata ettim, tembellik yaptım. Nefsime uydum asla bunları kabul edilmez.

Bir de muvakkat farzlar vardır. Muvakkat farz geçici farz demek. Bunun adı şeriat olur. Bazen da tahakkuki emir olur. Bir insan bir muvakkat farzına Ben cahildim yapamadım, ben gafildim yapamadım. Tembellik yaptım yerine getiremedim. Nefsime uydum, derse. Bu yaptığımız nefsi sızlanışlarla yalvarır tövbe ederse Cenabı Hakı tövbeyi kabul ediyor. Muvakkat farzın tövbesi var. Daimi farzlarda iş başka daimi farzlarda hiçbir bahane geçerli değildir.

Cenabı Hak Maide suresinin 1. Ayetinde, İman edenler akitlerinizi yerine getirin buyuruyor. O zaman hiçbir müslüman yaptığı 6 akaidin hiçbirisine ben yerine getirmeyeceğim diyemez. Çünkü bu âyet emrediyor. Bu şekilde müslümanların akitlerini yerine getirmeleri için 9 surede 11 ayet var. Bir de münafıklar kafirler cephesine bakalım. Bakara suresi'nin 83. Ayetinde Rabbimiz; Esteuzibillah, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve «İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin» diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz. Bunların hepsi bize de geçerli.

Garabet sahibine yani size akraba olanlara, yetimlere, yoksullara, ihsan edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı doğruca kalın zekâtı da verin. Bu emirler İsrail oğullarıyla akit yapılmış. Sonra sizin içinizden pek azınız müstesna olmak üzere toplumun diyor çoğunluğu bu sözlerin hiçbirini yerine getirmedi. Cenabı Hak sonunda diyor ki siz halâ yüz çeviren kimselersiniz.

Bu ayete göre Yahudilerin sözünde durmayan bir millet ve kavim olduğunu görüyoruz sözünde durmayan ama burada bize cenabı hak dolaylı olarak mesaj veriyor. Müslüman sözünde duran bu misakın yerine getiren sözünde durmamazlığın müslümanda olmaması gereken bu sıfat olduğuna vurgu yapıyor. Yine Mâide suresinin 13.ayetinde farklı bir alanımıza dikkat çekecek Rabbimiz Esteuzibillah; Sonra bu sözleşmelerini bozmaları yüzünden, Biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik. Onlar, kelimeleri yerlerinden oynatarak değiştirirler, uyarıldıkları gerçeklerden paylarını almayı unuttular. İçlerinden pek azı dışında, onlardan sürekli bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırma! Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.

O kafirler her zaman içimizden hain satın alır. Bunu müslüman bilecek. Şu son Suriye meselesinde hemen hemen hepimiz biliyoruz. Suriye ve Irak toprakları içinde Türkiye hariç 6-7 tane kafir ülkesi var. 6-7 si defaten binlerce kez anlaşma yapılmış söz vermişlerdir, şunu yapacağız böyle yapacağız şu yardımı yapacağız hiçbir sözlerinde durmadılar. Müslüman kafirin bu halini bilmezse sırtından vurulur. Cenabı hak bunu 1500 yıl önceden ikaz etmiş. Bunlardan çok azı yaptığı misaka uyar. Çok azda olsa vicdanlı kimseler oluyor. Onlardan çok azı gelip de senin önünde itiraf ederlerse onlara tavsiyelerde uyarılarda bulun şüphe yok ki Allah teâlâ Muhsin olanları sever. Burada kâfirlerin hainliğini gördük.

Tövbe suresinin 8 ve 9. ayetlerinde Esteuzibillah; kâfirler galip olursa yani bir olası savaşta ahitlerinde durmazlar. Şimdi bunu en çok ekonomi alanında görüyoruz. Uluslararası anlaşmaların hiçbirinde sadık olmazlar hep bozarlar. Allaha teâlâ bizi uyarıyor. Üstünlük ve başarı kendine geçerse onlar asla sözünde durmazlar. Sözleri ile kalplerini bir değildir yani dili çok güzel laf eder, kendini çok pahalıya satar onlar yalancıdır. Tevbe suresinin 76. Enfal suresinin 23. ayetlerinde kafirler dönektir diyor. Yani sana şurada sözü verir çıkarını gördüğü zaman bir saat sonra döner. Cenabı Hak bunlara böyle ağır ithamda bulunuyor. Onun için kafirler kuran'a tahammül edemiyor.

En'âm suresinin 28. ve 116. altıncı âyetlerinde kafirler ve müşrikler yalan söyler ve iftira ederler diyor. Şu İsrail'e bakın her melaneti yer Filistinliler yaptı diye onlara iftira ederler. Eğer biz bu ayeti bilmezsek zannederiz ki Filistinliler yaptı. Propaganda yoluyla kendilerinin yaptığını elinde sapan taşından başka hiçbir şey olmayan Filistinli mazlum yapmış gibi gösterirler. Bütün suçu ona yıkar. Gider tekrar musallat olur öldürür yıkar ve şunu yaptılar da ben bunun misillemesini yapıyorum der. Halbuki iftiracı bir millettir. Enfal suresinin 55-56. ayetinde birde kâfirler ahitlerini bozarlar. Onlar en kötü mahluktur. Müslüman'ın işte bu ayetlerin ağır ithamından kurtulması için sözünü yerine getirmesi elzemdir. Eğer bir insan sözünü yerine getirmiyorsa kafirlerdeki bu sıfat bize de intikal eder en kötü mahluk gurubuna dahil olmuş olur.

Tövbe suresinin 127. ayetinde geçen kâfirlerin sözlerinde durmamaları ve yalan söylemelerinden Allah kalplerini çevirdi yani içini dışına çevirdi buyrulur. Orada sarraf geçer. Sarraf kelimesi anlamı TDK ya göre; mesleği yaptığı işi değerli kâğıt ve metal paraları birbiriyle değiştiren bunların alışverişini yapan kimseye sarraf denir. Kuyumcu ve Sarrafı aynı gibi düşünürüz ama farklı şeyler. Kuyumcu ise değerli metal ve taşlardan Bilecik küpe vs. süs eşyasını eritip onu yapıp satan kişi demek. Oturduğu yerden para alıp satana sarraf deniyor bu ayetteki sarraftan esinlenerek günümüzdeki sarraf devam etmektedir.

Zaman zaman hocalarımız çıkar vaaz verir İşte yalan söylüyorsanız, sözünüzde durmuyorsunuz, emanete ihanet ediyor ve hainlik yapıyorsanız münafık olursun. 60 sene biz bunu dinledik 60 sene bunların yüzünden para aldılar. Bunu diyen adam Allah korusun tehlikeye girer. Bizim dinimizde bir itikat münafığı vardır bir amel münafığı vardır. Türkiyemizde itikat münafığı olmaz. Şeriat rejiminin olduğu bir yerde korkusundan ben de müslümanım diyerek kendini gizlerse itikat münafıklığı olur. Türkiyede şeriat olmadığı için Müslüman kendini gizleyerek itikat münafıklığı yapmaz. Diğer taraftan Müslümanlar da yalan söyleme, sözünde duramama emanete hıyanet, ihanet var mı? Var. İşte bu 4 sıfattan dolayı biz amelen münafık oluruz. O hocaların anlattığı gibi olmayız. Münafıkların yaptığı ameli bizde yapmış oluyoruz dolaysıyla ona amel yönüyle benzemiş oluyoruz. Asla itikat yönüyle Allah korusun benzemiş olamayız. İtikadi münafıklık içi kafir ama dışından kendini Müslüman gösterir. Bu gün böyle içi kafir olup da dışından kendini gizleyerek müslüman gibi gösterme zorunluluğunu hissettirecek baskı kuran rejim yok. O zaman dünyada İtikadi münafıklık söz konusu değil.

Emânete sahip çıkmaya peygamberimizin hayatından bir örnek verelim. Peygamber Efendimiz ile mücadele eden kafirler bir gün onların ileri gelenlerinden birinin evi darul nedve toplanarak dediler ki; Abdullah oğlu Muhammed'e sihirbaz dedik tutmadı. Kendisini cin çarpmış ne söylediğini bilmiyor dedik tutmadı. Hatta müslümanların sayısı daha çok arttı. Tek çare kaldı ya sürgün edeceğiz ya da öldüreceğiz. Aralarında oylama yaptılar öldürme kararı çıktı. Abdulmuttaliboğullarının, kan parası talep etmemeleri için her kabileden genç, dinamik, attığını vuran birer kişi seçeceğiz. Bunlar ortaklaşa saldıracak. Hazreti peygamberimizi kimin öldürdüğü belli olmayacak. Haşimoğulları kan parası talep ederse o zaman bütün kabileler ortak para ödeyeceğiz. Diye karar aldılar. Her kabileden para toparladılar. Toplanan para sende mı duracak bende mi duracak hiçbiri bir diğerine güvenmiyor. Her konuda ittifak etmiş görünen kafirler toplanan paranın kimde duracağı konusunda ittifak edemiyor. Şimdi garip durum tecelli ediyor. Diyorlar ki Muhammed’e verelim çünkü en güvenilir olanımız odur. Dünyada bu kadar rezil, bu kadar kepaze bir örnek duymamışınızdır. Öldürecekleri adama onun öldürülme diyet parası güveniyorlar. Peygamberimizin emin sıfatını görüyoruz. Ümmet olarak bizde olması gereken Ahde vefa, emânete riâyet, hain olmama gibi sıfatların bizde olması gereken sıfatlar. Elçileri parayı vermek için yola çıktı. Cibril Emin o sırada Rasullaha gelerek durumu haber verdi. Para geldi Rasullah efendimiz parayı teslim aldı. Resulullah efendimiz o öldürülme baskınından Cenabı hakkın hıfzı emanisiyle Yasin suresini okuyarak hepsinin üzerine şöyle bir avuç tuz attı onlar uyuya kaldılar. O esnada yatağına koyduğu Hz Ali Efendimize bu parayı da emanet etmişti. Kendileri hicret etti. Hz Ali Efendimize buyurdu ki, o parayı kafirlere tek tek teslim et medeniye gel.

Müslüman yalancı olamaz, hain sıfatlı olamaz sözünde durmayan, hulk eden, bir yalancı olamaz. Eğer bunlar bizde südur ederse bu ameli münafıklıktır. i'tikadi, münafıklık değil ama ameli münafıklıktır. Bu bir müslümana ardır, bize yakışmaz. Cenabı hak bizi emin sıfatıyla mutahallik eylediği, kullarından eylesin.

Bismillah, subhaneke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim Sadakallahül azim. Subhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz? Her şeyi hakkıyla bilen. Her şeyi hikmetle yapan sensin. Amenna ve saddakna velhamdülillahi rabbil âlemin. EL FATİHA.

18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page