top of page

BEKLENEN DONDURULMUŞ ÖMRÜN SAHİBİ-2


BEKLENEN DONDURULMUŞ ÖMRÜN SAHİBİ-2

Ali İmran suresi 37. ayette Esteuzibillah, Fe tekabbelaha rabbuha bi kabulin hasenin ve enbetehanebaten hasenen ve keffeleha Zekeriyya kullema dehale aleyha…… devam eder. Yani artık onu rabbisi güzel bir kabul ile kabul buyurdu. Ve onu güzel bir nebat olarak yetiştirdi. Zekeriyya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriyya onun bulunduğu mabede her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. Meryem bu sana nereden geldi derdi o da bu Allah katından diye cevap verirdi. Zira Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

Geçen hafta Hazreti Meryemin (ra.) Babasına ve annesine bir evlat olarak ne tür merakiplerden sonra lütfolunduğunu dinlemiştik. Bugün de bizatihi Hazreti Meryem'in doğum anından gençlik merakibindeki seneleri görmeye çalışacağız.

Bu okuduğumuz ayeti celilede 2 kez kabulun kelimesini zikretti. Birinci kabulun sözcüğünde annesinin doğum yaptıktan sonra Meryemi beze sararak Mescidi Aksa'daki hizmetlilere teslim etmesine dönük bir kabuldür. Cenabı hak Bizatihi zatına teslim edilmiş de zatı Hazreti Meryem'i terbiye etmek için teslim almış olarak nitelendiriliyor. Ve o kundak bezine sarıldığı andan itibaren hem İblis'in hem de emrindeki şeytanların her türlü tehlikesine karşı Hazreti Meryem'in üzerine zırh giydirip korumaya aldığının da bir tecellisi oluyor. İkinci kabul kelimesinde ise birinci kabulden Hazreti Meryem vefat edinceye kadar süre içerisinde ömrünün her bir anında iblis ve şeytanların ona musallat olmalarına izin verilmeyip sürekli korunacağının müjdesidir. Bizler de böyle bir korumanın sürekli içerisindeyiz. Bundan dolayı eğer koruma zırhını kaybetmez isek cinler bize zarar veremez.

Üçüncü kelime rabbbuha olarak geçiyor. Cenabı hakk'ın Rab esmai celilesinin tecellisiyle terbiyesini aldığını, Hazreti Meryemi bizatihi kendi zatının terbiye edeceğinin müjdesi oluyor. Hazreti Meryemin hem bedeni hem de ruhu terbiye edildi. Bugün dünyada 7 küsur milyar insanın kimi doğru kimi yanlış, kimi eksik, kimi hatalı ama bir avuç ateist dışında herkes Allah'ın varlığına inanır. Ama sıkıntı onun Rablığını kabul yani itaat etmek demektir ki bunda Müslümanlar dahi zorlanır. Her türlü emrine itaat ettiğimizde Rabbbimiz razı olacak ve bizi de terbiye edecek ama bazısına itaat ediyor, bazısından kaçıyoruz ki işte problem de burada oluyor. Allah Celle celaluhu ile er Rab celle celaluhu çok ilginç bir ayrımdır. Ve bu önemine binaen Rab kur'anı kerimde 980 yerde geçer. Kuranın hükümlerini uygulamak onun Rablığını kabul etmektir. Uygulamamak ise rablığına direnmektir. Direnenlerin bahanesine baktığımızda; 1-Bu zamanda öyle şey olur mu hiç diyerek dolaylı inkâr ederler. 2- Bilerek kabul etmeyip o emirleri uygulamaya kimsenin gücü yetmez ki bahanesine sarılırlar. 3- Hangi zamanda yaşıyoruz ki diyerek itaat etmeyeceğini zamanı suçlayarak kapatırlar. Bu bahanelerle yola çıkıyorsak işte direniyoruz demektir.

Dördüncü kelime bir hasen geçer, bir de hasene geçer. Yani aynı anlamı içerdiği halde Cenabı hak 2 kelimeyi ardarda tekrar eder. Ve hemen ardından Hazreti Meryem bir nebahat zerafeti ile eksiksiz olarak büyütüldü buyuruyor. Nebahat yani bitki gibi buyurdu. Cenabı hak burada niçin o bitkiye teşbih etti? Çünkü Hazreti Meryem, bir çocuğun bedenen bir ayda gelişmesini o sadece bir günde gelişiyordu. Oradaki ikinci nükte ise mecazi bir ifadedir ki Hazreti Meryemin insanlarla ilişkisinde gerek ruhen gerekse bedenen diğer insanları rahatsız edecek bir olumsuzluk veya kötü koku olmaksızın çiçek gibi olmasıdır. Üçüncü olarak ise Hazreti Meryem sanki meyve veren bir bitki sanki Hazreti İsa aleyhisselam da o bitkinin meyvesi olarak bir nükte ile benzetilmiştir.

Beşinci kelime kefil geçer ki yine günümüzde de sık kullandığımız bir kelimedir. Rabbimiz kendi zatına kefil olarak Hazreti Zekeriyya aleyhisselama Hazreti Meryem teslim edildi. Zekeriyya da Sürekli zikreden anlamına gelir. Hazreti Zekeriyya aleyhisselâmın sürekli olarak bu subhanallah kelimesiyle zikrettiğini görüyoruz.

Altıncı olarak Mihrab geçer. Zekeriyya aleyhisselam Mescidi Aksa'nın içerisinde en üst bölümüne çok uzun bir merdivenle çıkılabilecek bir yere Meryem için bir oda yaptırdı. O odaya o merdivenle çıkmanın dışında başka çıkma imkanı yoktu. 7 kez kilitlenecek şekilde yapılmış ve anahtarı da sadece kendinde vardı. Günlük bir kere, oraya çıkar, Hazreti Meryem'e su ve yemek ihtiyacı veya teyzesinin gönderdiği elbiseleri getirir, teslim ederdi. Hazreti Zekeriyya aleyhisselam onun yanına çıktığı kısa süre içerisinde Hazreti Meryem'e hem tevratı hem de ibadet etmenin kurallarını, farzlarını, sünnetlerini, şartlarını öğretiyordu. Bu eğitimi de 12 yaşına kadar devam etti. İşte kefil budur.

Hazreti Zekeriyya oraya günlük gelen yiyecekleri görüp Ya Meryem, bunlar sana nereden gelmekte dediğinde ayeti celilenin sonunda bu soruya cevaben rabbim dilerse hesapsız rızık verir, buyruldu. Cenabı hak bir kulunu yeter ki sevsin, ummadığı, beklemediği yerden hesapsız rızıklar verir. Cenabı hak Hazreti, Meryem'in rızkını ihtiyaçlarını bizzat üzerine almış idi. Zekeriyya aleyhisselam baktığında Hazreti Meryemin yanında kış mevsiminde yaz, yaz mevsiminde kış meyvesi görürdü. Bunun hikmeti ayeti celile de geçen 2 kelimedir. Bu meyveler cennetten her gün ona özel olarak melekler tarafından getirilmekte idi. Buna benzer bir örnek; Hazreti peygamberimiz 2-3 gün hiçbir şey yememiş, öyle bir açlık çekiyordu ki Hazreti Fatima (ra.) bir tencerede normal insanların pişirmesi ve tertip etmesine benzemeyen bir yemek getirdi. Resulullah efendimiz çok şaşırdı. Yemeği hiç yemedi. Aile efradını topladı. Annelerimizi birlikte Fatma validenin evine gittiler. Sordular ki Ya Fatıma bu yemek nereden geldi, dedi? Hazreti Fatma Anne, bu yemeği bu tencereyle bir anda evimizin içerisine bırakıldığını gördüm deyince Tencereyi açan Resulullah efendimiz baktı ki tencerenin içi hem et hem de ekmek doluydu. Hazreti Ali efendimizin ve Hazreti peygamber efendimizin ailesi yemeği yedikten sonra tencere hiç eksilmedi. Tabak, tabak neredeyse Medine'nin yarısına yetecek şekilde dağıtıldı. Ve Peygamber Efendimiz bundan sonra Ya kızım Fatıma Beni İsrailin seyyidesine benzer kılan yani seni Hazreti Meryem gibi taltif eden Allah'a hamdolsun diye dua yaptı.

Hazreti Zekeriyya aleyhisselam, Meryem için süt anne tuttu. Ve 2 yıl Hazreti Meryemi süt annesi emzirdi. Kuranımızda emzirme süresinin ayetle tescilidir. Hazreti Meryem 2 yaşından itibaren yürümeye başladı. Hazreti Meryem vakfedildiği için o zamanın kuralı gereği kendi annesinin sütü yani Hazreti Hannenin sütünü bir kez bile olsun emmemiştir.

Sekizinci kelime indellah geçiyor. Hani o meyvelerin nereden geldi buyurduğu zaman mevsim zıttı meyvelerin Hazreti Zekeriyya aleyhisselama bir işaret taşıdığını görüyoruz. Şöyle ki önce bir insan olarak şaşırıp tahakküm etmesi, ikinci olarak da burayı bu kadar koruduğum halde rabbimin bu emanetine bu kadar ihtiyatlı ve dikkatli olduğum halde Meryem'in odasına bir başkası girmiş olabilir mi diye bir endişe ve şüphesini gidermek için Cenabı hak mevsim zıttı meyve gönderiyordu. Mevsim zıddı meyvelerin olması Hz. Meryeme karşı tüm saldırılara da cevap oluyordu.

Oradan bize de itikâdi bir hüküm çıkıyor ki Keramet; Hazreti Meryem peygamber değildir. Hazreti Meryem gibi Cenabı hakkın sevdiği kullar velayet makamındadır. Cenabı hakkın böyle ikramlarda bulunması işte kerametin delilidir. Kuranımızda keramete 2. delil, Süleyman peygamber aleyhisselam zamanındaki onun danışmanı olan Hazreti Asaf bin Berya (ra.)dır. O da kısa bir zamanda Hazreti Belkıs'ın tahtını Süleyman aleyhisselama getirmiş olmasıdır. Bunun dışında başka hangi kerametler var? Bunlara da kısa bir değineceğiz. Çünkü asırlardır keramete çok saldırdılar. Bunun fitnesini ilk yakanlar da Hazreti Ali efendimizin şehit olmasının müsebbibi olan mutezile dediğimiz kişilerin fikirleridir.

Keramet çeşitlerine baktığımızda; 1- Kısa zamanda uzun mesafeyi kat etmek işte Hazreti Asafın (ra.) tahtı getirmesi. Buna tayyi mekan, tayyi zaman deriz. 2-Kendisine ihtiyaç esnasında yiyecek, içecek ve giyeceğin ortaya çıkması. Bunun delili ise Hz Meryem (as.) kıssası. 3- Su üzerinde yürümek. 4-Havada uçmak yani kısa sürede başka bir ülkeye 3-5 saniyede varabilmek. Bunun delili, Şam yakınlarına Mute dediğimiz bölgede Hazreti Cafer ibni Ebu Talip yani Hazreti Ali efendimizin abisidir. Bu zat Mute savaşında 40 yaşlarına yeni girmişti. Önce iki eli koparılarak sancak yere düşürüldü. Ardından göğsüne kılıç darbesiyle şehit edildi. Aynı savaşta 3 komutan daha şehit oldu. Hazreti Cafer orada şehit edilince Hazreti peygamberimiz Medineden minberden gözyaşları elbisesinin üzerine akarak anlatarak bütün sahabeyi de anında haberdar eyledi. Savaşa katılan askerlerimizin gözü önünde Hazreti Caferin (ra) ruhu sanki bir bedene temessül ederek, koparılmış 2 kolunun yerine de 2 tane kanat verilmiş şekilde uçarak havada gittiğine bütün sahabe şahit oldu. Bedeni yerde ama ruhunu havada hepsi gördüler. Hazreti peygamberimizin bunu teyit eden 2 hadisi şerifini görüyoruz. Buyurdu ki, Cafer meleklerle uçuyordu. Yani onlarla birlikte cennete götürülüyordu. Onun içindir ki o günden itibaren Hazreti Cafere bir lakap verildi. Caferi Tayyar. Sahabe efendimizsen birisi anlatıyor. Resulullah ile beraber idik. Bir anda başını göğe kaldırdı. Ve aleykum selam ve rahmetullah ve berekatuhu dedi. Orada bulunan insanlar, ey Allah'ın Resulü, Neden böyle yaptın, dediler? O da Cafer bin Ebu Talip meleklerle bir topluluk halinde gökyüzünden bana selam vererek geçtiler, buyurdu. 5- Cansız ve konuşamayan varlıkların O delilin karşısında rabbimizin ikramı olarak konuşur hale gelmesi, hem ağacın taşın hem de canlı olup da hiç konuşma adeti olmayan varlıkların konuşması. Ashabı kehfin köpeği olan kıtmirin konuşması gibi. Yine Hazreti peygamberimiz bir gün sahabeleri ile otururken, geçmiş topluluklara ait bir hayvanın kıssasını anlattı. Bir ineğin çifte koşulup haddinden fazla çalıştırılması, fıtratı doğurmak ve süt vermek olmasına rağmen çok yorulması üzerine inek zamanın peygamberine şikayete geldi ve insan gibi konuştu. Bunu peygamberimiz sahabe efendilerimize aktarırken oradaki sahabiler inek konuşur mu diye tahaccup etti. Resulullah efendimizin hadisi şerifin devamında Ebu Bekir ve Ömer buna iman etti, buyurdu. Halbuki orada Ebubekir efendimiz de Ömer efendimiz de yoktu. Benim ümmetimden beni seven diyor. Aynen Ebubekir ve Ömer gibi benim ümmetimin salihleri de bu anlattıklarıma inanır, iman eder. Biz de inandık iman ettik. 6- Kerametler de bunların dışındaki şeyler vardır. Mesela Hazreti Ömer efendimiz, devlet başkanı iken Yeryüzünde iki güçlü devlet vardı. Biri Fars İmparatorluğu İkincisi, Roma İmparatorluğu idi. Hz.Ömer efendimiz Fars İmparatorluğunu sonunu getiren, onların topraklarını tamamen islama bağlayan devlet başkanıdır. Bundan dolayı İranlı belli bir kesim Müslüman olmuştur ama Hz. Ömer Efendimize olan kinleri dinmemiştir. İşte oradaki olan savaşların birisinde islam ordusu 4 tarafından çepeçevre kuşatıldı. İslam ordusunun komutanı Hazreti Sariye (ra.) idi. Hazreti Ömer Efendimiz Minberde Cuma hutbesi verirken öyle bir bağırdı ki Ya Sariye cebele, cebele, cebele ki o zaman o sesi bütün oradaki savaşa katılan islam ordusundaki neferleri hepsi duydu, dağları yankılandı. Hazreti Sariye bir anda dağa doğru çekti ve imha edilmekten kurtulmuş oldu. Yine büyük komutan Rabbimizin Seyfullah ismiyle taçlandırdığı Hazreti Halid (ra.) kendisini öldürmek için bir bardak zehir verilmişti ama Hazreti Halit Efendimiz Bismillah dedi o bardağı içti zehir kendisine zerre kadar tesir yapmadı.

Hazreti Ömer Efendimiz devrinde Mısır'da bir gelenek vardı. Bakire bir kıza en güzel elbiselerini giydirirler götürüp Nilin önünde keserek şehit ederler, onun bedenini Nile atarlardı. Nil bize her yıl suyunu versin diye o kızcağızı orada kurban etmiş olurlardı. Mısır fethedilince Mısırı fetheden komutan bunu yasakladı. Nilin suyu o yıl akmadı kendisi zor durumda kaldı. Mısırlar diyordu ki bir kızın kurban edelim su aksın. Yoksa biz susuz kalacağız, hepimiz kırılacağız. Komutan Ömer efendimize bir mektup yazarak durumu anlattı. Gayrete gelen Hazreti Ömer Efendimiz bir kağıda Ey Nil eğer Allah'ın kudretiyle akıyorsan, akmana devam et. Akmıyorsan bizim sana ihtiyacımız yok, yazdı. Elçiye dediki bunu götürün Nil suyunun içerisine karıştırın. Aynen dediği gibi yapıldı. Ve Nil yaklaşık 1300 yıldır hiç kurumadan akmaya devam etti.

Yunus suresinin 62. ayetinde rabbimiz öyle bir taltif eder ki, Allah'ın velilerine korku ve hüzün yoktur. Buyurulur. Yeter ki sen Allaha dost ol. Hayırlı amelleri vesilesiyle oluşan sevabının çokluğuyla Cenabı hak o kulundan hoşnut oluyor. Ona velayet makamını taltif ediyor. Kerametleri ve ikramla ödüllendiriyor. Ondan sonra yaşadığı dönem içerisindeki insanların en faziletlileri arasına katılır işte buna veli deniliyor. Sadettin Taftazani Hazretleri böyle buyuruyor.

Ali İmran suresi 42. Ayeti kerimede Esteuzibillah; Hani melekler, Ey Meryem Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı. Buyruluyor. Şimdi buradaki kelimelere tek tek değindiğimizde bu hitabı rabbimizin adına gelip Hazreti Meryeme Tebliğ eden Cibril aleyhisselâmdır. Hazreti Meryem'e verilen bu lütuf başka hiçbir kadına verilmemiştir. Böyle bir büyük lütuf ki melekler zaman zaman rabbimizden müsaade ister, topluca gelir Hazreti Meryemi ziyaret ederler, onunla sohbet ederlerdi. Melaikeler Hazreti Meryem'in ve peygamberlerin dışında hiç kimseyle görünüp konuşmaz. Konuşursa görünmez, ikisi aynı anda olmaz.

Ayeti kerimede Cenabı hak, Tahir kelimesini kullandı. Yani hiçbir günah işlemedi. Zaten ömrü Mescidi Aksa'da geçti. Günah işleyecek hiçbir zemin veya bir an yaşamadı. Buna rağmen Cenabı hak bu bize dönük bir uyarıdır. İşte biz günahlardan ve hakkında olumsuz dedikodu olabilecek iffetsizlik iftiralarından seni koruyacağız, tertemiz kılacağız. Yine Tahirin altında bir yer daha geçiyor. Hazreti Meryem haiz hali yaşamamıştır. Bu da o tahirin içerisine giriyor.

İkinci olarak Rabbim seni seçti. Bu ayeti celileyi peygamber efendimiz şu hadisi şerifiyle buyuruyorlar ki Dünya kadınlarının efendisi, İmran in kızı Meryem, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in kızı Fatima, Huvelin kızı Hatice, sonra da Müzahirin kızı Asiyedir. Şimdi bu hadisi Şerife göre sıralama yaptığımızda en üstün kadın Hazreti Meryemdir. Bundan dolayı ona cenabı hak kuranda 2 tane lakap vermiştir. Maide suresinde sıddıka Tahrim suresinde de Kanit lakabı verir. Bir de o günün peygamberi ve bizim peygamberimizin tescillediği el Betül lakabı vardır. Ikinci üstün kadın fatima validemiz üçüncüsü, fatima validemizin annesi Hazreti Hatice annemiz dördüncüsü firavunun eşi Hazreti Asiye radiyallahu anhadır.

Kısaca şöyle sayarsak, en üstün insanlar Peygamberlerdir. İkinci grupta Meleklerin resulleri yani meleklerin peygamberleridir. Yani Hazreti Cibril, Hazreti Mikail, Hazreti İsrafil, Hazreti Azrail ve Arşı alayı taşıyan 6 melaikeler. Kerrebuyun ve Mukarrebun dediğimiz melekler. Üçüncü grupta insanlara geçiyor sıdıklar. Dördüncü grupta Şehitler. Beşinci grupta Salihler vardır. Biz bunu şimdi dikey iniyoruz. Bir de yatay şekilde kendi içlerinde var. Altıncı grupta meleklerin o resul olmayan diğer kısımları, yani melâikenin avamı diyoruz. Yedinci kısımda yine insanlar son grup ama bunlar sadece ismen insan kâfirler, münafıklar.

Ali İmran Suresi 43. Ayette Rabbimiz Esteuzibillah, Ey Meryem Rabbine kıyam dur, secde et. Ve onun huzurunda, rüku edenlerle beraber rüku et buyurmaktadır. Buradaki 4 kelimeye dikkat ettiğimizde kıyam dur. Bu kelimenin kuranımızda adı konuttur. Kökü kanitindir. Hazreti Meryem'e dolaylı olarak da bizlere gönülden bağlı olarak namazlarını ikame et buyuruyor. Rabbimiz Ali imran 43.ayette bizden namazımız da bunu istiyor. Yani gönülden bağlılık istiyor. Kalbimizde huşu ve namaz kıl değil, namazı ikame et sağlamlaştırır, güçlendirir. Her gün namaza olan bağlılığımız o namazın vakti gelince ifa etme sorumluluğumuz daha da güçlenmesinin adı ikamedir, sağlamlaştırmadır.

Yine Hazreti Meryemin (ra.) bu durumuna bakara suresi'nin 238. ayetinde de şöyle bir ek daha yapar rabbimiz. Yine konut kelimesinin ardından da hafizun kelimesini koymuştur. Namazı sadece kıyamam ona veya kalbi bağlılığına ikame edip, itaat edip rabbimize boyun eğerek yapmamız yetmiyor. Hafizun yani onu koruyun. 2- Hazreti Meryem'e secde et buyurdu. Secde, Namaz kıl anlamının özüdür. Cenabı hakkın dostluğunu istiyorsak öyle lafla olmayacak. İlla secde, illa secde, illa secde.

3-Rüku edenlerle birlikte rüku et buyurdu. Hazreti Meryem Mescidi Aksa'nın tavan kısmındaki hücresinden her namaz vakti olunca Zekeriyya aleyhisselam o günün müslümanlarına imam olup namaz kıldırıyordu. Ona uyarak hücresinden cemaate tabi olmuş oluyor. Yani bu ayet rüku edenlerle birlikte ibadet et diye Hazreti Meryemin (ra.) üzerinden cemaatle namaz kılmamızı emrediyor. Hani bazıları imam şudur, diyanet budur. Onlar işte şunların, şuranın kulu kölesidir, diyerek camiden uzaklaşır. Biz her halükarda fâsık bile olsa imamlara iktidar uyarız. Ehli sünnetin meşrebi budur ki elimizden geldiği kadar cemaatle namaz kılmak Kuranımızın dolaylı emridir.

Bismillah, Subhaneke lâ ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim. sadakallahul azim. Subhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki, her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin. Amenna ve saddakna velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.

9 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page