top of page

ŞEYTANLARDAN ALLAH’A (cc.) SIĞINMAK


Cinnilerin Akaid İtikat ve İnanç Durumları ve Sorumlulukları

Cenabı hak, Zariyat suresinde Esteuzibillah, Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım, buyuruyor. Cenabı hak insanları ve cinleri uyarması için merhametinden dolayı resuller ve nebiler göndermiştir. Yine Enam suresinde Esteuzibillah, Ey cin ve insan topluluğu size ayetlerimi anlatan (Rusulun) Nebiler gelmedi mi? Buyurarak bizleri tekrar uyarıyor. Bu 2 ayete baktığımızda Peygamberimizin dışında hiçbir peygamberin cinlere peygamber olarak gönderilmediğini görüyoruz. Süleyman aleyhisselam cinnilere peygamber olarak gönderilmedi ancak onları kendi emrinde kullanma kudreti verildi. Bu ayeti celileye göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hem insanların hem de peygamberlikle görevlendirildiği günden kıyamete kadar bütün cinlerin peygamberi olduğunu görüyoruz.

Burada karşımıza Resulü sakaleyn, Müftiyyüs sakaleyn ve Zül cenahayn dediğimiz 3 tabir çıkıyor. Bu tabirlere kısa kısa bir göz atarsak. Resulü sakaleyn; Rahman suresinde geçer İnsanlar ve cinlere ait yükleri omzunda taşıyan anlamına gelir. Peygamberimizin bu makamla görevlendirilmesi, bu ilim mirası kendisinin vefatından sonra peyderpey gelecek olan ulamamızın içerisinden bu makamın sorumluluğunu ifa edecek kişiler kıyamete kadar devam edecek. Müftiyyüssakaleyn; Bu da Resulü sakaleyn görevini yürüttükleri için peygamberimize verilen isim onlara verilemeyeceğinden dolayı ulemamız onlara da Müftiyyüssakaleyn ismini vermiş. Müftiyyüssakaleyn olanlardan birkaçını sayarsak Ahmet bin Hanbel (ra.), Abdulkadir Geylâni (ra.), İmamı Gazali (ra.), Ebu Suhut Hazretleri (ra.), İmam Necmettin Ömer en Nesefi Hazretleri ve Abdullah Şarani Hazretleri. Burada İmam Şarani Hazretleri ile ilgili 1-2 konuya da parmak basarsak; Abdullah Şarani Hazretleri, Müftiyyüssakaleyndendir. Yavuz Sultan Selimin Mısırı fethedip halifeliği aldığı Mısır seferinde Yavuz Sultan Selim Hanın orada kaldığı sürece namazlarında özel imamlığını yapmıştır. Gamri camisinde kesintisiz 57 yıl imamlık yapmıştır, kendisi büyük bir fakihtir. Kitabında anlattığı bir hatırasında şöyle diyor; Bir gece Gamri camii'nde cemaat dağıldıktan sonra cami direklerinin, duvarlarının, hasırların, hatta caminin yapıldığı taşların tesbihlerini sabaha kadar işittim. Hatta uzaklardaki kişilerin seslerini sanki yanımda konuşuyorlarmış gibi duydum. Rabbim onların konuştukları kelimelere o kadar vakfetti ki bu hal sabah namazı ezanına kadar devam etti diyor. Bu keşif hali sabah namazı olunca cenabı hakkın rahmeti olarak kapandı. Yani bu kapanmadan memmun kalıyor. Çünkü insanların iç hallerini bilmeyeyim ve dışındaki haline göre hüsnü hal taşıyayım diyor. İmam Şarani Hazretleri 2 binin üzerinde hafız yetiştirdi. Bir gün yine Gamri camii'nde bulunurken diyor, kapı açıldı. Cin taifesinden bir şahıs geldi. Elinde 75 tane soru vardı. Bana birkaç sordu. Ben bütün detaylarıyla cevapladım. Bu cevaplarımı ve o soruların hepsini de diyor bir kitap haline getirdim. Adını da keşfül hicab ve ranneci esile tül can (cinlere verdiğim esrarlı kalplerin sırlarına vakıf olunacak soruların cevapları) koydum diyor. İmamı Şarani Hazretlerinin 200’ün üzerinde eseri vardır.

Gelelim bir başka zata; kitaplarımızda İbni Kemal olarak geçer ama Ahmet İbni Kemal Paşazadedir. Kanuni ve Yavuz Sultan Selim döneminde yaşamış Osmanlı ordusunda yüksek rütbeli bir subayken ordudan ayrılarak ilimde Müftiyyüs sakaleyn dediğimiz noktaya geldi. Osmanlı alimleri ve velilerinin içerisinde en meşhurlarındandır. Hatta Yavuz Sultan Selim Han'ın atının ayağından sıçrayan çamur hatırası olarak anlatılan zat bu zattır. 3. Grupta ise Zül cenaheyn dediğimiz büyüklerimiz vardır. Zül cenaheyn 2 kanatlı anlamına gelir. İmamı Rabbani (ra.), Halidi Bağdadi ve Abdülhakim Arvasi (ra.) Hazretleri de Zül cenaheyn olan büyüklerimizdendir.

Cin suresi ve İsra suresinde Esteuzibillah, Rasulüm deki Bana vahyolundu ki Cinden bir taife kuran dinlemiş de demişler ki muhakkak biz bir acayip ve bedi-i bir kuran işittik. Hidayete ve rüşte erdirene iman ettik. Bu ayet 2 surede geçer. Cinnilerin ilk geldiğinde Peygamberimizin hiç haberi olmadı. 2. Ziyaretlerinde rabbimiz haberdar etti. İlkinde onlar peygamberimizin haberi olmadan anlattığı derslerini ve kuran'ın tefsirlerini tahsil etmişlerdi. Rabbim biz onları o kuran sayesinde hidayete erdirdik kurtuluşa erdirik, buyuruyor. Şimdi bu ayete ve buna destek olan Enam ve Safa suresindeki diğer iki ayete göre cinniler akıllıdır. İdrak irade ve şuur sahibi varlıklardır. Dolayısıyla bunlar mükelleftir. Yani iyi ameline mükâfat alır, kötü ameline ceza verilir. Cin suresine göre salihun diye geçer ve salihleri vardır. Ahkaf suresinde cinlerin içinde yahudilerinin olduğunu ayet anlatır. Nasrani, Mecusi, ateist, putperestlerinin olduğunu görüyoruz. Yine Hazreti peygamberimizin hadislerine dayanarak çıkardıkları bizdeki akaidi mezhepler gibi kaderiyye, mürcie, harici, rafizi, şii ve sünni gibi kendi aralarında itikadı olarak ayrıldıklarını Abdulkadir Geylani Hazretleri ifade ediyor. Burada yahudilere şöyle bir tanımlama yaparsak. Yahudiler Cenabı hakkın yeryüzüne gönderdiği 104 mukaddes kitap içerisinden (kutsal demiyoruz kutsal kelimesini müslüman kimse kullanmaz Müslüman mukaddesi kullanır) Tevrattan başka hiç birine iman etmezler. Bu da onların ne kadar dinsel ırkçılık yaptıklarının şahididir. Cinnilerin kâfirlerine ve münafıklarına şeytan, kâfir olmayanlara da cin denilir. Onların da müslümanlarının içinde itaatkârları ve asileri mevcuttur. Cenabı hakk'ın emirlerine başkaldıran, direnen, isyankâr olan her cinniye ve insana şeytan denildiğini Enam suresinde rabbimiz kendi tarif buyuruyor. Öyle olunca demek ki cinlerin de mümin olanları cennete, kâfir olanları cehenneme gidecek. Bu Araf, Hud, Rahman, Secde ve Ahkâf surelerinde ayetlerle tescillidir. Ancak bir ayrıntı var ki, Cenabı hak biz Müslümanları Cennet nimetiyle lütuflandırdığında yiyeceklerin, içeceklerin, güzel eşlerin hurilerin verileceğini ifade buyurur. Ancak cinnilerden cennete girenlerin bize bu vaat edilen yiyecek, içecek ve hurilerin onlara da verileceğine dair hiçbir hadis bulamıyoruz. Bu konuda İmamı Azam Efendimiz sükut etmiş. Biz de sükut ediyoruz. Sonuç olarak cinlerin varlığını inkar eden 147 ayeti inkar etmiş anlamına geleceğinden küfre girer.

Şükretmek; Hazreti Cabir (ra.) anlatıyor, Resulullah (sav.) Ashabı kiramın yanına çıktı ve onlara Rahman suresinin başından sonuna kadar okudu. Ashabi kiram sustular. Sure bitince Resulü Ekrem buyurdu ki, Cinlere islamı anlatmak için gittiğim gecede bu sureyi aynen cinlere de okudum. Ve onlar cevap bakımından sizden daha olumlu icabet ettiler. Burada peygamberimiz sahabelerine biraz kırılıyor. Yani onlar bu suredeki sayılan nimetlerin hepsini tescil etti ve doğruladılar. Ancak ben diyor aynı sureyi size de okuyorum sizden hiçbir tepki alamıyorum. Hadisi şerif devam ediyor ki, Sure içerisinde geçen(Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban) bunca nimetlerinden hangisini yalan sayabilirsiniz? Ayetine her geldiğimde cinler topluca; Ey rabbimiz senin nimetlerinden hiçbirini inkar edemeyiz ve sana hamdolsun dediler. Ama siz bunu yapamadınız buyurarak aslında sahabe efendilerimiz üzerinden bu sitem bize de aktarılıyor. Görüyoruz ki nimetleri bilmek ve şükretmek bu kadar önemli.

Kuranımızı dinlemek; Ahkaf suresi 29. ayette Esteuzibillah; Ve iz sarefna ileyke neferen minel cinni yestemiunel kur'an, fe lemma hadaruhu kalu ensıtu, fe lemma kudıye vellev ila kavmihim munzirin. Hani cinnilerin bir grubu Kuranı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar dinlemeye hazır olunca biri birilerine (Ensitu) susun demişlerdi. Kuran'ın okunması bitince o dinleyen oraya katılanlar uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi, buyuruyor.

Yine Cin suresinin 19. Ayetinde Esteuzibillah; Ve ennehu lemma kame abdullahi yeduhu kadu yekunune aleyhi libeda buyuruyor. Bu ayette peygamberimizi Abdullah olarak isimlendirilir. Abdullah peygamberimizin en çok sevdiği isimlerden birisidir. Ve orada Libeda geçer. Cinnilerin peygamberimizin etrafında böyle keçe gibi oldukları anlamına gelir. Çok ilginç bir tanımlama keçe gibi… Şöyle baktığımızda 2-3 anlama geliyor. Cinnilerin o derslere kalben ısrarlı, aşırı istekli dinliyorlar ki bir kelimesini dahi kaçırmamak için birbirlerine adeta keçenin yönlerinin girip sıkıştığı gibi sıkışıp saf tutuyorlar. İkincisi peygamberimizin ağzından dökülen her kelimeyi ezberleyebilmek ve geri gittiklerinde diğer cinnilere anlatabilmek için doğru öğrenme arzusunda olduklarını görüyoruz. O gecede peygamberimizi dinleyen 70 binin üzerinde cin vardı ve hepsi de Resulullah efendimize biat ederek ayrıldılar. Peygamberimiz tan yeri ağarmasına kadar onlarla muhabbete, sohbete devam etti. Bu cinniler peygamberimizin cemaatle yatsı namazını kıldıkları esnada gelmişlerdi. Yatsı namazında peygamberimizin imamlığında sahabe efendilerimizin rükuya secdeye birlikteki itaat ederek gidişlerini görünce cinniler onlara hayran kalmışlardı. Rabbimiz 7 ayetinde sahabe efendilerimizi över çünkü onlar çeşitli günahın içindelerdi. Ancak Peygamberimize beyat ettikten sonra peygamberimizin yap dediğini yapar, yapma dediğini yapmazlardı. Onlara denildiği gibi aynı hadisi şerifler şu an bize de emrediyor. Ayetler aynı ayetler onlara emrettiği gibi bize de emrediyor. Biz bu istikrarı gösteremiyoruz. Bazen tutuyoruz, bazen tutamıyoruz. İşte aramızda fark budur. Onlar böyle bir istikrar böyle bir karakter oluşturdular. Biz ise kum ve kaya gibiyiz. Dünyanın ilk oluşumu kayadır. Sonra çeşitli etmenlerle o kayalar parçalanıp kuma döndü. Kumlar da parçalanma ve sürtünme yoluyla toprağa döndü. Burada kayayı Neferlere, kayanın içindeki daha sert hali mermeri de erlere, o mermerin daha daha sertleşmiş olanı granit dediğimiz kısmı da liderlere benzetirsek. Bugünkü Müslümanların onda dokuzumuz kumsal halindeyiz. Yani ne istikrar var, Ne de karakter var.

Şimdi(Libeda) keçe kelimesinden türeyen lubet diye kelime var. Bu kelimeyle ilgili bir kıssa var. Hud aleyhisselamın kavmi Yemen'de yaşamış ad kavmidir. Ad kavmi şiddetli bir rüzgarla Cenabı hakkın gazabına uğrayarak helak edildiler. Ancak bunların devamından gelen kavim babaları ve dedeleri kadar sapkın olmadılar. Onlara da 2. Ad kavmi denir. 2. Ad kavminin yaşadığı dönemde Yemen'de uzun bir süre yağmur yağmaması nedeniyle bunlar Hazreti Lokman aleyhisselama dua etmesi için ricada bulundular. Lokman aleyhisselam dua ettikten sonra ya Rabbi Bana Hayırlı ve uzun ömür nasip eyle dedi. Rabbimiz bu duasını da kabul etti. Ve ona Melekailer vasıtasıyla Nasıl bir uzun ömür istediğini sordu. Lokman aleyhisselam, 7 kartalın ömrü kadar ömrüm olsun istedi. Cenabı hak kabul buyurdu. Lokman (as.) yeni doğmuş bir kartalı alıyor ona yıllarca bakıyor, besleyip büyütüyor. O ölünce yerine bir yavru daha alıyordu. 7. kartalın adı da lubetti. Ve bu 200 yıl yaşadı. Onun vefat ettiği gün lokman aleyhisselam da vefat etti. Bu kıssayı aktardıktan sonra tekrar konumuza dönersek

Kuranı kerimimiz okunurken dinlemedeki eksikliklerimiz; 1-Taziyelerde, düğünlerde, mevlitlerde, sünnet merasimlerinde orada bulunan hiç kimse kuran dinlemediği halde birisi de oturmuş 3-5 kuruş verecekler diye kuran okuyor. Hem kendi vebale giriyor, hem oradaki dinlemeye imkanı olmayanların tümünü vebale sokuyor. 2-Cami hoparlöründen içerideki okunan kuranı bilerek dışarı veriyorlar. Dışarıda her türlü durumda insan var. Bunların dinleyemeyeceklerini bile bile o hoparlörü açıp dışarı veriyor. Bu konuda vebal altına giren o kadar din görevlisi var. 3- Cenaze defin esnasında halk bir taraftan konuşarak kabre toprak dolduruyor. Hoca efendi o esnada kuran okuyor. Orada 10 dakika sabretse herkes işini bitirip otursa ondan sonra kuranı kerimi okusa o şekilde vebale girmeden ayrılsa 15 dakika gecikir hepsi bu. 4- Evimizde iken televizyondan veya başka şekilde kuran okunurken oturuş şeklimiz düzgün değilse veya mutfakta hanımefendi açmış kuranı bulaşık yıkıyor dinliyorsa tamamı yanlıştır. 5. Araba kullanırken kuran dinleme çalışıyoruz. Ama her türlü aktivitemize de devam ediyoruz. Bunlar tamamen yanlıştır. Kuranda okunduğunda esnada susun emri sadece dilin susmasına emretmez. Beden dilimizin susmasını da emreder. Bedenimizin bütün organları susacak ki kuranı dinlemiş olalım. Yoksa hepimiz o mübarek kelamın hışmına uğrarız.

İstiaze, Allah celle celaluhuya sığınmak ve himayesine girmek. Cin suresi 27. Ayeti celilede Esteuzibillah; …fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihi rasada. Çünkü o Allah celle celaluhu ki önünden ve ardından gözetleyiciler izleyiciler, muhafızlar, koruyucular ve rasitler dizer. İşte Kuranımız böyle korunuyor. Şimdi peygamberimizin bu ayeti tefsirine baktığımızda (SAV.) buyuruyor ki; Yüce Allah inen vahyi cinnilerden korumak üzere Cebrail aleyhisselam ile birlikte 4 tane gözcü melek eşlik eder. Bütün vahiyler 23 yıl boyunca böyle geliyor. Demek ki bizimde istiaze için her gün kuranı kerimimizi en azından 2 sahife okumak onunla şereflenmemiz gerekiyor. Nahl suresinin 98 ayetinde Esteuzibillah; Fe iza kare'tel kur'ane festeız billahi mineş şeytanir racim, Kuran okuyacağın zaman. O kovulmuş şeytandan Allah'a sığın buyuruyor, bu rabbimizin emridir. Yani kelamını okumaya başlamadan evvel şeytandan Allah'a sığın ondan sonra kelamını oku. Cenabı hak neden kendi kelamını okurken dahi şeytandan bana sığının buyuruyor? Buna detaylıca bir baktığımızda istiâze kurannımızda 17 kez geçiyor. Peygamberimiz buyuruyor ki Cibrili emin billahi mineş şeytanir racimi levhi mahfuzdan direk bana ilka etti buyuruyor. Bundan dolayı görüyoruz ki şeytandan Allah'a sığınmak farzdır.

Şimdi bu emrin ne anlama geldiğini 6 mertebede açıklayacağız. 1- Allah'ın koruması olmadan biz günah işlememeyi başaramayız. Yani irademiz ne kadar güçlü olursa olsun karakterimiz ne kadar oturmuş olursa olsun bizim günahı işlememek için nefsimize gücümüz yetmez. 2- Tevfiki ilahi yani bir kişinin zorda olsa kolay da olsa yapacağı işi başarması için muvaffak kılınmasıdır. Cenabı hak bize güç kuvvet vermezse, muvaffak olabilmemiz için bizi desteklemezse ne ibadet yapabiliriz ne de başka işlerde başarılı olabiliriz. Bu 2 akait aynı terazinin 2 kefesi gibidir. Günah işlememeye de kendi gücümüz yetmez, ibadet yapmaya da gücümüz yetmez. Başardıktan sonra da mutlaka şükür edeceğiz. Bu ayetin tefsirinde Fahrettin Razi Hazretleri buyuruyor ki Müslümanlar 3 mertebe olmadan şeytandan Allaha sığınmış olmaz buyuruyor. Birincisi diyor ilim olacak yani cahil insan nereden nereye sığınacak bilmediği için bir geçerliliği yok diyor. İkincisi Hal olacak diyor. Yani Müslüman'ın kalbi mütevazi, tazarru ve huşu halinde olacak, acizliğini kabul edecek. Üçüncüsü ise Amel edecek diyor.

Yukarıdaki ayete göre şeytan kuranı okurken bile hücum ediyor ki biz aşağıdaki sayacaklarımızı yapabilmek için euzuyu okuyup rabbimize sığınıyoruz. 1- Hem kuran okurken hem de kuranı bitirdikten sonra şeytanın vesvesesinden, saptırmasından ve şerrinden korunmak için euzü okuyoruz. 2-Şeytan kuranı kerim'in manasını düşünüp anlamayı engellemeye çalışır. Onun için euzü okuyunuz ki o uzaklaşsın da bizim anlamamıza mani olmasın. Bazen Arapça bilmezsin ama cenabı hak kalbimize bir fehim verir okuduğunu anlarsın. O fehim insanın firasetini açar kelimenin anlamı kendi kalbine doğar. İşte bu cenabı hakkın hiçbir aracı olmadan verdiği bir ilimdir. Ve şeytan bunu engellemeye çalışır. 3- Kur'an okuyunca kalbimiz incelir, hassaslaşır. Ve o zaman amel etme sevgimiz artar. İşte şeytan bunun önünü kesmeye çalışır. Şeytanın bu konularda yüzlerce binlerce milyarlarca tecrübesi var. 4- Peygamberimiz buyuruyor ki kuran okunurken İblisin görevlendirdiği hinzeb isminde kâfir cin gurubu vardır. Cenabı hak lütfederse bunların geldiğini anlayabiliriz. Çünkü bunlar etrafa kokmuş et gibi bir koku yayar. Bunlar kur'an okuyan kişinin yanlış okumasına ve bildiği halde şaşırtmaya çalışır. 5- Kuran okuyup bitirdikten sonra bazı müslümanlarda ucb oluşur. İşte ben şu kadar kuran okudum veya şu kadar kuran okuyabiliyorum, cenabı hak bana kuran okumak için ses vermiş gibi kendini beğenmeye başlar. Okuduğu kuranı heder eder. Gerek yukarıda geçen Nahl suresinin 98. ayeti gerek onu tefsir eden hadisi şerifimizde göre Euzuyu okuma yeri konusunda ulemamızda fikir birliği yoktur. Euzuyu okumayı Ayete göre okumanın sonunda Hadisi şerife göre başında işaret ediyor. Ancak Fahrettin Razi Hazretleri ikisinin ortasını bularak bize buyuruyor ki, bir insan hadisi şerife uyarak okumanın başında euzu, bitirince de euzu ile birlikte fatiha okuyacak. Böylelikle her ikisini de yapmış olacak. 6- Ulamamız buyuruyor ki Euzu okuduğumuzda o kalbi taharet eder. Ki kuran okuyunca oraya feyz insin, kul temizlensin, taharet olsun, füyüzad insin. Çünkü Cenabı hakkın feyzi kalbimize taharet olmadan inmez. İşte şeytan buna mani olmak için sürekli mücadele eder.

Hazreti Cübeyr bin Mutim (ra.), Ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in namaza başlarken şöyle dua ettiğini kulaklarımla dinledim buyuruyor. Allah'ım şeytandan, onun dürtmesinden, kibirliliğe götürmesinden, batıl telkinleri fısıldamasından ve üflemesinden sana sığınırım diye dua ettiğini duydum, buyuruyor. (Şeytan dürttüğü anda vücudumuzda bir ürperme oluşur. O dürttüğü zaman bizde kibirlenme de oluşur. Üflediği anda hava boşluğuna düşmüş gibi ciddi bir sarsıntı olur.)

Ve yine Hazreti Makal bin Yesar (ra.) Resulullah sallallahü ve sellem şöyle buyurdular, Sabahleyin kim 3 defa Euzu billahis-semiil- alimi mineşşeytanirracim, (Euzu billahimineşşeytanirracim demek de yeter) ardından da Haşr suresinin son 3 ayetini (huvallahülleziyi) okursa o gün ölürse şehit olur. Şehitlik cephede de olur, yatağında vefat ederek de olur. Yeter ki rabbimiz lütfeylesin.

Şimdi yukarıdaki ayete bir de fıkıh olarak baktığımızda Hanefi olanlar namazlarda ilk rekatta sübhanekeden sonra euzu ve besmeleyi diğer rekatlarda sadece besmeleyi okur. Şafi ise her rekatın başında euzu besmeleyi okur. Hazreti peygamberimiz Ebu Said el Hudri (ra.) aracılığı ile buyuruyor ki; Ezanı duyan cinniler okuyana şahitlik edeceklerdir, buyuruyorlar. Bundan başta müezzinler yararlanacak. Sonra bağda, bahçede,tarlada çalışırken veya yolda arabayla giderken namaz kılmak için durduğumuzda sadece kendimiz duyacak tonda ezan okuduğumuz zaman bu hadisi şerifteki nimetten aynen yararlanacağız. Kadınların bu sorumluluğu yok, sadece erkeklerin var. Çocuğa ad koyarken oradakilerin duyacağı tonda bir ezan okuduğumuzda yine bundan yararlanacağız.

Başka bir Hadisi şerifte Sallallahu aleyhi ve selem buyuruyor ki, Sizden kim gece namazı kılarken kuranı kerimi açıktan okursa yani fatihayı ve zammı sureyi havada uçarak gezen mümin cinler onun namazına gelir, arkasına saf olup birlikte namaz kılarlar. Demek ki Evimizde dahi sabah namazı, akşam namazı, yatsı namazlarını yalnız kılarken kıraatını açıktan okur isek cinniler ardımızda cemaat olacak, sevabını alacağız, Namazımızı bitirdikten sonra selam verirken 1-Sağımızdaki ve solumuzdaki melaikelere niyet edeceğiz. 2- Camideysek sağımızdaki ve solumuzdaki cemaate niyet edeceğiz. 3- İmam sağımızda mı kalıyor, solumuzda mı kalıyor ona göre mutlaka niyet edeceğiz, 4. O anda camide safta olup namaz kılan cinnilerin salihlerine de niyet edeceğiz. Çünkü İbni Abidin Hazretleri göre bu sünnettir.

Cinnilerle cemaat olma; Abdullah bin Mesud (ra.) anlatıyor; Resulullah sallallahu aleyhi ve selem benimde içinde bulunduğum bir ortamda cinniler ile görüşmesi bitince abdest alıp namaz için kalktığında cinnilerin içinden 2 adam geldi. Ve dediler ki ey Allah'ın resulü namazımızda bize imamlık yapmanı istiyoruz. Resulullah sallallahü ve sellem onları arkasına durdurdu. Ve bize sabah namazını cemaat halinde kıldırdı. Şimdi İbni Abidine göre buradan 2 hüküm çıkıyor. 1- Cinlerden birisi namaz kılarken önümüzden geçerse (Girdiği şekliyle görmek bize nasip olursa) namazımızı bozmaması için insanla nasıl mükadele ediliyorsak onunla da aynı şekilde mukatele etmek hakkımızdır. 2- Cinnilerin bize görünür halde yaptığı imamlığında kıldığımız namaz sahihtir.

Bismillah, Subhaneke la ilma lena illa ma allem tena inneke entel alimul hakim, Sadakallahul azim, Sübhansın ya rab senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin, Amenna ve saddakna velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.


16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page