DOSTLARININ HÜRMETİNE GERİ İADE OLUNAN ÖMÜRLER.



1- Kısa ve Uzun Süreliğine Geri Verilen Ömürler

Geçen hafta ilk örneğimizde Öldürülen gence kısa süreliğine ömrünün geri iade olunarak diriltilip katillerini haber vermesi konusunu işlemiştik. Bugün dersimizi yine Hazreti Musa (as.) döneminden işleyeceğimiz diğer bir konu ile sürdüreceğiz inşallah.

Bakara suresi 55-56 Ayet; Esteuzibillah, Ey Musa Biz Allahı apaçık görmedikçe asla sana inanmayız demiştiniz de gözleriniz göre göre o anda sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünün ardından sizi diriltti ki şükredesiniz. Bu 2 âyeti celilenin birinci ayetinde niçin bu durumla ittila olduklarını ikinci âyette de Cenabı hakkın onları ölümünden sonra dirilttiğini açık ve net dinlemiş olduk.

Konuyu açtığımızda; Musa (as.) ın arkadaşlarının Rabbimiz ile Hazreti Musa (as.) nın mukalemesini yani sohbetini dinleyebilme konusunda aşırı arzu ve istekleri üzerine Musa (as.) ashabının içinden çok özel niteliklere sahip 70 kişiyi seçti. Birlikte Tur dağının üzerine çıkıldı. Bir bulut gelerek bütün dağı kapladı, yani o gelen kişilerin dünyayla irtibatını bizim bilemeyeceğimiz bir şekilde kesti. Hazreti Musa (as.) Bulutun içine girin ve söylenenleri belleyin buyurdu. Yani orada ses yok, harfi yok, kelam yok ama söylenenleri işitecekler. Rabbi ile Hazreti Musa (as.) konuşmaya başladığı zaman Musa (as.) mın alnına hiçbir insanın veya canlının bakmakla güç getiremeyeceği bir nur şulesi oluştu. Onun yanındaki 70 kişi Musa (as.) la birlikte Allah'ın kelamını dinlediler. Hazreti Musa (as.)ın da içinde bulunduğu bulut Mukaleme bittikten sonra üzerlerinden sıyrılıp gitti. Bu 70 kişi bu mukalemeden çok tat alıp hoşlarına gidince doymadılar ikinci bir arzuda bulundular. Ya Musa bize Allahı baş gözümüzle açıkça görmedikçe sana iman etmeyeceğiz dediler. Bunlar böyle ileri gidince bir yıldırım çarptı ve hepsi öldü. Bunun üzerine Musa (as.) iftiracı kavminin ölenlerden kendisini sorumlu tutacağını bildiğinden çok tedirgin oldu. Ayağa kalktı. Kıbleye döndü. 2 elini kaldırıp ve ağlayarak dua etti. Tabii burada duanın nasıl yapılacağı konusunda bizleri de eğitici niteliğinde bir işaret oluyor. Cenabı hak Hazreti Musa (as.)ın aşırı ilticası üzerine o 70 kişiyi tekrar diriltti. Yukarıda ayetin son cümlesinde teşkurun Yani siz bu diriltilip ömrümüzün geri verilmiş olmasından dolayı şükredin buyurdu. Ölümün kardeşi olan uykudan her uyandığımızda bir gece 3-5 kez uyansak bile bizi uyandırdığı için Cenabı hakka Şükür edeceğiz. Burada akaid olarak ikinci bir şey daha görüyoruz ki öldükten sonraki dirilmeye itiraz edip inanmayanlara bu olay ibretlik bir örnek teşkil ediyor.

Gelelim üçüncü örneğe; Cenabı hak tarafından Hazreti İsa’ya (as.) Ölüleri diriltmenin müsaade edildiğini kuranımızda ayetle açıklıyor. İsa (as.) ölüleri her diriltme esnasında Rabbimizin el hayy ve el kayyum esması ile dua ettiğini Cenabı hakkın bu iki esmasının tecelli ettiğini görüyoruz.

İsa’nın (as.) Azer diye bir dostu vardı. Bu ölünce, İsa (as.) onun dirilmesi için Cenabı haktan müsaade istedi dua etti. Cenabı hak tekrar dirilmesine müsade etti ve Azer uzun bir süre daha yaşadı.

İsa (as.) Hazreti Nuh’un (as.) oğlu Samın kabrine gidip kum biiznillah diye emir verince Sam kabrin içinden dirilerek kalktı. Ama kısa bir süre ömür verilmişti ruhu tekrar alınarak öldu.

Oğlu ölmüş bir ihtiyar vardı. O ihtiyarın perişanlığı ve ihtiyarın İsa’ya (as.) olan arzusu gereği İsa (as.) Allaha dua etti. Ölen genç dirilerek tabut içerisinden çıktı. Çoluk çocuğa ile yıllarca tekrar uzun süre yaşadı.

Kuranımız İsa (as.) bu ölüleri diriltmesi esnasında şöyle bir kelimeyi Bi iznillah yani Allah'ın izni ile diye teyit eder. Bu bugünün hristiyanlarına verilen mucizevi bir mesajdır. Şöyle ki, biz müminler olarak Cenabı hakkın kudretinin tahakkukunda her ne tür mucize olursa olsun hangi peygamberi vesile kılarsa kılsın zaten Cenabı hakkın izniyle tahakkuk ettiğine inanırız. Ancak hıristiyanlar üçlü ilahın ikincisi olarak bakarlar. Yahudilerde ilah 2, hıristiyanlarda 3 tür. Bu üçlü ilah içerisinde İsa’ya (as.) ilahın ikincisi olarak bakıyorlar. Onun bir ilâh olmadığını açıklamak için mucize olarak eğer o sizin düşündüğünüz gibi ilah olsaydı Allah'ın izniyle kullanılmazdı. Allah'ın izniyle denilerek Bütün hıristiyanlara bir ders veriyor.

Şimdi İsa (as.) 2 esmayı kullanıyor dedik. Birincisi 63. esmayı şerif el hayy celle celaluhu. Kur'ân ımızda bu esmayı şerif 184 kez geçer. Hayat sahibi olan en küçük canlıdan en büyüğüne kadar tüm canlılar Hayat enerjisini el hayy esmaı şerifinden alır. Bu esmayı şeriften hayat enerjisi alamayan canlı ölür almaya devam eden yaşar. İkincisi 64. esmai şerif olan el kayyum celle celaluhu. Bu da kuranda 5 kez geçer. Sürekli okuduğumuz Ayet el kürsüyi Allahu la ilahe illa huvel hayyul kayyum diye başlar. Ayetel kürsi bakara suresinin 255. Ayetidir. Bu ayet içersisinde rabbimizin tam 17 tane esması veismi zikredilir. Öyle ki nerede okunursa okunsun? Özellikle daraldığımızda Hassaten evimizde okuduğumuzda şeytan onun sesini duyamayacağı yere kadar kaçar.

Kuranımızda ki namazı emreden ayetlerde Cenabı hak ikametü salah kullanır. Yani Cenabı hak namazı kılın buyurmuyor. Namazı ikame edin ikame edin buyuruyor. İkame kayyum isminin kökünden türediği için namazı ayakta tutun yani hiçbir zaman bırakmayın, hakkını verin ikamenin 5 tane anlamı var. Hakkını verin kılarken bütün rükunlarına dikkat edin. İkmal edin. Tembellik yapıp da diğer vakitlere bırakıp kazaya bırakmayın. Beşinci olarak da mükemmel kılın. Kusursuz eksiksiz ruh halini yaşayarak kılın. Aynı kökten bir de Nisa suresinin 34.âyetinde kavvam diye bir kelime geçer. Bu erkeklere ailenin yöneticisi olduğu koruyucusu olduğu ve ailesinden sorumlu olduğunu, bir tek kelime ile rabbimiz anlatıyor. Yine aynı kelimeden günümüzde sosyal alanına baktığımızda ilçelerde kaymakamlar vardır, aynı kökten türemiştir. Kayyum yine aynı kökten gelir. Kayyum atama bir yere oranın sevk idaresini yapacak kişinin atanması anlamına gelir.

Hazreti Enes (ra.) anlatıyor. Mescitte peygamberimizle birlikte oturuyorduk. O anda bir kişi peygamberimizden haberdar olmadığı halde bir kenarda namazı kılmış, dua ediyordu. Duasını yüksek sesle yaptığı için biz onu duyduk. Adam şöyle dua etti. Ey hayy ve kayyum olan rabbim ben senden istiyorum. Peygamberimiz (sav.) bunun üzerine; Canım kudret elinde bulunan rabbime yemin ederim ki bu adamın duası kabul edilecek yanı o dua red olunmayacak. Burada el hayyum el kayyum ismi ile dua etmenin ehemmiyeti bize vurgulandı.

Aynı konu başlığımızı içeren 3 tane örnekte peygamber efendimizin döneminde yaşanıyor. Yine birincisini Hazreti Enes (ra.) anlatır. Ensardan bir delikanlı vefat etti. Ancak geride 2 gözü görmeyen bakıma muhtaç başka çocuğu da olmayan annesi vardı. Enes (ra.) diyor ki, biz taziye için evine gitmiştik. İhtiyar kadın gelenleri bilmediği için elini kaldırarak şöyle bir niyazda bulundu, dua etti. Allah'ım biliyorsun ki, ben sana ve rasulüne şiddet anların da böyle musibet ve bela anlarında bana yardımcı olasın diye yöneldim. Bu musibete beni böyle bir perişanlığa düçar eyleme diye dua etti. O önümüzdeki üzerine örtülmüş yıkanması beklenilen kişi yüzünden elbisesini açtı, kalktı oturdu. Ve bizimle gelip yemeğini yedi. Bundan sonra da yıllarca yaşadı. Bu anlattığım olay 11 kaynakta geçer.

İkinci olay Hazreti Abdullah el Ensari (ra.) anlatıyor; Sahabeden Sabit bin Kays vefat etti. Onu defin edenler arasındaydım. Musallemetül kezzap dediğimiz kendini peygamber ilan eden kişi ile yapılan savaşta yemame de şehit düşmüştü. Kabre koyduğumuz anda kabir içinde konuşmaya başladı. Ve konuştuğu cümleleri hepimiz dinledik, şöyleydi. Muhammed, Allah'ın resulüdür, Ebubekir Sıddıktır, Ömer şehittir. Osman çok iyi ve merhametli bir insandır. Hepimiz tahaccup edip kabri indik, baktık ki o hala ölüdür, şaştık kaldık. Bu hadise 3 kaynakta geçer.

Üçüncü örnek, Hazreti Zeyd İbni Harice (ra.) Medine içerisinde yürürken yere düştü, öldü. Cesedi kaldırıldı, yüzü örtüldü. Yanında ağlayan kadınlar ve erkekler var iken Susun susun dediğini hepimiz duyduk. Yüzünü açtık ölüydü ama ses gelmeye devam etti. Muhammed Allahın resulüdür, o nebidir ve ümmidir. Peygamberlerin sonuncusudur. Bu kitabı evvel de böyle idi, doğru söylemiştir, doğru söylemiştir. Ebu Bekir, Ömer ve Osman (ra.) da zikretti. Esselamu aleyke ya rasulallah ve rahmetullah ve berekatuhu dedi ve tekrar öldü. Bu da 6 kaynakta geçer.

Osmanlı imparatorluğu döneminden bir örnek. Osmanlı sultanı Meşhur Sultanahmet camiisini yaptıran devlet başkanımız, padişahımız sultan 1. Ahmet, Mahmut Hüdayi hazretlerinin manevi evladı. Onun döneminde yaşamış Meyyitzade adıyla bilinen bir alim vardı. Meyitzade hazretlerinin babası Meyyitzadeye annesi hamileyken Eğri seferine asker olarak çağrılır. Bu zat askere giderken Cenabı hakka şöyle bir dua etti Ya rabbim Senden başka hiç kimsem yok. Doğacak olan evladımız sana emanet ediyorum. Lütuf ve keremin ile o evladımı muhafaza eyle. Savaş bitti, geri döndüğünde Hanımının vefat ettiğini öğrendi. Dedi ki, bana kabrini gösterin. Kabre gittiler ve acele kabri açtı. Hamile olarak gömülen hanımı kabrin içerisinde doğum yapmış ve çocuk diri halde duruyordu. Osmanlı döneminde bütün tarih kayıtlarımızda bu tescillidir. Bebek parmağını emiyordu. Bebek alındı, kabir kapatıldı. Bu zat çok seçkin bir âlim oldu. Ondan dolayı adı meyyitzade olarak anıldı.

Yakın dönemde İngiltere'de Kate Gri adında bir kadın beyin kanamasından dolayı komaya düştü ve 6 ay komada kaldı. Doktorlar eşini çağırdılar dediler ki bundan biz artık beyin ölümü gerçekleşti. Hiçbir umut beklemiyoruz. Sende müsaade edip evrakları imzalarsan fişini çekelim. Batı bu konularda merhametsizdir. Bizde bütün bedende fonksiyonlar duruncaya kadar 5 yıl da sürse 10 yıldır sürse fişi çekilmez. Eşi de karara ortak oldu, imzaladı. Fişini çektikleri an kadın kalktı, oturdu ve nefes alıp vermeye başladı. Kalp krizi geçiren bir kişinin O anda gerek yapılan kalp masajı veya elektro şok ile tekrar hayata döndürüldüğünde bizim itikatımız şudur; Allah celle celaluhu ömrünü geri iade etti. Doktor veya sağlıkçı da sebep oldu o kadar.

2- Bir Başkasına Ömrümüzden Verebilir miyiz?

Hani zaman zaman bazı kişilerin sevdiklerine Rabbim ömrümden alıp sana versin diye dua ettiklerini görürüz. Önce bir gerçek yaşanmış olayı anlatalım; Sonunda bu cümlenin doğruluk oranını tekrar itikadı olarak düzelteceğiz. Hazreti Âdem (as.) Kendi neslinden gelecek tüm insanların ruhları gözlerinin önüne getirilip gösterildi. İçerisinde peygamberlerin ruhlarından bir tanesinin yüzü daha nurani olarak gösterildi. Âdem (as.) ey rabbim bu kimdir? Diye sordu. Cenabı hak bu senin oğlun Davuttur diye cevap verdi. Âdem (as.) ey rabbim bu evladımın ömrü ne kadar olacaktır? Diye sordu. Allah celle celaluhu 60 yıl olacağını buyurunca Adem (as.) ey rabbim bunun ömrünü artırır dedi. Rabbimiz buyurdu ki, senin ömründen alıp onun ömrüne katarım. Buyurunca Adem (as.) kabul etti. Âdem (as.) 1000 yıl olan ömründen 40 yılı Hazreti Davut (as.) nakletti. Ancak Âdem (as.) vefat edeceği zaman ölüm meleği geldiğinde ruhunun alınmasını istemedi. Çünkü peygamberlerin Cenabı hakka naz hakları var. Onlara cilvei rabbaniyesinden bir tolerans tanıyor. Niçin itiraz ettiğini Azrail aleyhisselâma açıklarken, daha benim 40 yıllık ömrüm var dedi. O zaman Azrail (as.) sen o 40 yılı Dâvud aleyhisselâma vermiştin dedi. Ancak buna rağmen Rabbimiz Adem (as.) yine de 1000 yılı dolduruncaya kadar, Davud aleyhisselâma da kendi katından verdiği 40 yılla birlikte 100 yaşına kadar yaşattı. Bu konu 7 kaynağımız da geçer. Demek ki birisine dua ederken, benim ömrümden al ona ver diye dua etmek yanlıştır. Asla olmayacak bir konudur. Biz ne diyeceğiz o zaman hayırlı, uzun ve sağlıklı ömür ver diye dua edeceğiz. Bu sıralama önemlidir bu sıraya göre dua edeceğiz. Yine Abdullah bin Busru (ra.) aktardığına göre Yüce peygamberimiz buyurur ki, İnsanların en hayırlıları ömrü uzun ameli güzel olanlardır. Onun için biz uzun ömür istiyoruz.

3-Herkes Uzun süre yaşamayı ister, Hiç kimse ölmek istemez

Bu da nefsinin tamamen saplantısıdır. Hem uzun yaşamayı isteriz hem ölmeyi istemeyiz. Bakara suresinin 96. ayetinde Esteuzibillah; Onların her biri 1000 yıl yaşamak ister. Ondan sonra ölmeyi gene istemez ama en azından bu kadar yaşamayı ister. Her insanın yaratılışında geçmişteki o büyük ulemamız saymışlar insanın yaratılıp dünyaya gönderilmesin de nefsi için tam 5000 tane fayda mevcuttur. Yani ben şu dünyaya gelmez olaydım. Yaratılmaz olaydım. Keşke doğmuş olmasaydım bunlar asi sözlerdir. O zaman bu kadar isyan ediyorsan hadi kendini öldür, öldüremez, öldürmek istemez. Çünkü 1000 yıl yaşama arzusu her insanın nefsinde fıtri olarak var. O sadece isyan etmeyi maharet zannediyor. Bu ayeti celileyi yüce peygamberimizin tefsiri olan iki hadisi şeriften dinleyelim. Birincisi, Hiçbiriniz ölümü temenni etmesin. Çünkü o hayırlı ve ihsan sahibi ise hayır ve sanını artırması umulur. Yaşadığı her bir gün bu artar. Kötü bir kimse ise belki günahından tövbe eder. İkinci hadisi şerif ise sizden biriniz kendisine bir hastalık veya bir ağır zarar isabet ettiğinde bundan dolayı ölümü temenni etmesin. Eğer sancılara dayanamıyor da temenni etmek zorunda kalıyor ise Allahım, yaşamak benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat ölmek benim için hayırlı olduğu anda canımı al diye dua etsin.

4- Erzeli Ömür

Esteuzibillah; İçinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki bilip dururken hiçbir şeyi bilemez hale gelsin diye. Bu ayet 3 sure de geçer çok ağır bir ikazdır. Demek ki erzeli ömür musibettir imtihandır kibirli insanların burnunu sürtmektir. Bundan dolayı erzeli ömürden rabbimize sığınmak için hayırlı uzun ve sağlıklı ömür isterken sağlıklı demenin anlamı budur. Burnumuzun sürtünmesi Cenabı hakka iltica etmek içindir. Tekrar tekrar hayırlı, uzun ve sağlıklı ömür isteyeceğiz. Sadece kendi nefsimiz için değil, aile efradı kaç kişi ise hepsine isteyeceğiz? O aile efradının içerisine damatlarımız dahildir. Çünkü namusumuzu koruyan ailemizin en hassas kişisi damattır. Ama toplum öyle bakmıyor.

5-Hazreti Habibullah (sav.) in Ömrüne Cenabı Hakkın Yemin Etmesi

Hicr suresi 72. Ayette Cenabı hak le amru ke Senin ömrüne yemin olsun ki buyuruyor. Müfessir ulamamızın kahir ekseriyeti bu ayette geçen bu kelimeyle Hazreti peygamberimize yemin edildiği konusunda ittifak halindedirler. Yüce yaratıcımız yarattığı mahlukatı içerisinde sadece ve sadece peygamberimizin ömrü için yemin etmiştir. Bunun dışında hiçbir insanın ve Cinnin ömrüne hayatına yemin etmemiştir. Bu da yüce peygamberimizin değerini gösterir. 63 yıllık ömrünün hayrının ve bereketinin delili olarak önümüze çıkar. Araplar işte bu konudan dolayı çoğu seçkin çocukların ismini Amr koyarlar, amr ömür demektir. Yani ona ömürlü ol anlamında bu ismi koyarlar.

6-Zamana Sövmek Dünyaya Sövmek

Hadisi kutside buyrulur ki; Ademoğulları, dehre yani zamana söverler. Cenabı hak buyuruyor ki, o zamanı yaratan o zamanın içerisindeki olayları halk eden benim gece ile gündüz benim kudret kapsamdadır, kudret elindedir. Bu hadisi kutside Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor şu içinde yaşadığımız dünya müminin ne güzel bineğidir ki onun üzerinde hayra yetişir onunla şerden kurtulur. Yani dünya hiçbir zaman sövülecek, kahredilecek, beddua edilecek yer değildir. Aksine onunla hayrın elde edildiği şerden uzak kalındığı imtihan olunduğumuz bir binektir. Fıkıh ulemamız bir kişi diyor zaman bana şöyle yaptı, böyle yaptı diyerek işleri zamana bağlıyorsa bu kafirlere benzemektir. Bu şekilde zamana sövmek ise tahrimen mekruhtur. Bir insan dünyaya ve zamana sövüyorsa büyük günah işlemiş olur.

7-Ömrü çok uzun kılınan anlar kimdir?

Bunlardan ilki kuranı kerimde adı 3 defa geçen Hazreti ilyas (as.)dır. Hayatı 2 surede 11 ayetle anlatılır. Surenin birinde bir ayet, Saffat suresinde de 10 ayet toplam 11 ayetle hayatı anlatılır. Yasin, oğlu ilyastır. Hazreti Hârun aleyhisselâmın soyundandır. Milattan önce binli yıllarda yaşamış ki bizden 3000 küsur yıl evveldir. Bugünkü Lübnan'ın bekaa vadisi denilen yerde Bale bek denilen bir şehirde yaşamıştır. Bale bek kavimi Bal adında altından yapılmış üzerinde 4 cepheli ve her cephede farklı bir yüzü olan kadın figüründen yapılmış puta tapmakta idiler. Put, Altından yapılmış aşağı yukarı 20 metre uzunluğunda idi.

Burada ilginç bir bilgi verelim. Bu gazetelerde ve televizyonlarda gördüğümüz duyduğumuz 12 burçtan birisi olan boğa burcu işte bu bal putunu temsil eder. Ama günümüzdeki Müslümanların neredeyse büyük çoğunluğu bu saplantının içine düşmüşlerdir. Arapçada kadının kocasına bal denilir. Kuranımızda bu 2 ayetle de tescillidir. O zaman insanlar o puta tapmakla yetinmiyor. Hepsi birer kolye halinde, boğazında da o putun küçük temsili halini taşıyorlardı. Her gittikleri daraldıkları, sıkıştıkları yerde o putlardan haşa imdat bekliyorlardı. Hazret İlyâs aleyhisselâma Recep adındaki ülkenin kralı dışında iman eden olmadı. Kralın hanımı bile iman etmiş gibi görünen münafıktı. Çok zalim bir kadındı. Zekeriya (as.)mın Oğlu Yahya peygamberin dahi şehit edilmesinin müsebbibi bu kadındı. Bu kadın bir meyve bahçesi çok hoşuna gidince bahçeyi almak için sahibini öldürttü. Ve bahçeyi ele geçirdi. Bu olayı bilen o kral kocası olan kral buna göz yumdu. Mazlumun malını yemek mazlumu katletmek ve zalime destek olmak. Bu 3 suç Cenabı hakkın kahrı talebine gelince Peygamberi ilyas (as.)ın vasıtasıyla ile kral ailesini ikaz etti. Buyurdu ki, rabbimiz o öldürülen kişinin malını çocuklarına iade edeceksiniz, kan bedelini de çocuklarını ödeyeceksiniz. Bu emir karşısında. Bunlar deliye döndüler. Aksi halde yani bu emri yerine getirmez iseniz siz o bahçede öldüreceksiniz. Yıllarca sizi hiçbir Allah'ın kulu defin bile yapmayacak, mezarınız bile olmayacak. Bütün kemikleriniz orada çürüyüp gidecek. Bu ikaza rağmen kral Müslüman olduğu halde irtidad edip yani dinden çıkıp putçuluğa geri döndü. Zaten hanımı münafıktı. Bu itirazları üzerine Hazreti İlyas (as.) ın gayretullahtan saçı vücudunun bütün tüyleri böyle ürpermekten diken diken olup elbisesinin dışına taştı. Kalpleri öldü, mühürlendi. Onun için İlyas (as.) kuranımızda geçen Bakara suresindeki şu ayeti okudu, innâ lillâhi ve innâ ileyhi raciun. Kalpleri ölüp mühürlenmesi bedenin ölmesinden daha tehlikelidir. İşte bu yüzden bu ayeti okudu. Ayetin birinci kısmında Ellezine isa bet hum musibetin galu Inna lillahi ve inna ileyhi raciun olarak devam ediyor yani Cenabı haktan başınıza bir musibet geldiğinde derken ölümün bir musibet olduğunu öğreniyoruz. Her ölüm bir musibettir ve her canlı bunu tadacaktır.

Mealen baktığımızda ondan alacağımız dersler var; Esteuzibillah Onlar yanı müminler başlarına bir musibet geldiğinde biz her şeyimizle Allaha aidiz ve şüphesiz o'na geri döneceğiz derler. Bundan dolayı biz her taziyeye gittiğimizde veya birinin vefat ettiğinde innâ lillâhi ve innâ ilâ racuun okumak bir sünneti seniyyedir rabbimizin buradaki tavsiyesidir. Yani itikad olarak teslim oluyoruz. Peygamber efendimiz bu âyeti celile üzerine Bize 2 tane nasihatta bulunuyor. Allah'ım musubetin hususunda bana ecir ver ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ihsân eyle diye dua etsin diyor. Diğer hadisi şerifte Hazreti Ümmi Seleme (ra.) annemizin eşi Ebu Seleme vefat etti. Peygamberimiz taziyeye geldiğinde onun ağladığını görünce Yâ Ümmi Seleme ağlayıp durma Allah'ım, bana Ebu Selemeden daha hayırlısını ver diye dua et, buyurdu. Sonra Ümmi Seleme Peygamberimizin eşi ve bizim annemiz oldu.

Şimdi biz krala geri dönersek, Kral Recep'in bu hazımsızlığı dinden çıkmasına ve İlyas (as.) karşı bir intikama dönüştü. Münafık olan hanımının da tahrikiyle İlyas (as.) yakalatıp öldürmek istiyordu. İlyas (as.) 7 yıl dağlarda mağaralarda hayatını idame ettirdi. Rabbimiz onun yaşadığı o dağda bir pınar fışkırttı o suyla ihtiyaçlarını giderdi. Bir peygamber zalimlere karşı Allah'ın emrini ikame etmek için yaptığı cihadın bedeli olarak 7 yıl dağlarda böyle yaşadı. Biz bugün ufak tefek 1-2 iptila yaşasak dünyayı birbirine katarız. Onun için haddimizi bileceğiz. Musibet iptila geldiğinde feryadi figan edip imanımızı altüst etmeyeceğiz. İlyas (as.) ağır hasta olan yeğeninin evinde bir müddet sığındı. Yeğenine du etti Rabbimiz şifâsını halk eyledi, iyileşti. İşte bu yeğeni Hazreti Elyasa (as.)dır. İyileştikten sonra Elyasa aleyhisselâm imân etti. Ve bugünden itibaren bir saniye olsun yanından ayrılmadı.

Cenabı hak o peygamberin yaşadığı bu sıkıntılardan dolayı gazaba geldi. Bu kavme 3 yıl yağmur vermedi. Kıtlık kuraklık başladı. Ders almadılar, aynı hayatlarına, aynı putçuluğa devam ettiler. Aynı zulüm ve zalimliğe devam ettiler. Bu kadar olaylardan sonra İlyas (as.) ruhen o kadar daraldı ki ya Rabbi dedi Benim ruhumu kabzet.

İlyas (as.) ile ilgili tam 9 temel ana kaynaktan aldığımız ilginç bilgiler vereceğim. İlyas (as.) bu duasından sonra Rabbimiz İlyas (as.) ma bir gün ve yer tayin etti. Oraya alev alev yanan ateş gibi canlı bir at geldi. İlyas (as.) ma korkmayıp binmesi emredildi. O ata bindi üzerine bir nurdan şelale örtüsü serildi. İlyas (as.) o nurdan şelale içerisinde mahfaza altına alınınca insani olarak yeme içme ihtiyacı gibi beşeri ihtiyaçların hepsi kaldırıldı. Yani İlyas (as.) insan iken melekleştirildi. Yerde ve gökyüzünde yaşayabilir kıvama getirildi. İlyas (as.) mın boyu 7-8 metre arasındadır. Bunu canlı gören 1-2 kardeşin korkusuna şahit olduğumda bu yönünü ifade etmişlerdi. Başı çok büyük ve çok zayıf iki göğüs ortası dediğimiz yerde çok büyük kırmızı bir beni var. Bu işaretler boşuna vermiyorum. Olur ki nasip olur. İlyas (as.) mın o bindiği at ile Şam'a gittiğini Ulemamızın çoğunluğu manevi olarak tahmin ediyorlar. Ama kesin olarak nereye götürüldüğünü bilmiyoruz. Bizim bildiğimiz ölüm tahakkuk ettirilmedi. Her yıl hac mevsiminde Arafatta Hazreti Hızırı belya ile buluşur hacı birlikte ifa ederler. Ve birbirlerini ihramdan çıkma traşını yaparlar. İkisi birlikte Ramazan orucunu Beytülmakdis de Kudüste tutarlar. Yeryüzünde Evliyaullahtan vefat eden birisinin namazında her ikisi mutlaka birlikte bulunurlar. İlyas (as.) günde bir kez yemek yer. Hikmeti nedir? Bilmiyoruz. Yemeğe ihtiyacı olmadığı halde o da sürekli ömür boyu oruç tutar. Bir iftar eder o hem iftara hem sahur olur. Onda da 2 kuru çörek yer. Bunların hikmeti nedir? Anlamıyoruz.

Hazreti Elyesa (as.) İlyas (as.) ma beni bırakıp nereye gidiyorsun diye Canhıraş haliyle bağırdı. İlyas (as.) yeğenine seccade olarak kullandığı örtüsünü verdi. Hem gelecekte nebi olma simgesi olarak hem de hatıra olarak onu verdi. Şimdi Anadolmuzdaki islamın ilk başkenti olan Diyarbakırın Eğil ilçesinde Hazreti Elyasa (as.) mı ziyâret edip bizim onu tanımamız, onun bizi tanımaması ve şefaat etmesi için mutlaka orada görünmemiz gerekmektedir. Yine Anadolumuzdaki islamın kıyamete kadar stratejik ve kilit şehri ise İstanbul’umuzdur. Yine Kıbrıs ise Akdenizin kalesidir. Kudüs ve Şam kabirden bütün insanoğlu diriltildiğinde toplanma karargahımızdır

Hazreti Câbir (ra.) buyuruyor ki 4 peygamber halen sağdır. Bunlardan Hazreti ilyas (as.) ve Hızır yeryüzündedir. Hazreti İdris (as.) ve İsa (as.) gökyüzündedir. Hazreti İlyas (as.) karalarda yani yeryüzündeki kara parçalarında, Hazreti Hızır (as.) ise denizlerde Muhammed (as.) ın ümmetinden darda kalanların imdadına yetişmek ile mükellef olarak görev yapmaktadırlar. Hazreti İlyas (as.) ve Hızır (as.) birinci sayhaya yani sur üfleninceye kadar yaşamaları için ömür verilmiştir.

Hazreti Enes (ra.) anlatıyor peygamberimiz dedi ki Ya Enes bir örtü al gel bir yere gideceğiz dedi. Biz sadece ikimiz sahraya bir gittik diyor. Orada dua eden bir ses geldi ben diyor gayriihtiyari sesin geldiği yere gittim. Orada öyle bir acayip insan gördüm ki 7-8 metre boyunda başı büyük vücut o kadar zayıf. Baş gözüyle Hz. Enes (ra), İlyas (as.) mı orada görüp konuşunca İlyas (as.)ın selamını hemen koşarak peygamberimize getirdim. Araları şöyle 20 metre kadardı peygamberimiz kalktı geldi. İlyas (as.) ile kucaklaştı. O anda gökten bir sofra indirildi içerisinde ekmek balık yer alması, nar ve kereviz bulunan bir sofra idi. Üçümüz birlikte yedik. İkindi namazını üçümüz birlikte kıldık. Sonra bir bulut geldi. Hz. İlyas (as.) bulutun üzerine binerek semaya doğru yol aldı. Bu garip olaylardan sonra. Hazreti Enes peygamberimize sordu Ya resulallah bu sofra her zaman böyle gelir mi? Peygamberimiz buyurdu ki her 40 günde Cibrili emin bu sofrayı getirir. Her yıl zemzem suyundan kendi içer, o kendinden sonra kalanı bana da içerir, buyurdu.

İşte bugün Yunus Emrenin duasıyla inan sofralar, onun benzeri velilere inan sofralar, peygamberimize inen bu sofranın bakiyesi bir devamıdır. Hiçbir veliye verilen keramet kendine direk verilmez, peygamberimize verilmiş olanın bakiyesi olarak verilir. Peygamberimize verilmeyen hiçbir veliye verilmez. Anlattığımız bu olay hadis kitaplarımızın 5 tanesinde geçer. Bugünkü bazı sapıkların karşı çıkıp bu tür maneviyatı içeren olayları hazmedemediklerinden dolayı bu hadisi şerifleri ya zayıf olmakla ya içerisinde bir kişinin yani sözlerini karıştırdığı ile ifade ederler. Ne ile ifade ederlerse etsinler ben inandım, kardeşlerimde inandı. el Fatiha.

32 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör