top of page

BERAT VE ŞÜKÜR (Ahmet Duran AYDIN )


Günahlardan Arınma, Berat Gecesi

Berat, Arapça “berâet” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Beraet kelimesi sözlükte, "kişinin borçtan, suç ve cezadan, hastalıktan, yükümlülükten kurtulması veya yükümlü olmaması" anlamına gelir. Beraet kelimesinin ifade ettiği bu anlamlarla da bağlantılı olarak, şaban ayının 15. gecesinde Müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yüklerinden kurtulacakları umularak bu geceye Berat (Kurtuluş) Gecesi denilmiştir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle 'Mübârek'; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle 'Berâet'; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle Rahmet, geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle 'Berâe veya Sakk' adı da verilir.

Cenabı hak Duhan suresi 1-4 ayeti celilelerinde euzubillah bismillah Ha mim. Vel kitabil mubin. İnna enzelnahu fi leyletin mubareketin inna kunna munzirin. Fiha yufreku kullu emrin hakim. Ha mim. (Halâl ile haramı vesair hükümleri) açıkça bildiren (bu) kitaba yemin ederim ki, hakikat, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçek biz (onunla kâfirlerin uğrayacakları azabı) haber vericileriz. (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden sâdır olan bir emirle, o zaman ayrılır, buyuruyor.

Kur'ân-ı Kerim, berat gecesinde Levh-i Mahfuz'dan alınmış ve bir bütün hâlinde dünya göğüne indirilmiştir. Bu gecenin mübarek oluşunun         başlıca sebebi bundadır.

Kur'ân-ı kerim inmezden önce insanoğlunun efkârını dalâlet, kalbini küfür bulutları kaplamıştı, insan mabud-ı hakikîyi bırakmış, taşlara, ağaçlara ve putlara tapmaya başlamıştı. İbadet ve itaat bağları kopmuş, insan insanlığını unutmuştu. Cinayet ve rezaletler, sayılamayacak kadar çok, yazılamayacak kadar bayağı idi.

Kur'ân-ı Kerim'in inmesinin birinci kademesi, bu gecede olduğundan ve bu gece hürmetine, birçok günahlar bağışlandığı için, BERAT GECESi adını almıştır.

Peygamber Efendimiz (sav.) bir hadisi şeriflerinde; Şaban   ayının   15.   gecesi   olduğunda   o geceyi ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece güneşin batışından fecre kadar (olan sürede) dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve ‘Tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim! Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim! Şifa isteyen yok mu, şifa vereyim!.. Başka isteği olan yok mu, ona da istediğini vereyim, der. Buyuruyor.

Kuran-ı   Kerimde   ve   hadis-i   şeriflerde şanından bahsedilen berat gecesinin hikmet ve faziletini islam âlimleri beş esasta toplamışlardır.

Her mühim iş bu gece ayrılır. Bir sene içinde olacak hadiseler, ameller, rızıklar, eceller, hastalıklar, yükselme ve alçalmalar, bu gece yazılır ve ilgili meleklere teslim edilir. Bu sebeple, Berat gecesi bütün sene işlenen iyilik ve kötülüklerin hesabını yapma ve bu hesabın ışığı altında hareketlerimize yön verme gecesidir.

Peygamberimiz (s.a.v) bu gece her zamankinden daha çok ibadet ve taatte bulunmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (sav.) Ya    Aişe     bu     gece     hangi     gecedir biliyor musun diye sordu. Aişe validemiz; Allah ve Rasülü daha iyi bilir, dediler. Peygamber Efendimiz (sav.) Devam ettiler;

Bu gece Şabanın 15. Gecesidir. Bu gece dünyada yapılan ameller ve kulların işleri Allah’a arzolunur. Bu gece Allah Tealanın cehennemden azat ettiği kullarının sayısı, Beni Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısıncadır. Bu geceyi ibadetle geçirmem içi bana izin verir misin? Dedi. Sonra hemen namaza kalktı. Kıyamda fazla durmayıp, Fatiha ve kısa bir zamm-ı sureden sonra gece yarısına kadar secdede kaldı. Sonra ikinci rekat için kalktı. Bunda da ilk rekattaki gibi okuyup, secdeye indi. Secde sabaha kadar uzadı.

Aişe validemiz; onun ruhunu teslim ettiğini sandım. Yanına yaklaşıp ayaklarına dokundum, hareket etti. İlahi! Cezandan affına sığındım. Gazabından rızana güvendim. Senden sana sığındım. Senin senan büyüktür. Fakat seni hakkıyla senin kendi nefsini sena ettiğin gibi övmekten acizim. Deyip yalvardığını ve sena ettiğini işittim. Secdeden kalkınca Ona; Ya Rasulellah secdede bazı şeyler söylüyordun. Hâlbuki başka zaman bunları sizden duymamıştım. Dediğimde, Ey Aişe, söylediğim şeyleri öğrendin mi? buyurdu. Evet dedim. Siz onları öğretiniz. Zira Cebrail (a.s) onları secdede iken zikretmemi emreylemişti, buyurdular.

Enes b. Malik (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyuruyor;

Allah Teâlâ şöyle buyurdu;

Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.

Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını dilesen, seni affederim.

Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen; fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu bağışla karşılarım.

Başka bir hadisi şerifte de; Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geriye çevrilmez. Bunlar Recebin ilk (cuma) gecesi, Şabanın ortasında bulunan gece, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı geceleridir, buyuruyor.

Bu Gecelerde Yapılması Gerekenler;

1-Nefis muhasebesi yapmak

Cenabı hak Haşr suresinin 18. Ayetinde euzubillah bismillah, Ya eyyuhellezine amenuttekullahe vel tenzur nefsun ma kad demet ligad, vettekullah, innallahe habirun bi ma ta'melun. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla   haberdardır, buyuruyor.

Peygamber Efendimiz (sav.) bir Hadis-i Şeriflerinde; Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan, aciz kimse ise, nefsinin arzularına tâbî olan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temennî eden kimsedir, buyuruyor.

Başka bir hadisi şerifte de; Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Büyük buluşma günü için sevaplarla süsleniniz. Dünyada nefsini sorgulayan kimse   için   ahirette   hesap verme kolay olur, buyuruyor.

Bu mübarek günde her mümin, kendini denetlemeye, değerlendirmeye çalışmalıdır. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp, geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini almalıdır.

2-Tevbe istiğfar Etmek

Kişi, nefis muhasebesiyle ortaya koyduğumuz hata ve günahlarımızı tevbe ve istiğfarla yok etmeye çalışmalıdır.

Cenabı hak Tahrîm suresinin 8. Ayetinde euzubillah bismillah, Ya eyyuhellezine amenu tubu ilallahi tevbeten nasuha, asa rabbukum en yukeffire ankum seyyiatikum ve yudhilekum cennatin tecri min tahtihel enharu… Ey iman edenler! Allah’a yürekten (nasûh tevbesiyle) tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Allah’ın, peygamberi ve onunla beraber olanları utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar, buyuruyor.

3-Nafile ibadetleri Çoğaltmak

Evvela, farz olan namaz ve oruçların vaktinde edalarına önem verilmeli ve kazaya bırakılmamalıdır. Buna rağmen kaza durumu söz konusu olursa ilk fırsatta o yerine getirilmelidir.

İkinci olarak, namaz ve oruç ile ilgili kazalar tespit edilmeli ve bir yere not edilerek yavaş yavaş ikmal edilmelidir. Sünnetler hariç kazalar ile meşgul olmak daha uygun bir yoldur.

Üçüncü olarak; namaz, oruç ve benzeri nafileleri çoğaltmaya itina gösterilmelidir.

4-Mali İbadetleri Çoğaltmak

Mali ibadetler zekat, fitre ve sadakadan ibaret değildir. Yedirme, içirme, giydirme, borç verme, hayır müesseselerine yardım etme vs. gibi infak kapsamına giren her davranış mali ibadetlerden sayılır.

Mal konusunda cömert olmayan can konusunda hiç cömert olamaz. Cömert olmayanın da cennette yeri yoktur. İşte bu mubarek gün ve geceler cimrilikten arınmak için birer fırsattır.

Cenabı hak Ali imran suresinin 92. Ayetinde euzubillah bismillah, Len tenalul birre hatta tunfiku mimma tuhibbun, ve ma tunfiku min şey'in fe innallahe bihi alim. Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar birre nâil olamazsınız ve her ne şey infak ederseniz şüphe yok ki, Allah Teâlâ hakkıyla bilir, buyuruyor.

5-Hz. Muhammed (s.a.v)'e salatu selam getirmek

Üç aylarda meydana gelen olayların kahramânı sevgili Peygamberimizdir.

Mübarek geceler onun hayatında vuku bulan önemli olayların ismi olmuş, yüce kitabımız Kur'ân bu aylarda ona nazil olmuştur. Allah'ın bize örnek insan ve peygamber olarak gönderdiği yine odur. O canlı Kur'ân'dır. O bizim için iman, İslâm, hayat ve cennettir. Onu tanımadan, bilmeden, öğrenmeden, gönlümüze ve önümüze koymadan İslâm'ı ve Kurân'ı tanımak ve yaşamak mümkün olmadığı gibi, ona tabi olup uymadan da Allah sevgisine ermek imkansızdır.

Hz. Muhammed (s.a.) peygamberlikte zirve, insanlıkta modeldir. Onun yirmi üç yıllık peygamberlik hayatı ana çizgileriyle, hatta kronolojik olarak detaya varan yönleriyle bilinmeden ne huzur ne de felahtan bahsedilemez. Bu nedenle örnek ve önderimizi en iyi bir şekilde tanımak en güzel ibadettir. Kazanılanları kaybetmeme Bazı işler zamanla veya sayısal olarak da belirli olabilir. Ama kulluk böyle değildir. O devamlı ve hayatla sınırlıdır.

Yüce Rabbimiz bu gerçeği Hicr suresi 99. Ayetinde Euzubillah bismillah, Ölüm gelinceye kadar Va'bud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin. Rabbına ibadet(e devam) et, diye ifade etmektedir.

Bu ayet ibadette, başka bir deyimle kullukta devamlı olmayı vurgulamaktadır. Buradaki temel ilke kulluk (ibadet)'te devamlılıktır.

Efendimiz (sav.); Amellerin en sevimli olanı az da olsa devamlı yapılanıdır, buyuruyor.

Bu gece, kendimiz için insanlık için dua edelim. Akrabaları arayalım, hastaları ziyaret edelim. Küslüklere, kırgınlıklara bir son verelim. Yaklaşmakta olan rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan-I şerif ayında affolunanlardan olabilme hedefini kendimize çizelim ve bu yolda taviz vermeden gitmeye niyet edelim. Madden yanlarında olmaya gayret ettiğimiz Filistinli kardeşlerimiz dularımızda unutmayalım. Zalime ve zulme asla rıza göstermeyelim. Zalimin yanında yer almaktan ictinab edelim.

Allah’a Şükretmek Dinî Bir Vecibedir

Allah Teâlâ Bakara suresinin 152. Ayetinde euzubillah bismillah, Fezkuruni ezkurkum veşkuru li ve la tekfurun. Öyleyse Beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin, buyuruyor.

Ayet-i kerime iki şeyi emrediyor, bir şeyi de yasaklıyor. Emrettiği iki şeyden birisi Allah’ı anmak, diğeri de O’na şükretmektir. Yasakladığı şey de nankörlükte bulunmaktır. İnsan Allah Teâlâ’nın en seçkin yaratığıdır. O’nu en güzel sûrette yaratmış, akıl gibi üstün yeteneklerle donatmıştır. Yer ve gökleri ve bunlarda olan her şeyi ona hizmet için var etmiş ve sayılamayacak kadar nimetler vermiştir.

Evet insan Allah Teâlâ’nın en üstün yaratığıdır, çünkü Allah Teâlâ ona yeryüzünde kendi adına hükümlerini icra etme ve yürütme yetkisi vermiş, başka bir ifade ile onu yeryüzünün halifesi yapmıştır.

Nitekim Fatır suresinin 39. Ayetinde euzubillah bismillah Huvellezi cealekum halaife fil ard, fe men kefere fe aleyhi kufruh… (Ey insanlar!) Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Artık kim küfrederse küfrü kendi aleyhinedir, buyurulmuştur. Diğer taraftan meleklere ona secde etmelerini emretmiş, böylece onun şanını yüceltmiştir. İnsanoğlunun üstünlüğü Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde hatırlatılmıştır.

Bu âyetlerden bazıları şunlardır;

İsra suresi 70. ayetinde euzubillah bismillah, ve lekad kerremna beni ademe ve hamelnahum fil berri vel bahri ve razaknahum minet tayyibati ve faddalnahum ala kesirin mimmen halakna tafdila. Andolsun ki biz insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık, buyurur.

İbrahim suresinin 32,33 ve 34. ayetlerinde euzubillah bismillah, Allahullezi halakas semavati vel arda ve enzele mines semai maen fe ahrece bihi mines semerati rızkan lekum, ve sehhare lekumul fulke li tecriye fil bahri bi emrih, ve sehhare lekumul enhar. Ve sehhare lekumuş şemse vel kamere daibeyn, ve sehhare lekumul leyle ven nehar. Ve atakum min kulli ma se'eltumuh, ve in teuddu ni'metallahi la tuhsuha,innel insane le zalumun keffar. Allah öyle bir Allah’tır ki gökleri ve yeri yarattı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı. Emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri   emrinize   verdi, ırmakları   da emrinize amâde kıldı. Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi. O kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür, buyurur.

Lokman suresinin 20. Ayetinde de euzubillah bismillah, EElem terev ennellahe sehhare lekum ma fis semavati ve ma fil ardı ve esbega aleykum niamehu zahireten ve batıneh, ve minen nasi men yucadilu fillahi bi gayri ilmin ve la huden ve la kitabin munir. Görmediniz mi ki Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde öyleleri var ki ne bir ilme, ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor, buyurmaktadır.

         Allah’ın sayılamayacak kadar nimetlere erdirdiği insan bu nimetleri kendisine vereni tanıyacak, onu anacak ve O’na şükredecektir.

Bu şükür görevini yapmayanlar kınanmakta ve Araf suresinin 10 ayetinde şöyle buyurulmaktadır euzubillah bismillah, ve lekad mekkennakum fil ardı ve cealna lekum fiha maayiş', kalilen ma teşkurun. Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz! Buyurmaktadır.

Nahl suresinin 78. ayetinde euzubillah bismillah, Vallahu ahrecekum min butuni ummehatikum la ta'lemune şey'en ve ceale lekumus sem'a vel ebsare vel ef'idete leallekum teşkurun. Allah sizi analarınızın karnından hiçbir şey bilmiyor iken çıkardı. Size kulaklar, gözler, gönüller verdi, ta ki şükredesiniz, buyuruyor.

Şükür kalb ile, dil ile ve organlar ile olur.

1-Kalb ile Şükür

Her nimetin Allah tarafından verildiğine, insanların ise birer vasıta ve sebep olduğuna inanmaktır. İnsanı Allah Teâlâ yaratmıştır. İnsanda bulunan her nimet ve üstünlüğü de ona veren yine Allah’tır. İnsanlar ise bu hususta sadece birer vasıta ve sebeptir. Elbette insan çalışacak, bazı tedbir ve sebeplere baş vuracak, fakat sonuç itibariyle her üstünlük ve nimeti Allah’tan bilecektir. Çünkü kâinatta Allah’ın izni ve yaratması olmadan hiçbir şey olmaz.

Cenabı hak Şuara suresinin 77. Ayeti il 82. Ayetleri arasındaki ayetlerde İbrahim aleyhi’s-selâmın diliyle putperestlere şöyle diyordu; euzubillah bismillah, Fe innehum aduvvun li illa rabbel alemin. Ellezi halakani fe huve yehdin. Vellezi huve yut'ımuni ve yeskin. Ve iza maridtu fe huve yeşfin. Vellezi yumituni summe yuhyin. Vellezi atmeu en yagfira li hatieti yevmed din. Hep onlar (putlar) benim düşmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (olan Allah) benim dostumdur. O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. Beni yediren, içirendir. Hastalandığım zaman bana şifa verir. O ki, beni öldürecek, sonra diriltecektir. Ve hesap günü hatamı bağışlayacağını umduğumdur.

Necm suresinin 43,44,45,46,47 ve 48. Ayetlerinde de euzubillah bismillah, Ve ennehu huve adhake ve ebka. Ve ennehu huve emate ve ahya. Ve ennehu halakaz zevceyniz zekere vel unsa. Min nutfetin iza tumna. Ve enne aleyhin neş'etel uhra. Ve ennehu huve agna ve akna. Doğrusu güldüren de ağlatan da O’dur. Öldüren de dirilten de O’dur. Şu bir gerçek ki, rahime atıldığında erkeği, dişiyi iki eş yaratan O’dur. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir. Şüphesiz zengin eden, sermaye veren de O’dur, buyurmaktadır.

Evet, yediren de içiren de zengin eden de sermaye veren de Allah’tır. Fakat insan bu rızkını arayıp bulmak ve bunu meşrû yollardan elde etmek için sebeplerine yapışmakla yükümlüdür.

Cenabı hak Necm suresinin 39. ayetinde euzubillah bismillah, ve en leyse lil insani illa ma sea. Doğrusu insana çalışmasından başka bir şey yoktur, buyuruyor.

İşte   insan her   nimeti   verenin   Allah olduğunu bilecek ve hiçbir vakit bunu unutmayacaktır.

2-Dil ile Şükür

 Şükür ifade eden Allah’a hamdolsun, şükrolsun gibi sözleri söylemek ve Allah’ın nimetlerini O’na nisbet etmektir. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi Allah’a hamd ile başlar: “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Bu sûre, günde kılınan beş vakit namazın her rekatında okunmakta, böylece hamd günde kırk defa tekrarlanmaktadır.

Fedale b. Ubeyd (ra.) anlatıyor; Peygamberimiz (sav)bir adamın namazdan sonra Allah’a hamd etmeden ve Peygambere salâvat getirmeden, Allahım, beni yarlığa ve beni esirge, diye dua ettiğini işitti. Bunun üzerine: Bu adam acele etti buyurdu. Ve o adamı çağırarak; Sizden biriniz dua etmek istediği vakit, önce Allah’a hamdetsin, sonra Peygambere salâvat getirsin, sonra da istediği duayı yapsın, buyurdu.

 Peygamberimiz (s.a.v), Allah’ın sonsuz lutufkârlığını ifade etmeden O’ndan istekte bulunmanın doğru olmayacağını bildirdi. Görülüyor ki Allah Kelâmı olan Kur’an-ı Kerim hamd ile başlıyor ve pek çok sûrede bu tekrarlanıyor. Bütün bunlar hamd’ın önemini belirtiyor. Hamd, iyiliğin sahibine saygı ifade eden bir övgü sözüdür. Şükür de kişinin, kendisine yapılan bir iyiliği bilip o iyiliği yapana övgü ile karşılık vermesidir. Hamd, daha kapsamlı bir kavramdır. Her hamd bir şükürdür. Fakat her şükür hamd değildir.

Peygamberimiz (sav.) Hamd, şükrün başıdır. Allah’a hamdetmeyen O’na şükretmemiş olur, buyurmuştur. Peygamberimiz   konuşmasına, duasına hamd ile başlar, yemeğin sonunda da yine Elhamdülillah diyerek duasını yapardı.

Allah Teâlâ Bakara suresinin 172. ayetinde euzubillah bismillah, eyyuhellezine amenu kulu min tayyibati ma razaknakum veşkuru lillahi in kuntum iyyahu ta'budun.  Ey müminler! Ya size rızık olarak verdiğimiz şeylerin en temiz olanlarından yiyin, Allah’a şükredin. Eğer gerçekten O’na ibadet ediyorsanız, buyuruyor

 Peygamberimiz (sav.); Bir kimse yemek yer de Beni yediren, kuvvet ve kudretim olmadığı halde bana rızık veren   Allah’a   hamdolsun’   derse geçmiş (küçük) günahları bağışlanır, buyuruyor.

Ebû Umâme diyor ki: Peygamberimiz yemek sofrasını kaldırdığı vakit, “Allahım, hoş, mübarek, makbul olan ve arkaya atılmayan bir hamd ile sana hamdederiz. derdi.

 Özetlemek gerekirse dil ile şükür, elhamdülillah, şükürler olsun, Allah’a şükrederim, gibi şükre delâlet eden sözleri söylemektir.

Âza ile Şükür Bütün organları, Allah’a ibadet ve O’nun rızasını kazanma yolundaki hizmette kullanmaktır.        

Rivâyete    göre Peygamberimiz gece namazı için iki ayağı veya iki baldırı şişinceye kadar ayakta dururdu. Hz. Aişe kendisine:

—Ey Allah’ın Peygamberi, Allah, işlenmiş

Ve işlenmesi muhtemel günahlarını bağışlamıştır. İbadet için neden bu kadar yoruluyorsun? deyince,

Peygamberimiz:

—Ben şükreden bir kul olmayayım mı? diye cevap vermiştir.

Peygamberimiz bu ibadetini, Allah’ın kendisine lutfettiği nimetlere şükretmek için yaptığını söylüyor. Peygamberimizin gece namazı için kalktıklarında Şöyle dua ederlerdi:

Allahım!   Hamd   sana   mahsustur.   Sen göklerin ve yerin ve bunlardaki her şeyin yöneticisisin. Hamd sana mahsustur, sen göklerin ve yerin ve bunlardaki her şeyin nurusun (bunları aydınlatırsın). Hamd sana mahsustur, sen göklerin ve yerin ve bunlardaki her şeyin sahibisin. Hamd sana mahsustur, sen Hak’sın, va’din haktır, seni (ahirette) görmek de haktır, sözün hak, cennetin de hak, cehennemin de haktır. Peygamberlerin de haktır. Muhammed (sav.) de haktır. Kıyamet günü de haktır. Allahım! Ancak sana itaat ettim, sana inandım, sana güvendim. Yalnız sana dayanarak (düşmanlarla) mücadele ettim. Aramızda yalnız seni hakem yaptım. Allahım! Önce işlediğim ve sonra işlerim sandığım, gizli yaptığım ve âşikâre işlediğim bütün günahlarımı bağışla. (Ahiret hayatında) beni öne çıkaran (dünya tarihinde Peygamberliğimi) geri bırakan ancak sensin. Allahım! İbadete lâyık ilah yoktur, yalnız sen varsın yahut senden başka ibadete lâyık ilah yoktur. Hakimane tasarruf, tam kuvvet de Allah ile kâimdir.

Dünya hayatında   insanlar   sağlıkta   ve varlıkta eşit değillerdir. Bir kısmı sağlıklı iken bir kısmı hastalıklıdır. Bir kısmı varlıklı iken bir kısmı fakir ve yoksuldur. Bir kısmı mutlu iken bir kısmı mutsuz ve huzursuzdur. Bu sağlıklı, varlıklı ve mutlu olanlar da mutsuz, hastalıklı ve yoksul olanlar da eşit değildir. Hangi durumda olursa olsun insanın şükretmesi için daima kendisinden daha düşük olanlara bakması yeterli olur.

Peygamberimiz (sav.) bir hadisi şeriflerinde Dünyalıkta kendisinden aşağısına, dinde (dinî yükümlülüklerini yerine getirmede) de kendisinden üstün olana bakan (ve buna göre davranan) kimseyi Allah Teâlâ hem sabreden hem de şükredenlerden yazar. Fakat dünyalıkta kendisinden üstününe, dinde de kendisinden düşüğüne bakanları, Allah Teâlâ ne sabredenlerden ne de şükredenlerden yazar, buyuruyor.

Şükretmek, nimeti ve iyiliği takdir etmektir. Bize küçük bir ikramda bulunan veya bir iyilik yapan kimseye teşekkür etmeyecek olursak kabalık yapmış oluruz. Ya bizi yaratan, yaşatan ve sayısız nimetler veren Allah’a şükretmeyecek olursak nankörlük etmiş olmayız mı? Elbette nankörlük etmiş oluruz. Nankörü ise insanlar da sevmez, Allah da sevmez. Şükür, Peygamberlerin, meleklerin ve seçkin insanların özelliklerindendir.

Bunun içindir ki Rabbimiz Sebe suresinin13. ayetinde euzubillah bismillah,

…Kullve kalilun min ibadiyeş şekur. Kullarım içinde şükredenler azdır, buyurularak şükredenlerin azlığına işaret edilmiştir.

Rivâyet olunur ki Hz. Ömer, bir adamın, Allah’ım beni o azdan kıl diye dua ettiğini işitince

—Bu nasıl dua? Diye sorar:

Duayı yapan zat cevap verir:

—Allah Teâlâ: “Kullarım içinde bana şükreden azdır.” buyuruyor. Beni de bu mutlu azlardan kılmasını diliyorum, deyince,

Hz. Ömer:

—Herkes Ömer’den daha bilgili der.

 Şeytanın bütün çaba ve gayreti, insanları Allah’a şükretmekten alıkoymak ve böylece Allah’ın hoşnutluğundan onları uzaklaştırmaktır. Şeytan Hz. Adem’e secde etmediği için Allah onu rahmetinden uzaklaştırdığında, Allah’tan mühlet istemiş, bu mühlet de kendisine verilmişti.

Araf suresinin 16-17. Ayetlerinde şeytanın durumu şöyle anlatılır; euzubillah bismillah, Kale fe bima agveyteni le ak'udenne lehum sıratekel mustekim. “Beni azdırmana karşılık and içerim Summe le atiyennehum min beyni eydihim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim, ve la tecidu ekserehum şakirin. Ben de onları (insanları) saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.

O halde biz de yaratıcımızın sayısız lutuflarına gönlümüzle, dilimizle ve organlarımızla şükrederek şeytanın gayret ve çabasını boşa çıkarmalıyız. Şükür nimeti artırır. Allah’ın verdiği nimetlere şükredecek olursak, bu şükrümüz eriştiğimiz nimetlerin artırılmasına vesile olur. Şükretmeyecek olursak, nimetin elden çıkmasına sebep olur.

İbrahim suresinin 7. ayetinde euzubillah bismillah, Ve iz te'ezzene rabbukum le in şekertum le ezidennekum ve le in kefertum inne azabi le şedid. (Verdiğim nimetlere) Şükrederseniz, şüphesiz lutuf ve ihsanımı artırırım. Eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım çok şiddetlidir, buyuruyor.

Allah Teâlâ kullarının O’na şükretmesinden müstağnidir, yani buna ihtiyacı yoktur. Ama kulun bu anlayışsızlığı nankörlüktür. Bunun için de Allah Teâlâ bu nankörlüğü cezalandıracağını bildirmektedir. Verilen nimeti bilen ve o nimete şükreden kimseler ise Allah tarafından mükafatlandırılacaktır.

Cenabı hak bu hususta Nisa suresinin 147. ayetinde euzubillah bismillah, Ma yef'alullahu bi azabikum in şekertum ve amentum. Ve kanallahu şakiran alima

Eğer (eriştiğiniz nimetlere) şükreder, iman ederseniz Allah sizi niye azaba uğratsın. Allah şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir, buyuruyor.

Özetlemek gerekirse kulluğun başı zikir, Allah’ı tanımak ve anmak, sonu ise O’na şükretmektir.

Rabbimiz Yunus suresinin, 9. Ve 10.  ayetlerinde euzubillah bismillah, İnnellezine amenu ve amilus salihati yehdihim rabbuhum bi imanihim, tecri min tahtihimul enharu fi cennatin naim. Da'vahum fiha subhanekellahumme ve tehiyyetuhum fiha selam, ve ahıru da'vahum enil hamdulillahi rabbil alemin. Hiç şüphesiz iman edip güzel işler yapanları, imanlarından dolayı Rableri onları hidâyete erdirir. Naim cennetlerinde alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) erdirir. Onların oradaki duası; Allahım, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkca söyledikleri ise selamdır. Onların dualarının sonu da şükür. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur, buyuruyor.

Ya Rabbi! Bizleri hamdedip, hamdini yerine getiren, şükredip şükrünü yerine getiren kullarından eyle. Nankörlerden eyleme.  

Bizleri mübarek üç aylara, üç aylar içerisinde şaban-ı şerif ve mübarek berat kandiline kavuşturan Rabbimiz’ e hamd   ve senalar olsun. Bu kurtuluş gecesinde kurtulanlardan olabilmeyi cümlemiz neslimize ve cümle Ümmet-i Muhammed’e nasip eylesin. Günümüz vaktimiz hayırlı mübarek eylesin.

Amin, Amin, Amin. El fatiha.

10 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page