top of page

Gaybı Bilmemek Verimliliktir.


Geçen haftaki sohbetimizde; Mutlak gaybın ve izafi gaybın ayrıntılarının neler olduğunu, Cinlerin asla ve asla gaybı bilmediklerini, Burçlara büyücülere, medyumlara, müneccimlere, falcılara, sihirbazlara, kuşlara ve uğurlu uğursuz inançlarına saplananlara çok ağır ikazlar yapıldığını, Hayrın anahtarı ve şerrin kilidi olabilmenin insana ulvi bir lütuf olduğunu, Yağmur mutlak gayb iken emareleri ile izafi gaybe dönüştürüldüğünü, Rahimlerde emanet edilen ruhun işaret ve ipucu ile nisbi gaybe dönüştürüldüğünü, Elimize geçen kazançlarımızın muvaffak kılınmamız sayesinde nasiplendirildiğimizi dinlemiş ve öğrenmiştik. Bugün ise miğfer dersimiz olan İkamei Hidayet için Ömür Nimetine şükretmenin 17. Bölümünün İkinci faslı olan Beklenen Dondurulmuş Ömür Sahibinin 4. sohbeti Gaybı Bilmemek Verimliliktir adındaki konuyu işleyerek nefislerimizi onarmaya devam edeceğiz.

Gaybı Bilmemenin Faydaları Nelerdir?

Mugayyebat-ı hams yani 5 bilinmeyen şeyin Birincisinin yağmur, ikincisinin hamileliğin başlatıldığı an, üçüncüsünün muvaffak kılındığımız kazançlar, dördüncüsünün mevt ve teveffi, beşincisini ise kıyamet saati olduğunu hatırlatarak konumuza başlayaım.

Ecelimizi ve başımıza gelecek musibetleri bilmememiz bir nimettir. Mesea bir yıl sonra çocuğunun öleceğini bilen bir annenin hayatı zindan olurdu. Yıllar sonra başına gelecek bir felaketi bilmesi onun için adeta hayatı zindan olurdu. Yine aynı şekilde insan ileride kavuşacağı nimetleri ve iyilikleri önceden bilseydi hayatta bazı şeyler için mücadele etmek, idealleri peşinde koşmak gibi faaliyetlerde bunmazdı. Dolayısıyla hayat manasızlaşır, monotonlaşır ve sıkıcı hale gelirdi. Ve netice itibarıyla dünyanın da düzeni bozulurdu. Cenabı hak şu 4 ilkenin düstur haline dönüşmesi için bize gaybi gizleyerek işaret veriyor. 1-Her ne yaparsak yapalım dikkatli olmayı, 2- Yapacağımız işlerin hepsinde ihtiyatlı davranmayı. 3- Her an öleceğimizi düşünerek korkuyu ve endişeyi sürekli hale getirmeyi, 4- Sürekli ahret için hazırlık içinde bulunmamız gerektiğini anlatmak içindir. Yaratılmış olan bütün mevcudatın her türlü halleri bütün detayları ile Allahu azimüşşanın ilminin dışına çıkması imkansızdır. Aksi halde Cenabı hakkı cehaletle yahut da yalanla itham etmiş oluruz.

Esteuzibillah, Gerek yerde gerek nefislerinizde her hangi bir musibet vukua gelmemiştir ki bu bizim onu yaratmamızdan evvel mutlaka kitapta yazmışızdır. (Hadid/22.) Kâinatta yaratılmış ne varsa gözle görünmeyen virüsünden tutalım da gözle görülen devasa yaratıklara kadar her birisinin her saniye neyle karşılaşacağını hepsi daha kâinat yaratılmadan evvel biz bunların hepsini kitaba kaydettik. Diyor Cenabı hak. Bunları şöyle kısa bir derecelendirilirsek; Yeryüzünde, yani arzda yıkıma sebep olan afetler, kuraklık, kıtlık, depremler. Musubet, ölüm, hastalık, yaralanma, işkence, açlık, susuzluk, yoksulluk, çektiğimiz acılar, üzüntüler ve mutluluğumuz ve başarılar. Hepsi ezeli olarak takdir olunmuş ve kader programında tayin ve tespit edilmiştir. İşte Hadid suresinin 22. ayeti bunun zaten en büyük şahididir. Allah celle celaluhu ezelden öyle yazdığı için kullar mecburen böyle hareket etmemektedir. Rabbimiz kimin ne yapacağını bildiği için bunları önceden kaydetmiştir. Hani biz zaman zaman bazı hoca efendilerinden duyarız, ilim maluma tabidir. Gerçek ilim bir tek rabbimizin ilmidir. Onun dışında bizimkiler bir kenarında, bir köşesinde eksiklik kusur veya bir bilinmezlik vardır. O zaman gerçek ilim olmaz. İlim de % 100 kesinlik olacak. % 99,9 olsa dahi o ilim gerçek olmaz. Allah celle celaluhunun bilgisi dahilinde cüzi irademizle gerçekleştirdiğimiz fiiller kendi irademizle cenabı hakkın da onaylamasıyla gerçekleşir. Cenabı hak olmuşu olacağı hepsini bilir. Müslümanın inancında tesadüf yoktur, şans yoktur, kör talih yoktur, kör rastlantı yoktur. Bunlar bizim kelimelerimiz, inancımız değildir.

Kaderciler dediğimiz müsümanlar içinde yer alan bir gurubun inancına göre Yeryüzünde ve insanın hayatında olup bitenlerin tamamı Allah tarafından yapılmaktadır. Olup bitenlerde insanın hiçbir rolü bulunmamaktadır, diyorlar. Oysa ki Cenabı hak kulunun iradesini ve azmini asla ortadan kaldırmaz. Bizim irademiz, azmimiz, serbesttir. Elimizle ayağımızla, bedenimizle elde edeceğimiz fiillerden sorgulanacağız. Kul kendisinde olan özgür iradesiyle fiillerini tercih eder. Biz hepimiz ne yapacağımıza kendimiz karar veririz. Allah celle celaluhu yapılan o tercihe göre başarmamız için bizi uygun olarak yaratır. Hiç kısıtlama yapmaz. Bilmek ayrı, müdahil olmak ayrıdır. Cenabı hak ilim sıfatıyla bilir ama müdahil olmaz. Çünkü kul o zaman sorgulanamaz. Kul kendi fiilinin yaratıcısı değildir. Bakın biz şimdi şuradan bir su içeceğiz. O bardağı elimizi uzatmanız, o bardağı almamız suyu boğazımıza kadar götürüp yutkunup o suyu midemize gitmesini sağlamamız bunların hepsi fiildir. Biz o suyu içmeyi irade ederiz. Elimizi uzatmanız, bardağı kaldırmamız, suyu ağzımıza vermemiz yutkunmamız bütün bu fiilleri yaratan Allah'tır. Bizim irademize göre bu filleri yaratmasa o su boğazımızda kalır. Dünyadaki hersey bu verdiğim örneğe tabidir. Cenabı hak müspet alanda da ve menfi alanda da kısıtlamaz. Kötü alana giden kişinin fiillerini de yaratır ki sorgulama, imtihan edilme cilvesi tahakkuk etsin diye. Kul kendi fiilinin yaratıcısı değildir fakat failidir? Yani o fiili işleyendir. Yani işin öznesidir. Cenabı hak insanın iradesiyle yapmış olduğu işlerden sorumlu bulunduğunu kuranımızda 7 surede 8 ayetle hatırlatır ve uyarır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hadid suresinin 22. ayetini tefsir sadedinde buyurur ki; Kalem kıyamete kadar olacak her şeyi yazıp kurudu. Rabbimiz ilim sıfatıyla bütün yarattıklarının her hareketini yazmıştır. Ama bizi mecbur tutmak anlamında değildir.

Mugayyebat-ı Hams Yani 5 bilinmeyen Şeyin 5. si Kıyamet Saati

Şimdi kuranı kerim Lokman suresi 34. ayetinde saat kelimesini kullanıyor. Cenabı hak kıyameti bir saate bağlamış. Ama o saat geceleyin mi olacak, Gündüz mü olacak saatinde mi olacak? Orayı bize açık olarak belirtmiyor. Ama ya gündüzün bir saati ya gecenin bir saati olacak. O gündüz ise gündüzün son saatinde olacak ki hadisi şeriflerden çıkan budur. Akşam namazının farzının da önce kılınmasının hikmeti de buraya dayanmaktadır. Cenabı hak kâinatı yaratmadan önce kâinatın bitimine süre koyuyor. Şimdi bu bize niye anlatıyor? Yaratıcı dahi kendine saat koymuş, ona uyuyor. Müslümanlara bunu ayetle öğretmesi bir müslümanın saat ile iş yapıp saatinde dediği yerde olması, kuran'ın müslümana gösterdiği bir ufuktur.

Hazreti Enes İbni Malik (ra.) Hazreti peygamberimizin (sav.) şöyle buyurduğunu ifade eder. Allahu teâlânın mahlukatından kimi dilerse ona mugayyebat-ı hams ile ilgili bazı ufak tefek bilgiler veriyor. Cenabı hakkın mugayyebat-ı hamsten bilgilendirme yapacağını peygamberimiz bize müjdeliyor. O kullar bildiklerini diliyle diyemezler ama bedeni halleriyle uygularlar. Biz de onların bedeni hallerini ittiba edersek o zaman o bereketten bizde yararlanırız. Dolayısıyla bu cenabı hakkın bir ikramıdır. Sessiz bir ikram kelimesiz bir ikramdır. Eğer bunu seslendirir kelimelendirir ise zaten o kişiye bir daha verilmez. O elindeki güzelliklerin hepsini kaybeder.

Gaybi Bilme veya Bile Bilme Değil Gaybı Bildirilme Keyfiyeti

Cenabı hak bildirirse peygamberler bilebilir. Kaldı ki velidir, alimdir, salihtir bunlar nereden bilecek. Bildirilmiş diyeceğiz. O konuda buna azcık bilgi verilmiş diyeceğiz ama biliyor demeyeceğiz biliyor demek Cenabı hakka aittir. Cenabı hak bildirmiş, bazı kullarına müsaade etmiş, ufak tefek ikram etmiş. Biliyor dediğimizde onu haşa haşa Cenabı hakk'ın ilmini bilen bir noktaya yükseltiyoruz. Kişiyi putlaştırmış oluyoruz. Müslüman asla kişiyi putlaştırmaz kul kuldur. Ama bildirilmiş dediğimizde bu ikramdır olur. Cenabı hak sevdiğini ikram eder, peygamberimiz buyurduğu veçhile az çok delilleri gerçekleşmiş olan meleklerin ve bazı özel şahısların muttali olabileceği, bilim adamları, ihtisas sahiplerinin belirtilerden bilmelerinin önü açılmış demektir. Bakın doktorlarına kadar bir miktar önümüzü açıyor. Bize bazı işaretler ipuçları alametler veriyor ki onunla hastalığı tespit etsinler ki işte ihtisas sahipleri denildiği budur. Böylelikle Cenabı hak onların bilinmesi için işaretler veriyor. Onlar da yaptığı deneylerle tecrübelerle, araştırmalarla bunu diğer kullara naklederek ondan bir miktar bizler de faydalanıyoruz. Bu da Cenabı hakkın bir ikramı oluyor. Niçin bu kadarcık bilinmeye müsaade edilmiştir? Her vakit herkes her şeye şükür edebilsin yani bize bir nimet verildiyse o nimeti tattığımız anda şükür edebilelim, duamızı artırabilelim ve kulluğumuzu daha fazla sevap kazanabilmek için zorlayalım.

Günümüzde öyle hale geldi ki ben görmediğime, laboratuvarda incelenmediğime inanmam diyen ukalalar arttı. Elektrik kablonun içinden gidiyor ama görebiliyor muyuz? Kâinatta bir insanın konuştuğu hiçbir ses kaybolmaz. Hepsi kayıtlıdır. Hepsi kâinatta kaydoluyor bunları görebiliyor muyuz? Hayır, ama iş dine, inanca, akaide dönünce ben inanmam diyerek kendinde bir varlık görüyor. Bakara suresi 3. Ayette Cenabı hak Esteuzibillah Onlar Allaha, meleklere, kıyamete, kazaya kadere görmedikleri halde bile iman ederler, buyuruyor. İşte biz buyuz. Bütün dünya görmediğime, laboratuvardan çıkmayana inanmam dese de bu ayet bizim için yeterli delildir.

Geçen derste giriş yaptığımız Ali İmran suresi 44. Ayeti tekrar hatırlayalım Esteuzibillah, Zalike min enbail gaybi. Ey Muhammed bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryemi kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini kur'a için atarlarken sen yanlarında değildin. Bu konuda tartışırlarken de yanlarında değildin, buyuruyor. Hazreti Meryem dünyaya geldikten sonra annesinin Mescidi Aksa'ya götürüp vakfettiği zaman ona kimin bakacağını belirlemek için 29 tane görevli kendi aralarında kura çekmeye karar verdi. Çünkü mubarek bir ailenin çocuğu olması ve ilk defa bir kız çocuğunun vakfedilmesi nedeniyle herkes onun bakımını üstlenmek istiyordu. Tevratı yazdığımız özel kalemleri hepimiz götürüp nehire atalım. Kalemlerin bereketliliğinden Cenabı hakka niyaz edelim. Kimin kalemi o suyun gücüne rağmen üzerinde kalmaya devam ederse Meryemin bakımını o yapsın dediler. Cenabı hak bu kura atma durumunu ayetle bize ifade edip anlatıyor. Zekeriya aleyhisselâmın kaleminin dışında hepsini su götürdü. Bu 29 kişi dediler ki bir başka yola daha başvuracağız. Bu belki istediğimiz işaret olmayabilir. Kalemleri gidince yenilgiyi kabullenemediler. Biz tevrat yazdığımız ikinci kalemlerinizi bir örtünün altına koyalım, bunları karıştıralım. Halktan bir sabi çocuğu çağıralım. O çocuk gelsin çekim yapsın. Kimin kalemini çekerse Meryem'i o terbiye etsin diyelim. Bir kere çektiler Zekeriya (as.) çıktı. Yine kabul etmediler, ikinci kez çektirdiler. Yine Zekeriya aleyhisselam çıktı. Yine kabul etmediler. Üçüncü kez çekim yapıldı. Yine Zekeriyya aleyhisselamın kalemi çıktı. Artık hiç kimsenin itiraz etmeye mecali kalmadı. Zekeriya (as.) Hz Meryemi terbiye etmekle görevlendirilmiş oldu. İşte ayet bunu anlatıyor.

Yukarıdaki akaidimizi tekrar hatırlarsak o örtünün altından çekme fiilini yaparken o fiili yaratan rabbimizdir. Kader planlamasında Hz. Meryem'i Zekeriya aleyhisselâmın uhdesine vermeyi planladığı için kalem dönüyor dolaşıyor Zekeriya aleyhisselâma geliyor. Bu ilahi bir işarettir. Kuranımızda kalem suresi vardır. O surenin haricinde kalem kelimesinin geçtiği 4 tane daha ayet vardır. Buradan kalemin önemini, bereketini anlayamazsak ne zihnimizde ilim kalır ne bilgi kalır, ne de bereket kalır.

Şimdi gelelim kura işine; Günlük hayatımızda kura işi zaman zaman önümüze çıkmaktadır. Onun için kurayı bu ayetin de ışığı altında fıkhi olarak incelememiz gerekiyor. Kura bir topluluk içinden birini seçip belirlemektir. Gerek ayeti celile gerek peygamber efendimizin savaşlara giderken hanımlarının hangisini götüreceğine karar verirken bir kere kura çekmesine dayanarak. İmamı Şafii, İmamı Hanbeli kuraya sünnet hükmünü koymuşlardır. Ancak İmamı Malik ve İmamı Azam ise kurayla iş yapmak yanlıştır buyuruyor. Çünkü diyorlar kura kumarı çağrıştırır, gittikçe bu artar insanlar arasında uygulanması her alana yaygınlaşırsa bu git gide kumara döner. O harama giden yolları açar. Bunun için bu 2 zat bu büyük 2 fakihimiz kura çekmeyi, insanların kalbinin hoş olacağı alanın dışında kerih görüyorlar. Eğer diyor bir yolculuğa gidilecekken kişi 2 veya 3 evli olur da bir eşini belirleyecek ise kalpleri hoş olsun diye peygamberimizin yaptığı gibi bir kura yapılabilir buyuruyorlar. Bir de ortak malların hisse paylaşımı sırasında kurban eti olur, tarla paylaşım olur veya anne babanın vefatından sonraki onlardan kalan eşyaların paylaşımı olur. Onların paylaşımında aralarında iyi oldu, kötü oldu demesinler diye buralarda İmamı Azam ile İmam Malik kurayı makul görüyorlar.

Kudretullahından Bize Evlatlarımızı Hibe ve İhsan Olarak Vermesi

Cenabı hakkın yeryüzünde 2 kanunu vardır. Sünnetullah ve kudretullah. Yeryüzünün% 99 u sünnetullah a göre Sevk idare eder. İşte % birlik kısmında da kudretullahı devreye girer. Kudretullahı devreden çıkınca yine sünnetullah olarak devam eder. Her çocuk Rabbimizin hibesidir, ihsanıdır ve onu kudretullahından verir. Bütün dünya her türlü tıbbi gelişmelerin zirvesine çıksalar da bir tane çocuğu dünyaya getirebilmeleri mümkün değildir. Yani en basit sıradan bir tavuğun yaptığı yumurtayı yapabilir mi? Bir damla su yapabilir mi? Cenabı hak onu hibe etmez o ruhu ihsan etmezse çocuğun dünyaya gelmesi mümkün değildir. Hibe ayrı ihsan ayrıdır. Bu kelimeler öyle sıradan değildir. Defalarca uğraşı sonunda yerleştirilmiş kelimelerdir. İhsan; mesela evimize bir misafir geldiğinde ona ikramlarda bulunuruz. İşte ihsan budur. Hibe ise Cenabı hak diyor ki bu kulum çok istediği ona layık da oldu istemesinde de samimi şu ruhu ona hibe edeyim, der. İşte hibe de budur. Rabbimiz hibe etmezse o ruhu ruhlar aleminden anne karnındaki çocuğa hangi güç getirebilir. Ama onu yetiştirme ve terbiye etmeden de biz sorumlu tutuluyoruz.

Ali imran suresinin 45. Ayetinde Esteuzibillah, ismuhul mesihu isebnu meryeme…. Cenabı hak Hazreti Meryem'in karşısına Cibrili emini gönderdi ve bu ayeti okudu. Rabbim sana ismi Mesıhi İsa olan olan bir evlat hibe ve ihsan ediyor. Hazreti Meryem o zaman 15 yaşını bitirip 16 dan gün almıştı. Birinci ve ikinci hayzını gördü, üçüncü hayzını temizlendi. Amcasının oğlu Yusufu Neccar ki o da Mescidi Aksaya adanmış idi Cebrail aleyhisselam onun görünümünde karşısına dikiliverdi. Peygamberlerden sonra Meleklerin hem kendini görüp hem de sesini duyan tek insan Hazreti Meryemdir. Ondan sonra da kıyamete kadar hiçbir kişiye bu nasip olmayacak. Görünseler bile konuşmazlar. Yani ya görünmez sesi gelir ya da görünür sesi gelmez. Hz. Meryem onu amcaoğlunun suretinde görünce bir anda korkuya ve paniğe kapıldı. Hazreti Cibrili emin bembeyaz bir elbise ile geldi ki beyaz elbise oraya manevi bir dekoratif katıyor. İsa aleyhisselama hayat olacak, can olacak, ruh olacak o üfürme vesilesiyle kendisinin Meryemoğlu İsayı mesih diye isimlendirdiği bir çocuğun annesi olmakla müjdeledi. Hazreti Meryem oraya adandığı günden ta doğum yapacağı zamana kadar onunla sadece Zekeriya aleyhisselam ilgilendi. Bunun dışında çok zaruri bir iş olup gelemediği için ihtiyacını 2 kez amcası oğlu Yusufu Neccar getirmiştir. 2 defa yiyecek getirmişliğinin dışında o kilitli kapısının önüne dahi geçmedi. Ancak Yusufu Neccarla Hazreti Meryemin aile olarak nişanları yapılmıştı. Ama o nişan bu müjdeden sonra evliliğe de dönüşmedi.

Cebrail aleyhisselam'ın bu üflemesini 2 surede görüyoruz. Enbiya suresinin 91. Ayeti ve tahrim suresinin 12. ayetinde Esteuzibillah, Ve namusunu koruyanı da an. Ona ruhumuzdan üfledik. Ve kendisini ve oğlunu alemler için bir ayet kıldık. İsa aleyhisselamın yaratılması, ona vereceğimiz ruhumuzu Cenabı hak kendi zatına nispet ediyor. Biz o ruhu onun vasıtasıyla Hazreti Meryeme ilka eyledik. Hamile kalmasına vesile olarak Cebrail aleyhisselamı gönderdik. Ama o ruhu nefis eden biziz.

Şimdi ayetin birincisinde (Ali İmran/45.) ismu geçti. Demek ki her çocuğun ismi böyle rastgele konulmaz. İsa aleyhisselamın adını, Yahya aleyhisselamın adını ve peygamberimizin adları içerisinde Muhammet isminin konulması rabbanidir. Cenabı hak rahmani olarak katından vermiştir. Cenabı hak İsa adını ve mesih adını neden verdi? Şimdi onlara baktığımızda; İsa demek vücudundaki ten rengi kızıl karışımı beyaz olan anlamına gelir. Babasız olarak dünyaya geldiği için de İsa aleyhisselam kuranı kerimde otuza yakın yerde Meryemoğlu İsa buyurur. Yani onun annesi Meryem, onun babası yok vurgusunu yapar. Mesih ise bereketli demektir. İsayı mesih ki o bereketten dolayı 2 gözü anneden doğma görmeyen engellinin gözünü sıvazladığı zaman onlar görür hale gelirdi.

Cenabı hak Meryem suresinin 31. ayetinde İsa aleyhisselama mubarekân buyurur. Yani biz onu bereketli kıldık. Bu kelime onun yeryüzüne indirildiğinde yeryüzünü ayağının mesh etmesi bereketiyle yeryüzünün her tarafında adalet tahakkuk edeceği anlamıda girer. Cenabı hak sahabe efendilerimizden 3 kişiye rahmani olarak böyle sıfat vermiştir. Ebubekir Efendimize Sıddık lakabını, Hazreti Ömer Efendimize Faruk lakabını ve Halid bin Velid Efendimize seyfullah lakabını Cenabı hak vermiştir. Aynı ayette bir de vecih geçer. İsa aleyhisselamın çok itibarlı bir zat olarak yaratıldığına işaret eder. Onun yüzünün Rahman suresinin 27. ayetinde vechu rabbike zül celali vel ikram geçer ki rabbinin vechi yüzü demektir. Bütün mahlukata sayamadığımız kadar ikram saçan cenabı hakkın veçihin hürmetine diyor.

Bütün sahabe efendilerimize radiyallahu anha derken Hazreti Ali efendimize keremullahu veche deriz. Allah yüzünün mükerrem niyetini artırsın diye dua etmiş oluruz. İşte bu ayetin tecellisidir. Önemli zatlardan birsi Hızır aleyhisselamdan kendi yaptığı bir duayı öğrenmek istiyor. Onu öğret ki o duadan bende istifade edeyim buyuruyor. Hızır aleyhisselam Ya Rabbi vechin hürmetine de duanı yap dedi. Veyahut da vechullahın hürmetine diyerek dua yapılması gerektiğini öğreniyoruz

Bismillah Subhaneke lâ ilme lena illa ma allem tena inneke entel alimun hakim. Sadakallahul azim. Subhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen her şeyi hikmetle yapan sensin. Amenna ve saddakna. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.


19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page